Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ezber bozan yargıç

GÖSTERİ hakkını kullanan öğrencilere para cezası kesiliyor.

O yargıç para cezasını iptal ediyor. Yere düşen göstericileri polis copluyor. O yargıç cop vuran polisler hakkında suç duyurusunda bulunuyor. HSYK seçimleri sırasında il il dolaşıp iktidar adına oy isteyen gruba “Seçildiğiniz takdirde yürütmeden bağımsız çalışabilecek misiniz” diye soruyor. Yoo, bu kadarı fazla. Eskişehir’de Sulh Ceza Yargıcı Kemal Karanfil bu karar ve tavırlarıyla başta Eskişehir Valisi, birilerinin öfkesini çekiyor. Yargıç Karanfil çok ciddi bir hata daha işliyor.

ÇOCUKLAR

Bir davada, suç işleyen kimsesiz bir çocuğa ceza vermiyor. Çünkü, o çocuğa yardım etmeyen devlet.
Kararında kimsesiz çocukların sorunlarına dikkat çekiyor, son yıllarda pek alışık olmadığımız evrensel hukuk ölçülerinde bir gerekçe yazıyor. Yurtlarda 18 yaşına geldiklerinde kapı önüne bırakılan çocuklara sahip çıkılması gerek. Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan ile muhalefet liderlerine mektup yazıyor, “Başıboş kaldıklarında suç işleyebilirler, onları topluma kazandırmak gerek”. (8 Şubat’ta burada yazdığım yazı.)

TAYİNİ ÇIKIYOR

Bu duyarlılığı gösteren bir hâkim Batı’da ödüllendirilir. Yargıç Karanfil de ödüllendiriliyor. Günümüze uygun biçimde.
“Bu yargıcı Eskişehir’den sürmek gerek.” Düğmeye basılıyor. O kıdemdeki bir yargıcın isteği dışında atanması için birileri uğraşmaya başlıyor.
Yargıç Karanfil’in iki ay önce üçüncü kattan düşen ve tedavisi süren oğlu var. Oğlunun raporlarını ilgili yerlere gönderiyor, tedavi ve raporlar kimin umurunda. Kızı Eskişehir Fen Lisesi’ni yeni kazanıyor, kimin umurunda. Eskişehir’den Zonguldak’a tayini çıkıyor.
Altı aylık sulh ceza yargıçlığı sırasında yönetimin zorba kararlarına tanık oluyor, onları iptal ediyor. Kısaca, yargıç Kemal Karanfil ezber bozuyor. Adalet peşinde koşan hukuk adamları mı var, onlar ezber mi bozuyor, sürün gitsin.


Ömrümüzün üçüncü kışı


-Bu üçüncü bölünme, üçüncü kutuplaşma. Meşrutiyet’te, yüz yıl önce, İttihatçı-İtilafçı kavgası. Altmış yıl önce DP-CHP kavgası. “Bizden olanlar, olmayanlar” bölünmesi. Kahveler, kasaplar, bakkallar bile ayrılıyor.
Bugün üçüncü bölünme. AKP ve diğerleri. Altmış yıl önceki gibi, bugün de “bizden olanlar ve olmayanlar”. Bakkal, kasap dahil, doktorlar, avukatlar bile, medya haydi haydi, “bizden ve sizden” diye iki ayrı kutupta. Her bölünmede taraflar birbirini suçlama yarışında, akıl almaz komplolar, açıktan kavga, dövüş, bel altından vurmalar.
Bugün bunlar, hiç olmadığı kadar, dehşet verici boyutta.
-Duverger’den Ali Fuat Başgil’e, Rousseau’dan Sıddık Sami Onar’a değişmeyen tanım var: İktidara karşı olma hakkının anayasal güvence altında olduğu rejim demokrasidir. Yüz yıl ve altmış yıl önce bu güvence ortadan kalkıyor. Bugün yine aynı tehlike var.
-1947’de, Demokrat Parti muhalefette iken, DP lideri Celal Bayar ile CHP Başbakanı Recep Peker arasında şiddetli tartışma toplumu her gün etkiliyor. Kavga halka yansıyor. O ortamda Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bir bildiri yayınlıyor, 12 Temmuz Beyannamesi olarak anılan bildiri ile İsmet Paşa bir kez daha tarihe geçiyor: “İktidar ve muhalefete eşit mesafede durarak, aralarındaki gerginliği azaltmaya çalışacağım”. Toplumu daha çok germek, daha çok bölmek değil, Cumhurbaşkanı olarak tam tersine, gerginliği azaltmak adına. En katı muhalifleri bile, İsmet Paşa için “Akıllı, ölçülü, seçkin, gelmiş geçmiş en büyük devlet adamlarımızdan biridir” diyor. (Mehmet Ali Aybar, Türkiye İşçi Partisi Tarihi, s. 80).
-Ömrümüzün bu üçüncü kışında bir meçhule sürükleniyoruz.

X