Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dinleme burada kalmaz

“ALMAN istihbaratı 2009’dan bu yana Türkiye’yi dinliyor.” Bu doğru haber Der Spiegel’e sızdırılıyor, yani oradaki bir gazeteciye takılmış bir haber değil, bilinçli sızdırma, bilerek söylemiyorum, tahminim o yönde.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi, devletlerin belli amaçla kamuoyu oluşturmak için attıkları adımlardan biri.
Üç gün önce Almanya’nın Ankara Büyükelçisi bizim Dışişleri’ne çağrılıyor, “Bu ne iş” diye. Ardından Dışişleri “Dinleme kabul edilemez” türünde, sade suya tirit bir açıklamayla geçiştirmeye çalışıyor. Alman Büyükelçi çağrılıyor da, görüşmede ne oluyor? Örneğin, Almanya özür mü diliyor? “Yanlışlık olmuş, bir daha olmaz mı” diyor? Geri adım mı atıyor?
Benimki sadece tahmin, geri adım atmıyor, bana kalırsa, Almanya dinlemeyi doğrulamakla kalmıyor, hatta savunuyor bile olabilir. Uzun süredir Türkiye’nin Almanya’daki camilerde ve Türk okullarında faaliyette bulunduğunu öne sürüyor ve bundan rahatsız.
Ayrıca, PKK ile ne olup bittiğini merak ediyor, Amerika ile birlikte, Türkiye’nin Ortadoğu politikasının ana hatları ile yakından ilgili. Türkiye kimlerle, neleri görüşüyor, dinleyerek bunları öğreniyor.

SKANDAL

Dinlediği artık sır değil. Sır olan, dinlediklerinden neler öğrendiği, hangi bilgilere sahip olduğu.
İkinci bir sır daha var, elde ettiği bilgileri daha sonra nasıl kullanacak? Herhalde spor olsun diye dinlemiyor. Muhtemelen herhangi bir Türk-Alman resmi görüşmesinde ya da herhangi bir ikili görüşmede elini sağlam tutmak için bize karşı kullanacak. “Biz şundan şundan rahatsızız, bunlara son verin” demek için.
Benim ilgimi çeken, bizimkilerin sessizliği. Gerçi, Büyükelçi çağrılıyor ve soruluyor, ardından Ahmet Davutoğlu açıklama yapıyor ama böyle durumlarda bizimkiler her zaman yeri göğü inletirken, şimdi sanki üstünü kapatmak gibi bir tavır içinde. Yok, öyle değilse, biz yanılıyorsak, ne yapılacağını söyleyip kamuoyunu aydınlatması gerek.
Örneğin, Tayyip Erdoğan bu konuda henüz tek söz söylemiş değil. Belki tatilde, ondan olabilir, ama onun tepkisi merak konusu.
Dinleme uluslararası skandal. Başka ülkelerin de dinlendiği gibi. Onun için uluslararası alanda masaya yatırılması gerek. Bu işin burada kalacağını sanmıyorum. Hatta, dinleyen Almanya bile masaya yatırabilir.

Son virajda Gül-Erdoğan

-Abdullah Gül: “Köşk’ü herkese açtım”. Tayyip Erdoğan daha Köşk’e adım atmadan: “Bir kere çağırırım, gelmezlerse bir daha da çağırmam”. Kaldı ki, on iki yıllık uygulaması, baştan sona “ötekileştirme” üzerine kurulu.
-Gül: “Bizim cenahtan çok saygısızlık gördüm”. Erdoğan’a o cenahtan, yani partiden, değil saygısızlık, yan bakmaya bile cesaret edecek tek bir kişi yok. Ama, AKP’den Gül’e dönük saygısızlıklara ses çıkarmıyor.
-Gül: “Benim tercihim parlamenter sistemdir”. Erdoğan başkanlık diye tutturuyor, yanındaki “anayasacılar” da aynı davulu çalıyor.
-Gül: “Başbakanlığı devralacak arkadaş, Ahmet Davutoğlu...” Eyvah Gül, “kasaptaki ete soğan doğruyor”, yeni başbakanı kendisinden önce açıklaması Erdoğan’ı epey kızdırıyor.
Bunlar Gül’den birkaç satır başı. Bu sözler ikisi arasındaki sadece görüş farkı değil, aralarındaki anlaşmazlıktan bazı ana hatlar. Eşi Hayrünnisa Hanım’ın Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen iki gazeteciyi azarlaması, anlaşmazlığın son karesi.


Koçi Bey, 1631


-KOÇİ Bey Osmanlı padişahları IV. Murat ile I. İbrahim’e verdiği raporlarla ünlü tarihçi ve devlet adamı. Yazdığı raporlar Koçi Bey Risaleleri diye anılıyor. 1631’de IV. Murat’a verdiği ilk risale yolsuzluklar üzerine. Orada devletlerin ne zaman, nasıl çöktüğünü anlatan bir cümlesi var: “Devletin esas kanunlarının ihlale uğradığı zaman”. Esas kanun, yani anayasa.

X