Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Münevver Karabulut

2009 Mart’ı, altı yıl önce, katil zanlısı Cem Garipoğlu lise öğrencisi Münevver Karabulut’u öldürüyor. Türkiye bu cinayetle sarsılıyor.

Cem Garipoğlu cinayetten altı ay sonra teslim oluyor. Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah zanlıyı yakalama peşinde koşarken, “Kızlarına sahip çıksalarmış” diyor. Bugünkü gibi, “mini etek, laik” ve benzeri sözlerle, tüyleri diken diken ediyor.
Dikenler orada kalmıyor. Karabulut’un otopsisi sırasında, nasıl oluyorsa, DNA örnekleri karışıyor. Adli Tıp’ta iki doktor ve bir otopsi teknisyeni hakkında dava açılıyor. Doktorlar beraat ederken, otopsi teknisyeni beş ay ceza alıyor. İkinci otopsi yapılıyor.
Dikenler orada kalmıyor. Cem Garipoğlu’nu yargılamakla görevli yargıcın, sanıklar arasında yer alan zanlının amcası Hayyam Garipoğlu hakkında on altı yıl önce “hileli iflastan beraat” kararı verdiği ortaya çıkıyor. Karabulut ailesi reddi hâkim isteminde bulunuyor, o yargıç davadan çekiliyor.
Cem Garipoğlu 24, annesi ve amcası üç yıl
hapse mahkûm oluyor, babası beraat ediyor. Karabulut ailesine 1 milyon 285 bin lira tazminat ödenmesine karar veriliyor.

1.956 CİNAYET

Tayyip Erdoğan, Münevver cinayeti için o tarihte, “Anneler babalar olarak bizim de üzerimizde görevler var. Son zamanlarda arzu edilmeyen cinayetler duyuyorsak, anne-baba olarak kendimizi hesaba çekmeliyiz. Kendi başına bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya” diyor.
Karabulut cinayeti kadına şiddet çerçevesinde her yerde tartışılıyor, yüzlerce yazı yazılıyor. Kadına şiddetin önlenmesi için iktidar sahipleri defalarca “Her tedbire başvuracaklarını” açıklıyor. Münevver Karabulut cinayeti üzerinden altı yıl geçiyor, altı yılda kadına şiddet çok daha fazla artıyor, o tarihten bugüne bin dokuz yüz elli altı kadın daha şiddet sonucu hayatını kaybediyor.

Dibe vurmak


CAMA kartopu gelmiş, “Ben adamın başına dünyayı yıkarım” diye elinde bıçakla kartopu oynayan insanlara saldıran dükkân sahibi, bir başka sapık. Gazeteci arkadaşımız Nuh Köklü’yü öldürüyor. Günlerdir Özgecan vahşetini konuşurken, şimdi kartopu cinayeti.
O sapığın bıçakla saldırdığı saatlerde Meclis’te iktidar ile muhalefet milletvekilleri arasında kavga çıkıyor, dört muhalif milletvekili yaralanıyor, biri hastaneye kaldırılıyor.
Nefret söylemi, kendisi gibi düşünmeyenleri aşağılama, kabadayılık, kutuplaşma tepeden tırnağa insanlara işliyor. İnsanlar barut fıçısı, sokakta giderken birisine bakmak, araba sollamak, alışverişte bütün para vermek, park etmek, metroda oturmaya çalışmak, kırmızı ışıkta durmak, kuyrukta sıra beklemek ve daha neler, buna benzer seksen tane sıradan olay cinayet nedeni olabilir. Eğitimlisi ayrı, eğitimsizi ayrı, hasta, cinnet getiren bir şiddet toplumu. Dibe vurduğumuz yer.


Davutoğlu yine ofsaytta

YÜKSEK ses tonuyla, büyük işler başarmış edasıyla konuşan Ahmet Davutoğlu sık sık yanılıyor. “Torba yasa bir daha olmayacak” diyor, üç gün sonra yeni bir torba yasa Meclis’te. “Yolsuzluk yapanın kolunu keseriz” diyor, haklarında yolsuzluk iddiası bulunan dört eski bakan AKP oylarıyla Yüce Divan’dan kurtuluyor. “Şeffaflık yasası getiriyoruz” diyor, büyük yerden gelen emirle o tasarı rafa kalkıyor.
Son olarak, daha beş gün önce, “Çözüm süreci temposu arttı, yol haritasında mutabık kaldık, bütün tarafların bunu bildiğini bilerek söylüyorum, önümüzdeki günlerde olumlu adımlar için hazırlığımızı yaptık” diye yine iddialı sözler söylüyor. Önceki gün tam tersi, “Çözüm süreci kritik aşamada” diyor. Hangi sözüne inanacağız, belli değil.

X