"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

Aşkın karakutusu

KADIN ve erkek arasındaki “laf olsun da torba dolsun” babından farklar, cinsiyetçi yaklaşımların ana malzemesi oluyor her zaman.

Biyolojik farklılıklardan yola çıkan “ayırımcılık”, tarihsel, sosyal, kamusal, hatta hukuksal mecralarda da zeminini buluyor.

Orada durur mu... Anında cinsiyetçi esprilere, atasözlerine, deyimlere, bayat vecizelere sızıyor.

“Kadınla erkek -doğası gereği- farklıysa, bittabi eşit de olamaz” mantığı, en düz yol zira. Koştur dur.

“Erkek yaklaşımı”nın da en kolay lokmaları oluyor tabi. Türlü bahanesi de...

 

Küçük a ile başlayan aşk

 

Hele mevzu son yazımda az değindiğim “aşık kadın ile aşık erkek” arasındaki farklara yönlendirilirse, “dert köşeleri”nin de, geyik muhabbetlerinin de en bereketli toprağı oradan çıkıyor.

Kitapları bir ömür sansürlenen, haylaz yazar Henry Miller da balıklama giriyor bu mevzuya.

Ona göre, aşık kadınla aşık erkeğin arasındaki -dağlar kadar- fark, nettir.

Kadın aşkın bizatihi kendisini sever. Yani küçük harfle başlayan aşka aşıktır:

“Aşk kadın için tüm bir yaşamdır. Ama büyük A harfiyle başlayan (yani bir tek insana duyulan) aşkı pek bilmez kadın”.

Erkek ise aslında büyük A harfiyle başlayan, “özne”ye endekslenen aşkın peşindedir.

Miller’ın da araladığı bu kapı, ezelden beri bir turizm cazibesi olarak bile gaz verilmeye çalışılan milli çapkınlığımıza da mazeret hazırlayabiliyor tabi:

 “Onların hepsi küçük a, ama benim için sen her zaman büyük A’sın...”

 

Esprili spontane itiraflar

 

“Aşk” konusunda Miller’ın bu yuvarlaması elbet çok tartışılır.

Ötesi böyle varsayımlar, her genelleme gibi tehlikelidir şüphesiz.

Özellikle cinsiyete dayalı genellemeler, içinde mebzul miktarda haksızlık, ayırımcılık da barındırıyor çünkü.

Mevzu bir anda, kadın-erkek aşkının -esprili- farklarından, ayrımcılığın dibine vuruyor.

Ama bazen en bereketli tartışmalar da, köhne inanışların, kemikleşmiş genellemelerin bir minik “espri”yle (spontane itirafla) masaya gelmesiyle başlamıyor mu?

 

Şıpsevdi kadın mıdır erkek mi?

 

Miller’ın yaklaşımı, “şıpsevdilik” denilen ve pek bir ayıplanan meseleyi de getiriyor yanında.

Miller’a göre, şıpsevdilik hâli bizatihi aşkın kendisini seven kadına daha bir uyuyor sanki.

Aşka aşıksan, ömür biter yol bitmez. Gidişine yollar, duruşuna oğlanlar hasta...

Ama bizim ülkede, hatta bir önceki kuşakta öyle mi?

Şıpsevdilik, romantik komedilerin baştacıdır mesela... Ve Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Şıpsevdi” romanındaki kadar olmasa da, o “rol” genelde erkeğe yakıştırılır.

Eh, şarkıda da öyle değil midir:

“Sen yalancı şıpsevdinin birisin /Her gördüğün kıza sevgilim dersin /Herkes bilir şıp sevdi olduğunu /Hergün başka sevgili bulduğunu /Hiç güzel mi çirkin mi demezsin sen /Gününü gün edersin sen.”

Erkeğe yakıştırılması, kadına yakıştırılanına başka “ad” taktıkları için midir bizim ülkede?

Hamama gider kurnaya, düğüne gider zurnaya aşık olur” atasözü, fonetiğindeki gibi esprili, hoşgörülü yansı(tıl)maz kadına...

 

Aşkın platoniğine katlanan ülke

 

“Aşkta kadın şöyledir, erkek böyledir” laflamalarının keyif verdiği açık.

Aşkın, tutkunun platoniğine bir nebze katlanan ülkemizde gönlünce aşık olan ve duygularını uluorta, dilediğince göstermek/yaşamak isteyen bir kadının atmosferi de yaman.

Toplumsal kabul açısından hâlâ güçlü bir desteğe sahip olmadığı aşikar.

Lâkin bu mevzuda erkek ve kadının kuvvetli, kategorik farkları olduğunu varsaymak, fazla iddialı... “Caiz midir, mekruh mudur” sorusu kadar, yersiz de.

Aşk, bir çok insanın karakutusu, kayıtları bir kaza olmadıkça günyüzüne çıkmıyor.

Aşkın karakutusu

X