Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Maçlarda 17. dakika, 14. saniye

ELİNDEKİ bildiriyi çevresinde toplanan birkaç yüz kişiye okuyan şu adamı tanıyorum ben, evet yanılmıyorum, ta kendisi:

“Biz yıllardır demokratik mücadelemizi sürdürüyoruz, varlığımızı çoktan kanıtladık, şimdi bağımsızlığımızı kazanmak için sandık başına gideceğiz. Yaşasın Katalonya”.
Berlin’in orta yerinde o tanıdık kişi, Barcelona’yı beş yıl zaferden zafere taşıyan, dünyanın en ünlü teknik direktörlerinden, şimdi Bayern Münih’i çalıştıran Pep Guardiola, o saf bir Katalan. İspanya’da ayrılıkçı hareketin odağı Santpedor’da doğuyor.
Katalonya İspanya’nın özerk bölgesi. Uzun süredir bağımsızlık şarkısı söylüyor, İspanya’dan ayrılmak, ayrı bir devlet kurmak istiyor. 9 Kasım’da Katalanlar referanduma gidiyor. Zamanlama uygun, İspanya ekonomik krizde. Anketler halkın yüzde elliden fazlasının bağımsızlık oyu kullanacağını gösteriyor. Bu oran krizden önce yüzde beş dolayında.

BARCA ORDUSU

Kriz bir yana, halkı ateşlemek gerek. Politikacıların dışında, kitleleri zıplatacak popüler bir aktivist gerek. Ayrılıkçı hareketi organize eden bir sivil toplum kuruluşu var. Guardiola ve üç çocuğu buraya üye. Kuruluşun başındaki akıllı kadın, “Buldum” diyor, “Guardiola”. Pep dakika tereddüt etmeden Berlin’deki mitinge katılıyor ve bağımsızlık bildirisini okuyor.
Katalanlar 1714 yılında savaş sonucunda Fransa’dan ayrılıyor, İspanya’ya bağlanıyor. O tarihte anadilleri yasaklanıyor, üniversiteleri kapatılıyor. Aradan üç yüz yıl geçiyor, 1714’e gönderme olmak üzere, Barcelona seyircileri her maçın on yedinci dakikası, on dördüncü saniyesinde statta “bağımsızlık” diye tempo tutuyor, hele de Real Madrid’e karşı oynadıkları maçlarda. Çünkü, Real Madrid İspanya, Barca Katalonya. Barca Katalan ordusu gibi, kazandığı her kupa, Katalanların bağımsızlık yolunda attıkları adımın simgesi.
Guardiola ve Barca’ya rağmen, Katalonya sermayesi İspanya’dan ayrılmak istemiyor. Üretimin yüzde seksenini İspanya’ya gönderiyor. Halk ve büyük sermaye karşı karşıya, İspanyol hükümeti de ayrılmaya karşı. 9 Kasım’daki bağımsızlık oylaması iki taraf için de çantada keklik görünmüyor. Guardiola’ya daha çok iş düşecek gibi.

‘Elveda memleketim’

ÇOCUKLAR önce anlamıyor, aynı sırada oturdukları Filistinli arkadaşları için neden ölüm isteniyor, oysa onlar birlikte oynuyor, birlikte okuyor, birlikte yemeğe gidiyor. Bazı Filistin çocukları İsrail’de, İsrail çocukları da Filistin’de okula gidiyor. Dil güçlüğüne rağmen, hayat iki tarafta da çocuklar için güzel. Ta ki, günün birinde İsrail’de “Araplara ölüm” pankartları yükselinceye kadar.
Otuz yıl önce açılan bu pankartlar şimdi yeniden açılıyor. 1980’lerin çocukları o zaman açılan bu pankartlara şaşırırken, aynı pankartları şimdi onlar açıyor. Ölüm bu topraklarda hiç bitmiyor.
İki tarafta da buna dayanamayanlar var. Arada hapis, yoksulluk yılları. Onlara dayanmak mümkün ama, bu ölüm çağrılarına ve savaşa dayanmak artık mümkün değil. Öyle hayatlar ki, sadece savaş ve yoksulluk ve zorbalıktan ibaret.
Dünyanın bir bölgesinde insanlar yeni bir devlet kurma hayalini yaşarken, bir başka bölgede insanlar ülkelerini terk ediyor, Filistin’de.

En uzun 13 gün

15 Ağustos’ta Yüksek Seçim Kurulu Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçildiğini ilan ediyor. 28 Ağustos’ta ant içme ve devir teslim töreni var. Erdoğan’ın Anayasa gereği istifa etmesi gerek. Ancak, etmiyor.
Hukukçular ve milletvekilleri YSK’ya, Yargıtay’a, Meclis Başkanlığı’na, Çankaya’ya defalarca çağrıda bulunuyor, nafile. Herkes topu birbirine atıyor, YSK Meclis’e, Meclis Yargıtay’a, Yargıtay yeniden Meclis’e, Başbakanlık Resmi Gazete’ye vs.
Türkiye Cumhuriyet tarihinin hukuksuz on üç uzun gününü yaşıyor. Bu bir ilk. “Yeni Türkiye”ye hoş geldiniz.

X