"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

Aldatma, ihanet bilmecedir

Rivayet odur ki, Zeus ile Hera’nın oğlu Hephaistos, Olympos tanrılarının “mermerden yontulmuş” güzelliğinin tersine, çok çirkindir. Sanayi tanrısı olması hasebiyle, sanki o zorlu zanaatinin de etkisiyle topal ve kamburdur hafiften.

Aslında Zeus ile Hera’nın “aşk mahsülü” çocuğu olduğu için muhtemelen güzel doğmuştur da... Mitolojiye göre ya babası, ya da anası onu Olympos’tan aşağı attığı için öyle olmuştur.
Ateş tanrısıdır lakin sönmüş yanardağdır.
Çirkindir ama bronz, demir ve değerli madenleri işlemeyi sadece o bildiği için, tanrılar katındaki yerini kısa sürede yükseltir.
* * *
Etna Yanardağı'nın ağzına kurduğu atölyesinde ateşin gücünü, bazen en yakıcı gücün rozeti, bazen de kendini yakan güçsüzlüğün mezartaşları olan silahları yapmakta kullanır. Ve o silahlardan korunmak için gereken zırhları, kalkanları...
Otoritenin, iktidarın, gücün tacı-tahtı da, onun tezgahından geçer.
Onun da güce, ardından saygınlığa ulaşır aksak adımları... Tanrılar da çok sever onu, insanlar da... Herkesin onunla "bir işi" vardır.
“Sanayi” tanrısıdır artık, her anlamda...

Çirkinim ama bilezik bende

Sadece silah da yapmaz. Demiri, metalleri, doğal haliyle o çirkinlikleri eritip, o kargacık-burgacık madenleri güzellikler üretmek/yaratmak için de kullanır.
Yüzükler, nadide bilezikler, takılar, ince bele aynalı kemerler de yapar. Şarap kadehleri de...
Ve bunlar ona, çirkinliği ile ötelendiği “estetik” dünyasında da “altın bileziğe” dayalı saygınlık kazandırır.

* * *

Silahların şakırtısının ürküten, bileziklerin şıkırtısının en çıplak kolları gezinen cazibesi, en çirkin tanrı olan Hephaistos’u sonunda düşleyemeyeceği bir güzelliğe ulaştırır.
Aşkın, tutkunun ve ismiyle müsemma, erotizmin, şehvetin tanrısı Eros’un okunu-yayını da o yapmıştır sonuçta...

Olympos’ta şok şok şok...

Hephaistos’un şanı-şöhreti, aşk, güzellik tanrıçası Aphrodite ile evlenme isteğine tanrılar katında onay verir. Onu kalbini kazanarak değil, tanrıların ödülü olarak "kazanmış"tır.
Lakin tanrısal açıdan “dengi dengi”ne görülen bu durum, aralarındaki bedensel/tensel/tinsel uçurumu ortadan kaldıramaz.

* * *

Hephaistos’un gün boyu, geç saatlere kadar atölyede çalışması, Etna Yanardağı’na uzun iş seyahatleri de, tuzu-biberi olur...
Aphrodite’in susuz tenine tuz serper, onu savaş tanrısı Ares’in kollarına sürükler.
Ve bir tanrıça, bir tanrıyı başka bir tanrı ile "aldatır"!

Tarihin ilk cürm-ü meşhutu

Hephaistos bir başka tanrının, Apollon’un “ihbarı” ile A. A. (Aprodithe-Ares) arasındaki gümbür gümbür ilişkiyi öğrenir.
Sanayi tanrısıdır ya; A. ile A.’yı aşk yataklarına kurduğu demir ağ düzeneği ile kıskıvrak yakalar ve“cürm-ü meşhut (suçüstü)” yapar.
O an, kıyası kabil olmayan çığlığı, Olympos’un eteklerinden zirvelerine kadar yankılanır.

* * *

Kıyası kabil değildir. Onun kadar çirkin olmasın Quasimodo’yu o hazin sona sürükleyen “aşk acısı” bile hiç kalır Hephaistos’un çektiğinin yanında...
Çünkü “uzaktan”, platonik bir özlem olarak kalmamış, aşkına karşılık alamasa da, Aprodite’i almıştır bir kez koynuna.

Tanrılar suç mahalinde...

Hephaistos, bedenine dökülen o erimiş ateşin acısı, öfkesiyle haykırır, Olympos’un tanrılarını “suç mahali”ne çağırır... (Henüz basın ve kameralar yoktur)
Tanrılardan normal olarak güçlü bir kınama, sert bir ceza, kılıç gibi bir adalet beklemektedir yaralı yüreği... İçindeki “kor”a, çeliğe su serpmek istemektedir.
Ancak mitoloji, yatağın yanına gelen ve iki dünya güzelini, Aphrodite ile Ares’i birlikte gören tanrıların, ceza yerine -o koca ağızlarını dev elleriyle kapatarak- bıyık altından gülümsemekle yetindiklerini yazar.

* * *

Kadın olsun erkek olsun, isteği dışında, ödül yahut gelenek-görenek olarak “sunulan” bir sevgiliyi “kazanmak”la... Sevdiğinin gönlünü, kalbini, sevgisini kazananmanın arasındaki fark, o zamanlarda da biliniyordur muhtemelen.
Öyle olunca da Aphrodite’in -yüz kızartıcı- eylemi, kendi istemeden parmağına geçirilen o bağa, sadakatsizliktir olsa olsa...

* * *

Ama sadakat de, sözlükteki gibi “içten bağlılık”, vefa filansa... İçi-kalbi boş, vefası temelsiz olan Aphrodite örneğinde, o da görecelidir.
Yok, ihanet , nam-ı diğer hıyanet olarak görülecekse, her şeyden önce birlikte kurulan, birlikte -kutsal, kıymetli- sayılan, karşılıklı güven duyulan “şey”ler gerektirir. Ki, onlara ihanet edilmiş olsun.

Çapraz bulmaca

Sadakatsizlik, aldatma, ihanet...
“Neden, nasıl olur, nasıl da oluyor”
dediğiniz an... Belki de Attila İlhan’dan mülhem, aldatma da, “ihanet (de) bir bilmecedir”.
Ve devamını getirdiği gibi, bazen “ihanete gece, müthiş bir gerekçedir”.
Ama hiçbiri, bir insanın canını almaya, “cezai” şiddet uygulamaya gerekçe değildir.
O insanlık dışı halin, “ağır tahrik”e dayalı ceza indirimi sağlaması da, ayrı, vahim meseledir.
* * *
Bu yukarıdan-aşağıya, sağdan-sola çapraz bulmacayı, çözmeye filan yeltenmiyeceğim tabi.
Düşüncelerimi ucundan paylaşacağım. Devamı, yarın gece.

TOPLUMSAL UYUMU BOĞAN GERDANLIK

APHRODITHE ile Ares’in yasak aşkından bir kız bebek doğar.

Tanrılardan medet/adalet bulamayan Hephaistos'un, Pandora’nın Kutusu’nda da parmağı vardır. Biriktirilen kine, kötülüğe uzak değildir.

O kıza da büyüdüğünde düğün hediyesi olarak lanetli bir gerdanlık hediye eder.

Kızın adı Harmonia yani farklı notalar, sesler, renkler, sözcükler arasındaki “uyum, ahenk ve denge”dir...

Ve o günden beri, insanlar arasında ne zaman bir uyum, bir armoni, bir bütünleşme, ahenk-denge hali ortaya çıksa... O lanetli gerdanlık, o imkanı bebekken boğmaya çalışır.


X

YAZARIN DİĞER YAZILARI