"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Türkiye Diyanet Vakfı’nın bütçesini öğrenmek isterim

ESKİ DYP milletvekili İsmail Amasyalı yazıyor:

CAMİLERİN görevlilerinin olumsuzlukları dikkat çekerken, samimi görev anlayışı ile hizmet eden müftü, imam, müezzin ve kayyumların itibarsızlaştırılmasına sebep olabilecek ‘çürük elmaların’ ayrıştırılmasına dikkat çekerim.
Hürriyet’in ‘İmam-müezzin tekme tokat’ manşeti dikkatimi çekti. Birbirlerinden şikâyetçi olmuşlar, hâkim karşısına çıkmışlar.
Abdestinden şüphesi olanlara tokat gibi bir cevapla devam edeyim yazıma:
Hoca Nasrettin, çocuğa su testisini teslim eder, suya gönderirken tokat atar. Çocuk sert tepki verir: “Ne yaptım ki dövüyorsun?” Hocanın cevabı: “Testiyi kırmaman için tokat attım, kırdıktan sonra bir işe yaramaz.”
Ben, imamların, müezzinlerin akçeli işlerden uzak durmalarını, cami önünde kanunsuz makbuzsuz toplanan paraların caminin din adamlarının manevi şahsiyetlerine zarar vereceği görüşündeyim.
Alın size önemli bir konu daha; Türkiye Diyanet Vakfı. Vakfın durumu yakında manşetlere taşınır ve adliye koridorlarında kavgaya dönüşürse sürpriz olmaz.
Ecdat ihtiyaç zuhur ettiğinde onu ihya edecek, geliştirecek maddi manevi ihtiyaçlarını karşılayacak vakıflar kurmuştur. Vakıflar kuruluş amaçları
dışına çıkamaz ve kullanılamaz. İslam anlayışında vakıfların, Cenab-ı Hak’la illiyet bağı olduğu akdin şahidi iddiası vardır. Vakfedenin rızası alınmadan vakıf üzerinde tasarrufta bulunmak mümkün değildir.


VAKFI KİMLER KURDU


13 Mart 1975’te Ahmet Uzunoğlu, Yakup Üstün, Dr. Lütfü Doğan, Dr. Tayyar Altıkulaç tarafından kurulan Diyanet Vakfı’nın kuruluş senedinde ‘camilerin bakım-onarım sair giderlerin temini’ için kurulduğu yazılıdır.
Vakfın, Diyanet İşleri Başkanlığı ile illiyet bağı vardır. Diyanet İşleri Başkanı aynı zamanda vakfın başkanı, başkan yardımcıları da doğal olarak mütevelli heyet üyesidirler.
Diyanet Vakfı’nın vakıf senedi ile hüküm altına alınan en önemli geliri cami cemaatinden toplanan paralardır. Camiler Diyanet Vakfı işleyişi içerisinde döner sermayeli iktisadi işletmelerdir. Bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesinde camilerin bakım onarım elektrik su ısıtma giderleri için ayrılmış bir para yoktur. Bunu karşılayacak kurum vakıftır. Ancak son yıllarda vakıf, şubeleri adına cami cemaatinden toparlanan paralar camilerin zaruri giderleri için kullanılmamakta, ihtiyaçlar cami dernekleri, belediyeler tarafından karşılanmaya çalışılmaktadır.


HAC-UMRE ORGANİZASYONLARI


Yakın zamana kadar elektrik giderleri Türkiye Elektrik Kurumu tarafından karşılanan camilerin şalterleri indirilmeye başlanmıştır.
Geçmişe dönük elektrik borçları çıkarılarak icra takibine hazırlanılmaktadır. Özelleştirme ile işletmeleri devralan özel sektörlerden SEDAŞ şalterleri indirmeye başlamış. Bu bilgiyi bugün Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden aldım.
Türkiye Diyanet Vakfı’nın 85.000 camiden topladığı paranın dışında ticari faaliyetler, bankalardan alınan faizler, hac-umre organizasyonları, Müslüman vatandaşların vasiyet yolu ile bağışladığı menkul ve gayrimenkuller, milyarlarca lira para sirkülasyonu!..
Bilanço hesapları, gelir-gider tablosu hakkında bilgi edinmek ise mümkün değil. Ne yazık ki, hesabına kimse ulaşamıyor. Bunun için Ankara’ya gittim; başkanlığın Mali İşler Daire Başkanı İsmail Bey’le makamında görüştüm. İnanılacak gibi değil, “Mütevelli heyet kararı olmadan bilanço, gelir-gider tablosunu vermek mümkün değil. 2015 yılı bütçe müzakereleri nedeni ile mütevelli heyet kararı alınarak TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’na gönderildi, oradan alabilirsiniz.”
Rahatladım, şüphelerim zayi oldu, doğru TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu bürosuna gittim.

Şefik Birkiye bize ‘Saray’ı anlatamaz mı


“YENİ Türkiye’nin yeni mimarı: Şefik Birkiye’dir. İki ay kadar önce Cüneyt Özdemir’in 5N1K programında dinlemiştik kendisini... Sonra bazı yazılar yazıldı; Bugün’den Hüseyin Keleş “Görüntülere şöyle bir baktım: Neoklasik tarz, Roma mimarisine göndermeler, postmodern süslemeler, Selçuklu mimarisinden çizgiler falan... Bunların tümü bana daha önce aşinası olduğum bir binayı hatırlattı.”
1980’lerin sonunda Silivri’de açılan Klassis Otel’e benziyor.
Ahmet Hamoğlu bu oteli yaptırırken, yarışma açmış, Brüksel’de çalışan mimar Şefik Birkiye’nin projesini görünce, “Haah... İşte bu olacak” demişti.
Ne yazık ki, otel bugün kapalı duruyor; Hamoğlu’nun sağlık sorunlarının olduğu konuşuluyor.
Birkiye, Ahmet Çalık’la Haydarpaşa ile Taksim Şan City ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘İkinci İstanbul’ dediği Kuzey İstanbul yerleşim projelerinde de çalışıyor.
Keleş, mimar Birkiye’nin yaklaşımını şöyle tanımlıyor: “Biraz yuvarlak sütunlarla Roma mimarisinden alınır, içine biraz Selçuklu mimarisi karıştırılır, üstüne azıcık Bizans mimarisi ekilir, bunlar azıcık eklektik, azıcık da postmodern bir anlayışla harman edilir ve “neoklasik” denilerek sıcacık servis edilir.”
Birkiye, kamuoyunun önüne çıkıp niye bunları izah etmez!..

GÜNÜN SÖZÜ


“Yaşamında kendisi olarak var olmamış biri duygu, düşünce ve davranışlarıyla yaşamı özgürce kucaklayabilir mi?”

Türkçe bilim ve sanat dilidir

HİÇBİR dil, düşüncesi siyasal çıkara göre durmadan değişen insanlar gibi bir gecede değişmez; hiçbir toplum bir gece yatıp ertesi sabah dilsiz kalkmaz. Ancak “din” gibi “dil” de siyasanın aracı yapılır. Pek çok yönetici Türkçenin tarihsel akışında, Türkçeye ihanetle yer almıştır.
Kaşgarlı Mahmut’tan, Ali Şir Nevai’ye dek pek çok aydın Türkçeyi savunmak için kitaplar yazmıştır. Yöneticilerle bilgin ve yazarların Türkçeyi dışlaması yüzyıllar öncesinde de çok tartışılmıştır. Âşık Paşa, “Türk diline kimse bakmaz idi/Türklere hergiz gönül akmaz idi/Türk dahi bilmez idi bu dilleri/İnce yollu ol ulu menzilleri” diye yakınmış; Âşık Kâmil, “Unuttum bildiğim Türkçe lisanı /Arabî, Fârisî sohbet ederken” dizeleriyle Türkçenin unutulma tehlikesiyle yüz yüze geldiğini belirtmiştir. Selçuklu gibi Osmanlı da kendine Türk, diline Türkçe dememiştir. Osmanlı, yüzyıllarca halka Arap abecesini ve Arapça-Farsçanın kurallarıyla örülü Osmanlıcayı öğretememiştir. Bugünün Osmanlıca hayranları da öğretemez; savunurken bile gülünç duruma düşüyorlar. Çünkü amaç Osmanlıcayı sahiplenmek değil, Türk Devrimi ve Atatürk’le hesaplaşmaktır.
Ömer Seyfettin, Ali Canip’e yazdığı mektupta (1910), dilden nefret ettiğini yazmış, Ziya Gökalp ve birçok Osmanlı aydını “yeni lisan” arayışına girmiştir. Harf ve Dil Devrimlerinin kazanımlarıyla bütün kaynakları okuyup anlayabiliyoruz. Osmanlı aydını “yeni lisan” arayışındayken 21.yüzyıl politikacısının “eski dil” sevdası tutuculuktur; bilgisizliktir. Türkçenin tarihsel akışına baktığımızda, örneğin II. Bayezit bile bugünün egemenlerinden birkaç adım öndedir; Kemal Paşazade Şemseddin Ahmet’e bilimsel yapıtların Türkçe yazılmasını buyurmuş; buyruk, Osmanlıca engeliyle karşılaşmıştır. II. Abdülhamit döneminde Türkçenin “resmi dil” olması kararlaştırılmış; karar, kâğıt üstünde kalmıştır. Çağın gereklerini karşılayamayan imparatorluk, “geri kalmışlık”tan kurtulabilmek için batıdaki gibi yeni okullar açmak, çağdaş kitapları Türkçeye çevirmek istemiş; çok zengin olduğu sanılan Osmanlıcanın batılı kavram ve terimleri karşılamadığı açıkça görülmüştür. Avrupa dinde reformu, rönesansı yaşar; buluşlarla insanlığı, “matbaa” ile beyinleri aydınlatırken Viyana kapılarına dayanan Osmanlı, kapının ötesini görememiştir. Bugünkü iktidar sahipleri de kapıları bilgiye, sanata kapatma aymazlığı içindedir.
Atatürk gibi biz de hiçbir zaman geçmişi yadsımadık. “Selam verdim rüşvet değildir deyü almadılar” diyen Fuzuli; şiirleri türküleşen Pir Sultan; eşkıya soyuna uğradığı için “Harname”yi yazan Şeyhi; ülke batarken “İzn alub cum’a nemâzına deyû mâderden (annenden)/Bir gün uğrılayalım çerh-i sitem-perverden (zalim felekten bir gün çalalım)” diyen Nedim de bizimdir. Bilimsel çalışmalar yapan Hekimbaşı Mustafa Behçet, Ahmet Cevdet Paşa, Şemsettin Sami gibi toplumu bilgilendirmek için her alanda kitap yazan Ahmet Rasim de bizimdir. Onlarca Divan şairi sayabilmemize karşın, onlarca bilimci sayamıyoruz. 21. yüzyılda Osmanlıcayla bilim yapılabileceğini söylemek, bilgisizlik değilse aymazlıktır. Felsefe dersini gereksiz bulan, tarihi çarpıtan, dil bilinci taşımayan bu iktidar döneminde de Türkçe, yüzyıllar boyunca olduğu gibi direnmektedir. “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan” kurtarma savaşımını sürdürecektir. Atatürk’ün vasiyetnamesini çiğneyen, Türk Tarih ve Dil Kurumlarını kapatanların ardılı bu iktidar ve yandaşları unutmasın: Türkçe, bilim ve sanat dili olduğunu 82 yılda kanıtlamıştır.
Dil Devrimine karşı olanların hepsi, devrimin kazanımlarıyla tümce kurabilmektedir. Bu da Harf ve Dil Devrimlerinin başarısıdır! Orunu, adı sanı ne olursa olsun, kimse yanlışı doğru diye satmasın! Ülkemiz de Türkçemiz de sahipsiz değildir! Kimse unutmasın tarih, dilini hor görenlerin acınası örnekleriyle doludur! Dileriz, Osmanlıcaya övgü düzenler acınası duruma düşmezler!
Sevgi ÖZEL- Dil Derneği Yönetim Kurulu Başkanı



MESAJ PANOSU

KIRMIZI bülten talebinin amacı propaganda! (Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı)

“Türk’e okusak anlamaz
Arap’a okusak anlamaz
Acem’e okusak anlamaz
Öyleyse bu dil ne dilidir?”
Şemsettin Sami 1850-1904


YARIN: Milletvekilleri soruyor, ama cevap yok.

X