Cinnet kadının ayağının  altında...

EKRANLARDA anaların ayağının altındaki “cennet”ten ziyade, “cinnet”in/cinayetin boy gösterdiği bir ülkede yaşıyoruz.

Haberin Devamı

İlginçtir ki cinnet, yani insanın kısa süreli olarak aklını kaybetmesi, psikiyatriden çok medya için bereketli, kullanışlı bir kelime hâline geldi.

Çoklu bir cinayet, bir dehşet mi yaşandı...  Psikologlardan, psikiyatristlerden önce, maktul cinayet mahallinden bile kaldırılmadan medyanın teşhisi hazır:

“Cinnet geçirdi...”

* * *

Dört yıl önce çarpıcı bir örneğini yazmıştım.

Erdoğan Uysal, 52 yaşında... 41 yaşındaki eşi Emine Uysal’ı öldürdü.

Şöyle anlatıyordu cinayeti ifadesinde:

“Olay günü eşimle gezmeye çıkmıştık. Dönerken bana bağırmaya başladı.

Kendimi kaybettim. Kafasına takozla vurdum.

Kafasından kan akmaya başladı, arabadan inerek kaçtı. On metre sonra yakaladım.

Takozla ve yerde bulduğum taşlarla vurmaya başladım. Hareket etmediğini görünce bıraktım.

Haberin Devamı

Daha sonra araçtaki benzini üzerine döktüm, yaktım.

Cinnet getirdim, pişmanım...”

* * *

Eşi bağırınca, cinnet geçiriyor ya da koşup, o cinneti getiriyor...

On metre kovalıyor, geçmiyor cinnet... Hareketsiz kalana kadar takoz, taş vuruyor kafasına... Cinnete devam.

Cinnetlik hâliyle, arabaya dönüyor, benzini alıp yakıyor cesedi...

Aklına gelse, belki “Hakim bey, cinnet bizim genlerimizde var, bana da dedemden geçti” diyecek.

Kadının hakareti, hatta sesini yükseltmesi, namusuna filan halel getirmesi nedeniyle “Cinnet geçirdim” diyecek ki, Yiğit Özgür’ün acı ironisiyle mahkemede “hafifletici sepetler”den faydalanabilsin...

“Kadın da adamı çıldırtmış azizim” filan olsun.

Yeter ki cinayetin, taammüden, bile-isteye, bazı örneklerde güle-oynaya işlendiğine hükmedilmesin.

* * * 

Psikiyatrik değerlendirmelerle, adli delillerle, olayın cinnet mi, planlanmış cinayet mi olduğu anlaşılıyordur.

Lâkin ben Stanley Kubrick’in The Shining (Cinnet) filminde Jack Nicholson’ın canlandırdığı “cinnet” süreci ve sahnesi dışında, çok da itibar edemiyorum bizdeki “vakayı adliyeden cinnet”e...

Şiddetin, işkencenin, namluda kurşun gibi  dolanan -onaylanmış- öfkenin, yıllarca bu denli hakim olduğu topraklarda, öyle olur olmaz “cinnet”e pek inanamıyorum zira.

Cinnet geçirilmesine hiç gerek kalmadan, -pek âla- sistematik uygulanabiliyor şiddet. Elle de, dille de...

Haberin Devamı

Durum böyle olunca şiddete alışan da çok... "Haklı" şiddeti alkışlayan da...

Tevekkül kapsamımız, şiddeti bile olağanlaştırma hatta “hak verme” hâlimiz öyle kuvvetli ki, bu ülkede kolay kolay cinnet olabilemez.

Şiddeti keyfince, uzun uzun uygularsın.

Kurtlar Vadisi değil de, “Adını cinnet koydum” olur, dizinin adı.

Sonuçta, “Mazeretim var asabiyim ben...”

* * *

İçimizdeki canavarın dışarı çıktığı “an”sa cinnet.

O takma dişli canavar bir çok örnekte hep dışarıda.

Sosyete, semt pazarlarında “halı dövücü” etiketiyle satılan beyzbol sopaları  gibi ortalıkta.

Geçen yılın verileri de ortada; Türkiye’de spor mağazalarında en çok satılan ürün beyzbol sopası. Türkiye, bu alanda dünyada en çok satış yapılan 4 ülkeden biri.

Haberin Devamı

Ama beyzbol oynayan bir Allahın kulunu göremezsin. 

Beyzbol sopaları da, trafikteki canavarlar gibi, -eli cinnete geçmek için viteste- dolanıyor ortalıkta.

Medyaya günlük “hava” raporu gibi yansıyan kadınlara yönelik şiddet haberlerine bakıyorum da...

Neredeyse hepsinde cinnet, kadınlara karşı getirilen/geçirilen bir şey.

Cinnet de kadının ayaklarının altında Hakim Bey.

Cinnet kadının ayağının  altında...

 

 

Yazarın Tüm Yazıları