Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

AKP’de kongre ‘geçersiz’ olur

YÜKSEK Seçim Kurulu mu, Meclis Başkanı mı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı mı, Anayasa Mahkemesi mi? Yoksa, Abdullah Gül mü? Sırayla gidelim.

1- Yüksek Seçim Kurulu Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce takvim yayınlıyor. Sonuçların 15 Ağustos’ta, yarın Resmi Gazete’de yayınlanması bekleniyor. Erdoğan’ın AKP Genel Başkanlığı ve Başbakanlığı, Anayasa gereği, düşüyor. 27 Ağustos’taki kongreye katılması mümkün değil. YSK yarın Erdoğan’ın seçildiğine ilişkin mazbatayı Meclis’e göndermek zorunda. Gönderir mi?
2- Gönderirse, Meclis Başkanı mazbatanın gereğini yapmak ve Erdoğan’ın milletvekilliğinin sona ermesi ile ilgili işlemleri bitirmek zorunda. Bitirir mi?
3- YSK ve Meclis Başkanı, diyelim ki, bu yola gitmiyor, Erdoğan Anayasa’ya rağmen, hâlâ AKP Genel Başkanlığı ve Başbakanlık’tan ayrılmıyor. 27 Ağustos’ta AKP kongresine katılır ise AKP kongresi hukuken hükümsüz, oradaki seçim geçersiz. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kongreyi iptal etmesi gerek. Eder mi?
4- Etmez ise, konu Anayasa Mahkemesi’ne kadar gidebilir. Anayasa Mahkemesi’nin AKP kongresini iptal etmesi gerek. Eder mi?

GÜL’E DE GÖREV
CHP milletvekili Atilla Kart tüm anayasal dayanakları ile birlikte dün yine girişimde bulunuyor. Hazırladığı gerekçeleri belirtilen kurumlara ve Cumhurbaşkanlığı’na gönderiyor.
28 Ağustos devir teslim günü. 15 ile 28 Ağustos arasında Abdullah Gül’e de görev düşüyor. Atilla Kart gerekçelerini o nedenle Çankaya’ya gönderiyor. O süre içinde Gül, Başbakanlığa vekâleten bir milletvekilini atamak zorunda. Atama yapar mı? Yapmaz ise, hukuken Gül de sorumlu.
Kaldı ki, 15-28 Ağustos arasında Erdoğan başkanlığında alınacak tüm Bakanlar Kurulu kararları geçersiz. Çünkü, Başbakan hukuken geçersiz.
Anayasa’yı, Meclis’i, hukuk kurumlarını hiçe sayarak, 27 Ağustos AKP kongresine kadar AKP Genel Başkanı ve Başbakan kalmak inadı kongreyi el altında tutmak isteğinden ileri geliyor. Ya kendi iradesi dışında bir gelişme olursa kaygısı. Herkesi yoran tam kriz.
İnat sürerse, AKP kongresi geçersiz olur. Erdoğan’ı hukuka çekecek bir babayiğit aranıyor.

CHP hep lafta

KEMAL Kılıçdaroğlu ile Almanya’dayım, 2011 seçimlerinden birkaç ay önce. Akşam yemeği otelden üç yüz metre uzaklıkta bir lokantada. Yedi-sekiz CHP üyesi ile birlikte yürüyoruz. Kılıçdaroğlu daha hiç genel seçime girmemiş, yine de o kısa mesafede dört genel başkan adayı çıkıyor. CHP’nin onulmaz hastalığı. Şimdi yeni bir yenilgi var, hiç genel başkan adayı-adayları çıkmaz mı, hiç kaçmaz.
O müzmin hastalık bir yana, İngiliz İşçi Partisi ya da Alman Sosyal Demokrat Partisi gibi işi sıkı tutmak gerek. Seçim yenilgileri üzerine yapılan tartışmalar CHP’de hep lafta kalıyor. Parti Meclisi ve MYK’da yirmi kişi, otuz kişi konuşuyor, sonra unutuluyor. Konuşmalardaki önerilerin üzerine gidilmiyor. Seçim yenilgisi sonrasında yeni rota çizilmiyor. Eskisi gibi yola devam ediliyor.
Bir başka sıkıntı var. Eskiden CHP sola, Kürtlere, Alevilere yakın. CHP’de önce sol düşüyor, sonra Kürtler ayrılıyor, sıra şimdi Alevilerde. Kılıçdaroğlu’nun memleketi, iki milletvekilliğinin ikisini de CHP’nin kazandığı Tunceli’de Selahattin Demirtaş yüzde 52.25, İhsanoğlu yüzde 33.39, Alevilerin CHP’den ayrılma sinyali. Kazan kaldırmak yerine, önce bu dramatik dönemeçler üzerinde fikir üretmek gerek. Sol nerede, Kürtler kendi partilerini kurdu ama Kürtler arasında neden AKP ikinci, hatta bazı yerlerde birinci parti? CHP Orta Anadolu’da, Karadeniz’de neden sıfıra sıfır, elde var sıfır?

X