"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Yeter diyen İskoçlarla gönül beraberliği

“GEÇ oldu ama...” diyen eski milletvekili Yalçın Koçak, “İngiliz Milletler Topluluğu’nun (Commonwealth) önemli bir üyesi İskoçya bugün bağımsızlık referandumuna gidiyor” dedikten sonra duygularını şöyle aktarıyor:

“İngiliz hegamonyasına, sömürüsüne, Kraliçe annelerinin vesayetine ‘Yeter’ diyerek, bağımsızlık için ‘yes’ diyen İskoçlara; emperyalizmin, sömürüsüne, köleleştirmesine, her türlüsüne karşı duruşu temsil eden, Dünya milletlerine bağımsızlık ve hürriyet mücadelelerinde meşale olan Gazi Mustafa Kemal’in torunları olarak destek olmalı, omuz vermeli, arka çıkmalıydık. Binlerce mail ve mektupla İskoçları yüreklendirmeliydik. ‘Bağımsızlık karakterimdir’ diyen ‘Gazi duruşumuz’ bu olsa gerekti. Şahsım adına İskoçyalıların bağımsızlık önderi Alex Salmond’a bugünkü referandumunda bağımsızlıktan yana gönül beraberliğimiz olduğunu ‘yes’ kararlarıyla ilk tebrik eden ve ziyaretlerine giden olacağımızı bildirdik.”
Onlar gayda, biz tulum çalarak kutlayalım.


GÜNÜN SÖZÜ

“ABD’nin kendi düşmanlarını ‘planlayarak yaratma’ huyunu hiç unutmayalım.”
Selçuk TINAZ

Türkkan’dan Davutoğlu’na zor soru

-MHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan, Başbakan Ahmet Davutoğlu’na örtülü ödenek harcamaları ile ilgili olarak, Temmuz-Ağustos aylarında senenin ilk altı ayına oranla yaklaşık 10 kat artan (159+141=300 milyon TL) harcama yapıldığına dikkat çekerken “Örtülü ödenek olarak bilinen gizli hizmet giderlerini yeni görevinize başladıktan sonra denetlediniz mi? Harcamanın yüksekliği dikkatinizi çekti mi? Bu harcamaları ilgili yasaya rağmen açıklamayı düşünüyor musunuz?” diye sorduğunu...
(Bu konuda Çiğdem Toker’in dün Cumhuriyet’teki yazısına bakılabilir.)

BİLİYOR MUSUNUZ?

-KAPILARINI ilk kez bu yıl açan Çekmeköy’de SEV Amerikan Koleji’nin (SAC), yeni öğretim yılına cumartesi günü 12.00’de ‘SAC Şenliği’ ile başlarken, caz ve elektronik müzik alanında ismi öne çıkan Sırma Munyar’ın çalışmalarını sürdürdüğü New York’tan bu şenliğe katılmak üzere İstanbul’a geleceğini...

Ekonomiden iki fotoğraf

-TARLADA üretemeyeceksin, fabrikada üretemeyeceksin, o zaman esnaf ne satacak? İthal mal satacak. Çiftçide para yok, işçide para yok bu mallar nasıl alınacak? Borçla. Borç nereden gelecek? Dışarıdaki sıcak paracıdan. Borçla yani taşıma suyla değirmen ne kadar döner? Ancak bu kadar döner. Cari açıkla, durgunlukla boğuşmaya başlarsın, artık borçlanamazsın, esnaf önce veresiye satar, sonra rafa malı borçla koyar, sonra da para olmayınca dükkânı bankaya bırakır gider.
-MEVCUT iktidarın göreve geldiği 2002 yılında 53 olan AVM sayısı 2014’ün ortasında 333’e çıktı. Sadece İstanbul’daki AVM sayısı 97’ye ulaştı. İstanbul’daki AVM’lerin sayısı Londra, Paris ve Berlin’deki AVM’lerin toplam sayısına eşit. Şimdi ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı çıkmış, inşaattaki ölçüsüz ranttan şikâyet ediyor. Bu rantları dağıtmak için ‘kalem oynatan’ sizin belediyeleriniz, sizin TOKİ’niz, sizin Meclis grubunuz... Bir hafta önce torba yasayla gerçekleştirdiğiniz son Ataşehir operasyonu sırasında Sayın Bakan neredeymiş? Biz Sayın Ali Babacan’ı sahada, hem de forvette top oynuyor zannediyorduk, meğer statta FIFA gözlemcisiymiş.
(CHP’de ekonomiden, iş dünyasından sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı’na getirilen Faik Öztrak dün bunları söyledi. Doğru da söyledi.)


Alevi öğrenciler, Din ve Ahlak Bilgisi derslerine girmeyecekler

CEM Vakfı’ndan, AİHM’nin bu konuda verdiği karar üzerine dün şu açıklama yapıldı:
“Cem Vakfı Hukuk Komisyonu tarafından; Din kültürü ve ahlak bilgisi ders kitaplarında Alevi İslam inancının da gereği gibi yer alması talebiyle önce Milli Eğitim Bakanlığı’na başvurulmuş, taleplerin reddedilmesi üzerine 2005 yılında 2000 kişi adına İdare Mahkemesi’nde dava açılmıştı.
Davanın Ankara 10. İdare Mahkemesi tarafından reddedilmesi üzerine Vakfımız temyiz başvurusunda bulunmuş, ancak Danıştay red kararını onamıştı.
İç hukuk sürecinin tamamlanmış olması üzerine 1 Eylül 2010 tarihinde Cem Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan tarafından yapılan bir basın toplantısı ile davanın AİHM’e götürüleceği kamuoyuna duyurulmuş ve dava açılmıştı.
Cem Vakfı’nın girişimi ile AİHM’e götürülen davamız sonuçlanmıştır. Alevilere yapılan bu ve benzer haksızlıkta direnen siyasi iktidar bu davayı kaybetmiştir.
AİHM tarafından görülen ve karara bağlanan davada Mahkeme;
Türk eğitim sisteminin değişik din ve görüşleri hala eğitim sisteminde hayata geçirmediğini tespit ederek, Türkiye’nin, “eğitim hakkı”na dair Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerini ihlal ettiğine hükmetmiştir. Mahkeme, geçmişte Hasan ve Eylem Zengin’in açtığı davada da Türkiye’nin aynı konuda mahkum olduğu belirterek, “Türkiye’nin geçen süre zarfında sorunu halletmediği, en kısa zamanda eğitim sisteminde gereken değişiklikleri yaparak istemeyen öğrencilerin bir gerekçe göstermeden Din ve Ahlak Bilgisi derslerine girmeme haklarının verilmesine” karar verilmiştir. Kararda ayrıca, Türkiye’de din kültürü ve ahlak bilgisi kitaplarının içeriğinde yapılan son değişikliklerin “yetersiz” olduğu belirtilip, devletin dini konularla ilgili düzenlemelerde “yansız ve tarafsız olma yükümlülüğü” hatırlatılmıştır. Mahkeme, kararını oy birliği ile vermiştir.
AİHM, yukarıda belirtilen kararı ile Vakfımız öncülüğünde 1905 kişi adına yapılan idari başvuru ve açılan davalardaki haklılığımızı teyit etmiştir.



DEİK olayı ve gerçekler...DEİK, TİKA ile birleştirilecek midir?

TÜRKİYE için çok önemli işlevlere sahip ve 27 yıldır bir dünya markası olan DEİK ve buna bağlı Dünya Türk İş Konseyi, Recep Tayyip Erdoğan’ın kararıyla bir gecede kapatıldı. İş adamları şaşkınlık içindeymiş! Biz bu kurumun kapatılacağını üç yıldır bekliyorduk.
Birinci neden; Erdoğan ve AKP’nin ana misyonu Cumhuriyet değerlerine düşmanlık ve Cumhuriyet kurumlarının kapatılmasıdır.
İkinci neden; üç yıl öncesinde, henüz AKP-Cemaat iyi dönemlerinde iken, TUSİAD ve cemaatin organı olan TUSKON arasında ilk ihtilaf patladığında, ardından TUSİAD’ın Erdoğan’a olan yaklaşımları, Erdoğan’a dayanamayıp giden Yılmaz’ın istifasında bu yolun taşları döşenmeye başlamıştı zaten.
Üçüncü neden; dünyanın beş kıt’asında örgütlenerek yaklaşık 6 milyon Türk’ü bir araya getirerek Türkiye’nin tanıtımına katkının yanı sıra özellikle Ermeni ve Yahudi diasporasının etkinliğini kırmayı amaçlayan Dünya Türk İş Konseyi (DTİK)’ni ortadan kaldırmak. Çünkü AKP, Cumhuriyeti yıkarken bir yanda Kürtlere diğer yanda Ermenilere toprak verme hedefindedir.
Bundan sonra gelecek adım; TUSİAD’ın kapatılması olabilir mi? Ben dilemem ama ‘kapıtılırsa’ da şaşırmamak gerekir.



DEİK DE BİR DARBEDİR


TUSİAD Başkanı Haluk Dinçer “tam olarak ne olduğunu anlamış değiliz” diye (sözde) şaşkınlığını ifade etmiş. Eğer bu ülkede hâlâ ne olup bittiğin uzak duruyorsanız, o koltuklarda neden oturuyorsunuz?
DEİK’in “baskın basanındır” mantığıyla, bir gecede kapatılmasının tek bir nedeni var; 27 yıllık çok önemli birikimine kaçırılmadan veya yok edilmeden el koymak!.. Türkiye en büyük darbelerden birini daha yedi. Bunun acısı önümüzdeki iki yıl içinde çıkacak. Ama bu gelişmede asıl sorumlular işte bu işadamları gerçekte.
Erdoğan ve AKP kimi aydın ve Atatürkçü işadamlarının üzerine gidip düzmece vergilerle bunları bunaltırken, kendilerinin var oluş nedeni olan Laik Cumhuriyete sahip çıkmayan TUSİAD sadece seyretmekle yetindi.
Mantık; “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın”. Ama o yılan bir gün gelecek, herkese dokunacak. “Sarı Öküz” öyküsü asla unutulmamalı.
Hitler Almanyası’nda dahi gerçek hukukçular savcılar, yargıçlar varken bugün Türkiye’de gerçek yargıç ve savcı, ne yazık ki, kalmamıştır.



DEİK, TİKA İLE BİRLEŞİR Mİ

Yeni DEİK, 1992’de Dışişleri Bakanlığı’na bağlı kurulup 1999’da Başbakanlığa bağlanan TİKA gibi olacak. Muhtemelen de TİKA ve DEİK birleştirilecek.
Tabii ki, çalışanlarının devlet memuru olacağı yeni DEİK (ya da ismi her ne olacaksa) sadece sözde bir kurum olacaktır. DEİK gibi dünyada 150 ülkede aktif olarak faaliyet göstermesi, Türkiye’nin dış ticaretini artırması sözkonusu dahi olmayacak. Çalışanları da AKP’ne yakın insanlar olacak.
Bana göre, AKP’nin ana hedefi ve amacı; Kasım 2017’ye kadar tüm Cumhuriyet kurumlarının tasfiyesini tamamlamaktır.
Türkiye Cumhuriyeti asıl darbeyi (eğer bu ülke halkı ve aydınları, zinde güçleri uyanmazsa) Haziran 2015’te yiyecek.
Haırlayınız, Davutoğlu’nun “restorasyonu” Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılıp Osmanlı Devleti’nin yeniden kurulmasıdır.
Türk Halkı artık uyanmalı ve ülke kaderine el koymalıdır. Osmanlı Şeriat Devleti’nde mi yaşayacak? Yoksa çağdaş ve müreffeh Türkiye Cumhuriyeti’nde mi?
Erdoğan’ı ve AKP’ni besleyip büyüten ve bugünlere getiren Cumhuriyetin var ettiği bu işadamları şapkalarını önlerine koyup bir kez daha düşünmeliler.
“Biz nerede hata yaptık?”
Semih KALKANOĞLU-Elektrik Mühendisi; araştırmacı yazar

CHP Antalya’da neler oluyor?


ANTALYA’daki haber ve kulislere devam ediyoruz:
Geçen hafta yaşamını yitiren CHP’nin önemli sembol isimlerinden Nail Şahin’in cenaze töreninde ilginç ve şaşırtan bir gelişme yaşandı. CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal, Milletvekilleri Osman Kaptan ve Yıldıray Sapan’ın yanı sıra, CHP İl Başkanı Devrim Kök, Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal, Büyükşehir eski Belediye Başkanı Mustafa Akaydın da katıldı.
Törende Deniz Baykal’ın milletvekilleri ile sohbet ettiğini gören Mustafa Akaydın, Baykal’ın yanına geldi ve ‘Merhaba Deniz bey’ diyerek elini uzattı. Bir an Mustafa Akaydın’ı karşısında gören ve uzanan elini fark eden Baykal, hiç sesini çıkarmadı ama uzanan eli de sıktı.
Akaydın daha sonra milletvekillerinden sadece Osman Kaptan’ın elini de sıkıp oradan uzaklaştı. Orada bulunanlar şaşkındı. Çünkü Akaydın’ın, Deniz Baykal’a yönelik daha önce, ‘Cıplatırım’, ‘Büyük ağabey, ‘Hizipçi’, ‘Partiden temizlenmeli’ gibi sözleri unutulacak gibi değildi.
Milletvekili Osman Kaptan’ın da yüz vermese bile Baykal’ın yanında dolaşması dikkat çekiyordu. Kaptan, son olağanüstü kurultayda Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu lehine imza koymuştu. Oysa bu durumun Deniz Baykal’ın canını sıktığı biliniyor.



ÖRGÜT SIKINTILI

CHP Antalya teşkilatında sular da bir türlü durulmuyor. İl yönetimi ile milletvekilleri arasındaki küslük kırgınlık devam ediyor. Bu durum,2 yıl önce İl Başkanı Devrim Kök’ün seçilir seçilmez Deniz Baykal’ın parti binasındaki fotoğrafını kaldırmasıyla başlamıştı. İl Başkanı Kök’e partililerin tepkisi de sürüyor. CHP Antalya üyesi ve daha önce yönetimde görev yapmış il başkan yardımcıları ile belediye meclis üyelerinin de aralarında bulunduğu 14 kişi geçtiğimiz hafta içinde partilerinden istifa etti.
İstifa edenler şunlar: Eşref Ural, Nermin Yalaz Güzel, Ömer Akay, Nilay Özdem, Dilek Akaya, Fadime Haber, Behlül Bayram, Ali Rıza Çamur, Songül Çamur, Nihat Akaya, Ali Akay, Nazlı Çiftçi, Menekşe Yüksel ve Levent Ural.
Antalya CHP Kadın Kolları Başkanı Sultan Yeğen’e de tepki var. Yeğen, yerel seçimde Muratpaşa ilçesinden başkan adayı olarak gösterilmiş sonra değişikliğe gidilmişti. Yeğen, yönetim kadrosunda değişliğe gidince ortalık karıştı. Yeğen’i ‘despotlukla’ suçlayan kadın kolları yöneticileri, parti için değil kendisi için çalıştığını ileri sürdüler.
Antalya’da siyaset kaynıyor; o yüzden çok şey anlatılıyor.

Bu hoca ‘sert’ çıktı

İZMİR’den Prof. Dr. Kayhan Kantarlı anlatıyor: “Kılıçdaroğlu’nun ‘Parti içi demokrasiyi eksiksiz yaşama geçirecek ve partiyi en kısa zamanda iktidara taşıyacağım, bunda başarılı olamazsam da nöbeti başkalarına bırakacağım’ türündeki vaatlerine inanarak kendisine destek olmak amacıyla Haziran 2010’da partiye üye olarak törenle rozet takılan 19 öğretim üyesinden biriyim.
Ancak çok kısa bir süre sonra bu vaatlerin içi boş, hamasi sözlerden ibaret olduğu ortaya çıkmaya başladığı gibi, partinin din istismarı yapılarak ‘laiklik ilkesi’nden koparılacağını gösteren politikalar izlenmeye başladı. İlk olarak ‘Türbanı biz çözeriz’ denilerek Anayasa Mahkemesi kararlarına karşın üniversitenin ve parlamentonun başına türban bağlanmasına ve buna şiddetle karşı çıkarak yargı kararlarını savunan bir bilim insanının hapse mahkûm edilmesine sessiz kalınmıştır.
Süreç içinde ‘tekke ve zaviyeler ile FG cemaatine övgüler düzeninden, Milli Görüşçülerin simge isimleri ve hatta PKK avukatlarına kadar Cumhuriyet devrimleri karşıtı birçok kişi partiye üye yapıldığı gibi bununla da kalınmamış ve üst yönetimde görevler verilerek parti varoluş nedenini oluşturan Laik, Demokratik Çağdaş Türkiye’yi savunma çizgisinden giderek uzaklaştırılmıştır. Bunun en son örneği Cumhuriyet’in kuruluş ilkeleri ve Atatürk devrimlerini temsil eden biri yerine tam tersine bu nitelikleri reddettiği bizzat kendi söz ve yazılarıyla tescillenmiş bir kişinin genel başkanın tercihi olarak Cumhurbaşkanı adayı gösterilmesi ve laiklik karşıtı eylemleri nedeniyle kapatılan Refah Partisi çizgisinden gelip Atatürk’e kefere diyen birinin partiye alınıp MYK üyesi ve genel başkan yardımcısı yapılmasıdır...”
Sosyal medyada Kılıçdaroğlu’nu eleştirdiği için Prof. Kayhan Kantarlı hakkında bundan bir süre önce kesin ihraç istemiyle İzmir il örgütü soruşturma açıyor.
Ancak dün savunma günüydü. “Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde güvence altına alınan ifade özgürlüğünden doğan demokratik haklarımı kullandım. Bu hakları kullanmış olmam nedeniyle sorgulanıp savunma yapmayı insanlık onurumun zedenlemesi olarak görüyor ve reddediyorum” dedi ve savunma amacıyla değil CHP’nin tarihine geçmesi için yanıtını kargo ile İzmir İl’e gönderdi. (Bu yanıt kayhankantarli.blogspot.com.tr/2014/09/sorusturma-acan-chp-izmir-il.html sayfasında okunabilir.) Hoca diyor ki:
“Bu eleştirileri yapmaktaki amacımın Sayın Genel Başkan’a hakaret etmek değil tam tersine ülkeyi yeniden aydınlığa çıkarmasını beklediğimiz CHP’nin genel başkanı olarak kendisine doğru yolu göstermek olduğu ve dolayısıyla bir suç işlemediğim açıktır. Kısacası ben Anayasa ve AİHM ile güvence altına alınan ifade özgürlüğünden doğan demokratik haklarımı kullandım. Bu hakları kullanmış olmam nedeniyle partiden kesin ihraç istemiyle soruşturma açılarak savunmamın istenmesi mesleki ve insanlık onurumu zedelemiştir. Bu nedenle Sayın İl Başkanlığınızı tarafıma yapılan onur kırıcı suçlamadan vazgeçmeye davet ediyor, ısrarlı olunması halinde hukuksal yollara başvurup hakkımı arayacağımı bilgilerinize sunuyorum.”

X