Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sağlam kazık: 270 yıl

KİLİSEYE ve Hıristiyanlığa düpedüz eleştiri, şöyle olursa dindarları kırar mıyım, böyle olursa dini duyguları rencide eder miyim kaygısı taşımadan. “Zadig” 18. yüzyıl Fransız düşünürlerinden Voltaire’ın imzasını taşıyan kitap.

Yükselen burjuvazinin dine kafa tutması.
Voltaire, Zadig’i 1747 yılında yazıyor. 270 yıl önce. 270 yıl önce yazılan kitap henüz Türkçeye çevrilmiş değil. Çünkü, dini duyarlık. Ne tehdit içeriyor, ne şiddet ama sıkıysa çevir. Neydi adı, “düşünce özgürlüğü mü ne”, öyle bir şey vardı, bizim ülkemizde.


KIRMIZI KİTAP


Çocuklara okul kitabı, İngiltere’de Richard Handyside isimli biri tarafından yayınlanıyor, hafif pornografik. Hükümet “Zararlı yayın” gerekçesiyle kitabı yasaklıyor. Handyside İngiliz mahkemelerine gidiyor, hayır, yasak sürüyor. Bu kez AİHM’ye başvuruyor.
Daha önce birkaç yerde yayınlanmış AİHM’nin Handyside kararını yeniden anımsamanın tam günü, Zadig ile birlikte:
“Düşünceyi açıklama özgürlüğü, her bireyin gelişmesinde zorunlu koşullardan biridir. Sadece hoşa giden veya zararsız sayılan haber ve fikir için değil...”


ÇOĞULCULUK


Şimdi sıkı durun, AİHM devam ediyor: “...devlete ve halkın bir kısmına ters düşen, şoke eden, üzüntüye sevk eden konular için de geçerlidir. Çoğulculuk bunu gerektirir, çoğulculuk olmadan demokratik toplum olmaz. Çoğulculuk devletin güvencesi altındadır”.
1976 tarihli AİHM’nin bu kararı 2004’te Türkiye’de Yargıtay içtihadına dönüşüyor, Türk hukukuna giriyor, halka ters düşse de, şoke etse de çoğulculuk gereği.
Türkiye’yi izliyorum, Orhan Veli’ye nazire, gözlerim açık, hangi Yargıtay, ne içtihadı, nerede çoğulculuk, 270 yıla her gün tur üstüne tur biniyor.


Markopaşalar


“TOPLATILMADIĞI zaman çıkar”, “Yazarları hapiste olmadığı zaman çıkar.” 1940’ların ikinci yarısında yayınlanan mizah dergisi Markopaşa’nın kapağındaki bu iki cümle hemen göze çarpıyor.
Toplatılıyor ve arka arkaya kapatılıyor. Mizahta yaratıcılığın sonu mu var, Markopaşa kapatılıyor, Merhumpaşa, o kapatılıyor, Malumpaşa, o kapatılıyor, Yedi–Sekiz Hasan Paşa, kapatmaya devam, başka isimlerle yayına devam, Hür Markopaşa, Bizim Paşa, Ali Baba ve Kırk Haramiler. Yazarları çok ünlü, Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz yazıları, Mim Uykusuz çizgileri ile bu dergilerde.
Fransız mizah dergisi Hara-Kiri gerçekten büyük devlet adamı Charles de Gaulle’ü eleştirdiği için 60’larda kapatılıyor. Onun yerine çıkan, saldırıya uğrayan Charlie Hebdo adını bu kapatmadan alıyor, Charles de Gaulle’e atfen “Charlie” adıyla.
Bizde 1870’lerde Diyojen, Hayal, Çaylak ile başlayan mizah dergileri 1940’larda, 50’lerde Akbaba, Karakedi, Tef, Dolmuş, Kırkbirbuçuk, 70’lerden sonra Gırgır, Fırt, Çarşaf, Limon, Hıbır, günümüzde Leman, Penguen, Uykusuz, OT ile devam ediyor, eksik saydığımı biliyorum, kusurum af ola. Hepsi iktidarların hedefinde, hepsi yüksek tirajlı. Gırgır bir ara Mad (Amerika) ve Krokodil (Rusya) ile birlikte dünyada en çok satan mizah dergileri arasına giriyor.
Mizah bizde sıradan kişilerin günlük yaşamıyla başlıyor, sonra gülerken kendisiyle hesaplaşma, özeleştiri yolunu açıyor. İster istemez siyasal hicve uzanıyor. Ne çare ki, her siyasinin hicvi kaldırması zor. İçine sindirmesi için demokrat kimlik, engin kültür, hoşgörü gerek. O eksiklik, o hamlık, kapatma, hapis ve sürgünle sonuçlanıyor.
En genel anlamda yazının her türü ve karikatür, ne çektiyse, üstlendiği görevinden çekiyor, her yerde ve bizde. Yıllardır öldürüyorlar, işten atıyorlar, yine de var, yine de olacak.

X