"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Yargı, siyaseti şekillendiremez!

SON zamanların en moda deyimi bu!

Bu, özelikle iktidara mensup politikacı ve bakanların dilinden düşmeyen sihirli bir cümledir! Yargı siyaseti şekillendiremez! Anayasa Mahkemesi kendisini milli irade yerine koyamaz. Peki kim koyar?
Altına imza attığımız uluslararası anlaşmalar sonucunda AİHM aldığı her kararla Türk milli yargısının kararlarını hiçe sayar ve kendisini milli iradenin yerine koyar! Avrupa Birliği uyum yasaları AB ilkelerini hayata geçirmek için milli iradenin daha önce aldığı kararlar ve yasalar rafa kalkar, hiçe sayılır!
Biz de bunları paşa paşa uygularız. Ne oldu şimdi? Hani nerede “Yargı siyaseti şekillendiremez!” sloganı?
Efendim, uluslararası hukukun gereğini yapıyoruz. Yap o zaman! Ülkene gelen İnsan Hakları Mahkemesi’nin mahkûm ettiği Sudan diktatörünü tutukla!
‘Milli irade’nin kullanımının şekli uluslararası toplumda ve modern demokrasilerde 50 yıldan fazladır değişti! İktidar yetkisi tek başına oy ile gelen bir çoğunluk ya da koalisyona teslim edilmeyen, kurumlar ve uluslararası hukuk ile birlikte kullanılan bir yetki olduğu çağdayız.
Bütün bunlar milli iradenin de milli hukukun da önünde artık!

ALIN 3 ÖRNEK

O çok örnek aldıkları ABD’de yargı, Yüksek Mahkeme eliyle Kongre’ye yasa değiştirtti! Değiştirtmeye de devam ediyor! Hemen verilecek üç örnek, ilgilisi olan herkesin aklındadır!
Roosevelt iki dönemi geçip 3’üncü ve 4’üncü dönem de seçilince ve fiili bir durum yaratılınca, ölümünün hemen arkasından Yüksek Mahkeme, Amerikan Anayasası ve eki olan 10 temel ilkeye dayanan yorumu ve Kongre eli ile seçilme dönemini 2 ile sınırlandırdı.
Kimse de ABD Yüksek Mahkemesi siyaseti şekillendiriyor demedi.
1973’te ‘Watergate skandalı’ ile bir başkanın rutin görevden alma süreci dışında gelişen duruma uyum sağlamak için, Başkan’ın çekilmesinin ardından yine Yüksek Mahkeme’nin ve yargının önerisi ile 1973’te ‘bağımsız savcılık’ kurumu kuruldu ve ilk işi de Clinton’ı yargılamak oldu.
ABD’nin temel anayasal meselesi demokratik bir sistemde yürütme gücünün nasıl denetlenebileceği sorusudur. Bir başka deyişle, yönetimin en üst kademedeki yetkilileri kişisel davranışları için kamuya nasıl sorumlu kılınabilir?
Amerikan Anayasası, aslında son derece gelişkin ve kapsamlı bir denetleme mekanizması sağlıyor. Bunun en aşikâr bölümü, yürütme ile yasamanın, yönetim ile Kongre’nin arasındaki güçler ayrılığı... Ama başka mekanizmalar da var. Bunlardan en önemlisi, Watergate’in ardından uygulamaya giren özel savcı kurumudur. Özel savcının görevi yürütme, yani hükümet üyelerine yönelik suç iddialarını soruşturmaktır.
Buna rağmen kimse de yargı siyaseti şekillendiriyor demedi.

ANTİK YUNAN

AB’de Avusturya seçimlerini kazanan Haider ve partisi AB hukuku ve genel siyasi prensipleri nedeniyle ‘faşist eğilimlerinden’ dolayı kazandığı ‘iktidara’ getirilmedi. Kimse de AB yargısı ve hukuku ‘Avusturya milli iradesinin önündedir’ demedi, diyemedi.
Antik Yunan’da bile ‘oy’ tek başına iktidarı ve onun yapmak istediği her şey sınırsız kılmadı. En temel insan hak ve hürriyetlerinin kullanımında ‘oy ve iktidar’ tek başına her şeyi belirleyebilir mi? Uluslararası hukuk ve kurumların ‘ulusal yargı ve milli iradenin’ üzerinde olduğunu kabul ettiğimiz birçok antlaşmaya rağmen hâlâ “Yargı siyasetin üzerinde olamaz ve onu şekillendiremez!” demek anlamlı olabilir mi? E. B.


Vicdanlar pir-ü pak olmaz

DÖRT eski bakan ilk aklanmada savcılığın kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile ikincisi TBMM komisyonunda, Meclis’ten de aynı karar çıkarsa vekiller aklanıp paklanmış pir-ü pak olacaklar. Çamaşırlar ütüye hazır hale gelecek, konu kapanmış olacak.
HDP, komisyondan üyesini çektiği için komisyon bir eksikle karar verdi. HDP, ‘dana’ üzerine, derin pazarlıklar sürerken, iktidar ile ihtilafa düşmemek ve kamuoyuna karşı da mahçup olmamak için komisyon çalışmalarına katılmadı.
Başka programlarda birlikte çalıştıkları için, bu programda sorumluluktan kaçtı. Onlar, bu programlarla ilgili değil, ‘dana’nın peşinde olduklarını söylüyorlar. Koca dana yatırılmış, kasaplar başucunda, gıdısını okşayıp, besmele çekerken, ne işi var muhteremlerin, yolsuzluk iddialarının peşinde!..

SDP ilanı anayasal düzeni yok sayıyor

“SAĞLAM irade cumhurun başında” başlığıyla verilen ilan bugünkü (dünkü) gazetelerde tam sayfa yer aldı.
İlandaki Sivil Dayanışma Platformu (SDP) kimdir?
Bundan bir süre önce de vardı, ama bu kez adlarıyla ve amblemleriyle birlikte. Bu kez sadece imza var. Tarikat ve cemaatlerin vakıf ve dernek olarak örgütlendikleri (doğrusu örgütlendirildikleri) platformun adı.
Anayasal düzeni yok sayan, yargıyı tehdit eden, parlamenter sistemi sonlandırmayı amaçlayan bu ilan sahipleri akıllarını ‘peynir ekmekle’ yemiş olmalılar.
Bu doğrudan Türk halkını, bu topraklar üzerinde yaşayanları yok saymaktır, tehdit etmektir, şantaj yapmaktır. Eski milletvekili Rıdvan Budak “Bu ilanı verenleri şiddetle kınıyorum” diyor. Daha önce de özellikle cumhurbaşkanı seçiminde de görülen bu ilanların bedelini kimler karşılamaktadır?
Örtülü ödenekten mi? İstanbul ve Ankara belediyelerinden mi? Hafriyat paralarından mı?

Genel merkeze ikinci ‘madik’

BEŞİKTAŞ Belediyesi meclis üyesi Hüseyin Avni Sipahi’nin CHP’den istifasını dün Okan Konuralp’in haberinden öğrendik. Tüm siteler kopyaladı; milyonlarca kişi okudu. Peki, Başkan Murat Hazinedar’ın haberi olmaz mı?
Beşiktaş’ta bir üyeliğin boş olması nedeniyle Sipahi hemen Encümen üyeliğine seçildi dün. Hazinedar teklif etmeseydi seçilebilir miydi? Beşiktaş’tan ‘insaflı’ bir ilçe yöneticisi burnundan soluyordu. Dedi ki:
”17 Aralık operasyonunda ‘örgüt liderliği’nden gözaltına alınan, Kılıçdaroğlu tarafından istenmesine karşın 9 aydır, Karayalçın’a yer açmak için ayrılan İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı tarafından istifası ‘sümen altı’nda tutulan Sipahi şimdi ne mi yapacak? Belediyenin cezalarını kesecek, ihale yapacak, 657 sayılı Devlet Memuru Kanunu çerçevesinde çalışacak...”
CHP Genel Merkezi’nin itibarı yerle bir!...

Ergun Göknel’den 1993’deki ‘İSKİ’ olayına bağlı açıklama

İSKİ eski Genel Müdürü Ergun Göknel, Şişli’deki gelişmelerle ilgili ‘Şişli, İSKİ’yi geçti’ (4 ocak) başlıklı yazımıza bir açıklama gönderdi. Geçmişle ilgili bazı hatırlatmalar yaparak “SHP’nin (CHP) oy kaybı İSKİ olayı ile başlamadığını daha önce başladığını” öne sürdü.
Göknel’in açıklaması şöyle:
”Diyorsunuz ki, “1992’deki ‘İSKİ skandalı’ ile büyük darbe yiyen ve 1994’te çoğunlukta olduğu yerel yönetimleri kaybeden SHP (CHP) büyük yara alıyor ve bir daha toparlanamıyordu.”
Şimdi hatırlatmalara başlayalım:
• İSKİ olayı 1992 yılında değil Temmuz 1993 yılında güncel olmuş ve basın organlarında yoğun yere tutmaya başlamıştır.
• SHP (CHP)’nin oy kaybı İSKİ olayı ile başlamamıştır. SHP’nin elde ettiği seçim sonuçlarını hatırlayalım:

SEÇİMLEROY %

26 Mart 1989 yerel yönetim seçimleri (genel)

28,69

26 Mart 1989 yerel yönetim seçimleri (İstanbul)

35,95

20 Ekim 1991 Milletvekili seçimleri (genel)

20,75

20 Ekim 1991 Milletvekili seçimleri (İstanbul)

18,85

26 Mart 1989 Kâğıthane belediye seçimi

30,70

27.12.1991 Kâğıthane Belediye seçimi

17,30

Altı yeni belediyede 29.11.1987 milletvekili seçimlerinde alınan oy

31,70

Altı yeni belediyede 20.10.1991 milletvekili seçimlerinde alınan oy

20,60

1.11.1992 altı yeni ilçe belediye seçimi

17,80




Bu tablodan açıkça görüleceği gibi SHP İSKİ olayı öncesinde devamlı oy kaybetmektedir.


• 1993 yılında SHP Genel Başkanı olan Murat Karayalçın, İstanbul’da Demokrasi Parkı’nın açılış töreninde yaptığı konuşmasında, İSKİ olayı konusunda şöyle demektedir:
“İSKİ olayında rüşvet alan kişi SHP’li değil. O sadece bir devlet memuru. Benim partimle ilgisi yok.” (Bkz. Milliyet Gazetesi 19.9.1993 s.17. “Karayalçın’dan Sözen’e tam destek.)
Kısaca Karayalçın daha yargılama devam ederken benim “rüşvet” aldığıma karar vermiş durumda.
Unutmayalım ki hakkımda ‘rüşvet’ konusunda ne bir dava açılmış ne de bir iddianame düzenlenmiştir.
Hüküm giydiğim TCK’nın 205. maddesi ise kanunun kabul edildiği 1926 yılından sonra ilk defa 1993 yılında hakkımda açılan dava ile uygulanmıştır.
SHP mensubu olup olmadığım veya ‘sadece bir devlet memuru’ olduğum hakkında fazla bir şey yazmayı gereksiz buluyorum. O yılların olaylarını izleyen usta bir gazeteci olarak SHP ile olan ilişkilerimi herhalde ayrıntılı olarak bilmektesiniz.
• Karayalçın, bugün de CHP İstanbul İl Başkanı olarak aynı hataya düşmekte ve Şişli olayını şöyle tanımlamaktadır:
“Olayda siyasetçilerin adlarının geçmesi olayı siyasi bir olay yapmaz. Bir süreç işletilmektedir, o sürecin sonunu, yani yargı sürecinin sonucunu beklemek zorundayız.”
Kısaca: Karayalçın için konu siyasi değil adli bir olaydır. (Bkz. Milliyet 4.1.2015)
. CHP’ye gelirsek: Nasıl SHP 1994 yerel seçimlerinde Zülfü Livaneli’yi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı göstererek büyük bir yanlış yapmışsa, CHP de 2014 yerel seçimlerinde Mustafa Sarıgül’ü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı göstererek daha büyük bir yanlış yapmıştır. Yetmezmiş gibi bir de, kazanılması kesin İstanbul ilçe belediye başkanlıkları ve belediye meclis üyelikleri parti kodamanlarının nüfuz bölgeleri anlayışı ile dağıtılmıştır.
• 20 yıl sonra aynı Karayalçın kabul edilmesi imkânsız gerekçelerle yapılan yanlışların üstünü kapatmak istemektedir. Sonra da bütün bu beceriksizliklerden kaynaklanan oy kayıpları, 22 yıl sonra İSKİ’ye bağlanarak durum kurtarılmaya çalışılmaktadır.
• SON bir not: SHP’nin 1989 yılından sonra devamlı oy kaybetme sebeplerinden bir bölümünü, size gönderdiğim yeni kitabım ‘ANTİ-NURİNG’in 76-99 sayfalarında okuyabilirsiniz.
Bu hatırlatmaların önyargıları silmekte faydalı olacağını düşünüyorum.

X