"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

Bak, seyret, sen de böyle öleceksin

“İNSANA en çok acı veren, az sonra öleceğini bilmekten kaynaklanan acıdır. Az sonra; 1 saat, 10 dakika, yarım dakika sonra, işte şimdi, şu anda senin bir insan olarak varlığın sona erecek, et yığınına dönüşeceksin…

Ve bu kesinlikle böyle olacak; burada önemli olan bu “kesinlikle”dir.
Savaşta bir askeri alın ve bir topun namlusunun ağzına getirin.
Kendisine ateş edilen ana dek bir umudu olacaktır askerin; oysa aynı askere ölüme hüküm giydirildiğini bildirin –kesinlikle-, ya çıldıracak, ya ağlayacaktır.
Kimbilir dünyada yüzüne ölüm hükmü okunup işkencesi başlatılan, sonra da bağışlandın, gidebilirsin denen bir adam vardır ve o adam bize anlatabilir burada neler duyulduğunu...”
* * *
Budala romanındaki bu satırların yazarı, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’dir. (İsmi nasıl da melodili...)
Ve anlattığı roman kahramanı da; yani, idam mangasının önünde “ölüm hükmü” yüzüne okunan, ama son anda affedilen de odur.
Dostoyevski
165 yıl önce bugün, devlet aleyhine suç işlediği gerekçesiyle idama mahkum edilir.
Ve son anda affedilerek, cezası 4 yıl kürek artı 4 yıl hapse dönüştürülür.
Yılar geçer, “İdam ceza değil, intikamdır” sözü kalır bizlere...
* * *
Yaralı tarihimize bakarsak... İdam edilen bakanlara-başbakanlara, “daha 17” yaşındaki çocuklara...
“Laf gelmesin diye bir sağdan, bir soldan astık” diyen o “evren”lere...
Evet, öyledir.
İbret içindir, intikamdır...
* * *
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan.
İdamları TBMM’de onaylanırken, vekiller sıra kapaklarına vurarak “Üçe üç”, “Üç bizden, üç sizden” çığlıkları atarlar.
Yani, üç gencin asılması, 27 Mayıs infazlarının intikamıdır koca parlamentonun gözünde...
Bak, seyret, sen de böyle öleceksin
Üç yakın arkadaştan ikisi 25, Hüseyin İnan ise 23 yaşındadır.
İnfazlarını izleyen avukatlar Halit Çelenk, Mükerrem Erdoğan yıllar sonra açıklar korkunç bir “detay”ı.
Ama iddiaları, bir kaç gazetenin arşivinde kalır.
Yusuf Aslan’a Deniz Gezmiş’in idamını izletmiştir, infaz heyeti.
Ardından Aslan’ın idamını Hüseyin İnan’a...
* * *
Zalimliğin bir boyutu, en yakın arkadaşlara, birbirlerinin idamını izlettirmek.
Diğeri ise, birazdan sehpaya çıkacak gencecik iki insana, nasıl öleceklerini göstermek:
“Bakın, seyredin, sizin de bedeniniz önce böyle çırpınacak, ardından kasılacak ve dakikalar sonra böyle öleceksiniz...”
Zulmün katmerlisi, budur.
İntikamın
en vicdansızı...
* * *
Gezmiş
’in can vermesi, avukatına göre 25, Anadolu Ajansı muhabiri Burhan Dodanlı’ya göre 52 dakika sürer.
Onu izlerken, o en uzun yahut en kısa gelen zamanda, o iki genç ne düşündüler/neler yaşadılar acaba?
Tahayyül edebilir misiniz?
İnsaniyet adına...
Var mı tarifi, izahı filan...
* * *
O darağacı, Ulucanlar’daki Utanç Müzesi’nde duruyor.
Ve bu soruların yanıtını, o zalimliği uygulayanlar ya da izlemek zorunda bırakılanlar vermeli.
Yaşayan tüm ilgililer.
Sehpada o gençleri muayene edip, “Öldü raporu” veren doktor mu olur.
Savcı yardımcısı, infaz savcısı, merkez komutanı, askerler, zabıt katibi, gardiyanlar, cellatlar, diğer görevliler, belki bir başkası mı...
Böylesine hukuk, insanlık, vicdan tanımaz bir infaz mıydı izlediğiniz, ardından infaz zabıt varakasını imzaladığınız idamlar?
Sahiden, böyle mi oldu?
* * *
Eğer böyleyse, bu insanlık suçu mutlaka ve resmen kayda geçmeli.
Ceza verilir-verilmez, zaman aşımıdır-değildir, derdim o değil.
Vicdan aşınsa da, zaman aşımından yararlanamaz.
Dilerim bir gece, içlerinden birisinin yastığında uyanır.

X