"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

Delikanlı genç kıza mahallede rastlamış

“MAHALLE” deyince, 7/24 envai oyundan söz etmemiz gerekiyor. Oyunlarımızın malzemesi geri dönüşümlüydü, bir kere... Saklambacın kukası Filiz Çay’ın teneke kutusu, kılıç tahtadan, kalkanı atık ambalaj mukavvası... Çay kaşığından da, “şövalye yüzük”.

Sanayide karıncalanıp araçlardan sökülen rulmanlar da tornet tekeriydi elbette.
Gazoz kapağı, farı, stop’u... Sigara paketinin, çikolatanın yaldızı da, tornetin nikelajı...
(“Tornete güzelleme” ve “saygı” borcumuz baki... kaykayın, mini scooter'ın atasıdır, o ayrı... Bir ara, Devrim Arabası’nın yapamadığı devrimi, çullu-çulsuz çocuklarıyla tüm yurda yayan bu müstesna icada binip, yokuş aşağı bırakacağız kelimelerimizi)
* * *
Organikti oyunlarımız sonra, cevizle, at kestanesiyle “baş” oynardık mesela.
Oyunlarımızın hikayeleri, türküler gibi gerçekti...
“Yaşamdan”dı, hem de...
“Ceviz oynamaya mı geldin odama /Nişanlın da bu mu da derler adama” türküsünü bizzat mahallede yaşadık. (Şimdi özetleyeceğim hikayemiz, isimler dahil gerçektir)
* * *
Emek'te üç apartmanın eli-ayağı İmdat Efendi’nin 15 yaşındaki kızı Güldane’yle evlenen "16’lık delikanlı”, içgüveysi girdiği evden kaçıp kaçıp bizimle misket, ceviz oynardı da...
Kayınbabası “ekmek-gazete” servisine çıkmadığı için, çok kızardı ona.
Gözünü morartmıştı bi tepikte... De ki şöyleydi repliği:
“Ceviz oynamaya mı geldin ulan, iki göz odamıza...”
* * *
“Canlı”ydı oyunlarımız, hem. Capcanlı...
Cırcır böcekleri
, “zırıltı” hevesimizi tatmin eden oyun malzemesiydi bazen... (İncitmeden)
Sokak köpekleriyle kovalamaca, saklambaç da vardı zıp zıp.
Kurbağa, çekirge yarışları ise, altılı ganyan.
En yaman sokak çocuğu Can Yücel’in dediği gibi, “Biz en hızlı yeşiliydik /kurbağa yarışlarında annemizin...”

İPEK BÖCEKLERİNDEN AŞK FELSEFESİ DERSİ

Gerçekten biliyorduk, yaşıyorduk oyunlarımızda ki, biz “doğadan”dık.
Bize “Leylek getirdi” gevelemesine gerek duymadı, ebeveynlerimiz.
Üremeyi, başkalaşmayı, sevişince kelebek olmayı evde beslediğimiz ipek böceklerinden öğrendik.
O çirkin tırtılların birleştikten sonra kozasına çekilip, oradan bembeyaz kelebeğe dönüşüp çıktığını gördüğümüzden olsa gerek.
Kurbağalıktan kurtulmanın çaresini, uzunca bir dönem prensesin öpücüğünde aradık.
Ama saraylarda değil, komşu kızında...
Serenadımız da hazırdı, Erkin Baba'dan:
"Bana bir kez gülmez misin komşu kızı
Hiç karşılık vermez misin komşu kızı..."
* * *
“Güzellik mi-çirkinlik mi” oynardık, onlarla.
Onlar güzelliklerinin kayda geçmesini severdi herhal, biz de -onlar adına- sevinir, severdik...
Onlara sıra gelince “güzellik” derdik hep; yani “Güzel ol, güzel bir poz ver”...
Kızlar, TV’siz edindiği harika muhayyilelerinden seçmelerle poz alırlardı ekranımızda. (Belki az biraz, Cep Fotoroman etkisi vardır)
* * *
Bize hep “çirkinlik” yakışırdı...
“Yakışıklılık”ın çirkinlikle ağırından bir bağlantısı, bir raconu filan vardı, sanırım.
“Baby face”, iltifat görmezdi pek.
Açıkhava sinemasında, sessiz filmde, tebessümümüzde, o yüzden “Çirkin Kral”dık hepimiz.

İLK VALS: AÇ KAPIYI BEZİRGANBAŞI

Kızlarla ilk dansımızı, -ohoo- çok erken yaptık.
“Elim sende”de peşinden koşup, “Aç kapıyı bezirganbaşı” valsinde anlaştık. Ve “çıktık” sonra, birlikte “yandık” oyunlarda.(Yandık, yandık, yine yandık...)
Fısıldaştık, kukası kayıp saklambacın kuytularında.
Ajda Pekkan “Saklambaç”ın şarkısını söylerdi, biz canlandırdık...
“Saklanma ne olursun bıktım olmaktan ebe /Başka aşkın varmış artık biliyorum sobe”yi ise, mahalleden taşınınca öğrendik.
Delikanlı genç kıza mahallede rastlamış
Gece-gündüz tüm oyunlarda, -haremsiz- selamlaştık, helaldi arkadaşlık...
“Misket gözlü”, sek sek adımlı, papatya taçlı, diz kapakları bereli, tek koncu düşük soket çoraplı o kızları, o harika amazonları hiç birimiz unutmadık.
Sürpriz yumurta değil, “sepet sepet yumurta” vardı çünkü o günlerde.
Ve “Sakın beni unutma”...
* * *
Çoğu, anı olamayacak kadar taze sanki; bakın yine haklıymış Edip Cansever:
“Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk /Hiçbir yere gitmiyor”

Yarın, neydi ne oldu, nedendi, nerelerde durulduk, yorulduk... Dilden geldiğince, oralardan devam.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI