"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Türk mimarının ulu çınarını kaybettik: İstanbul planlandı mı?

TÜRK mimarisinin ‘çınarları’ndan Prof. Dr. Hüseyin Kaptan’ı önceki akşam kaybettik.

İBB Metropoliten Planlama’nın başında uzun süre görev yapan Kaptan için bugün 11.00’de YTÜ Yıldız Kampusünde yapılacak anma törenin ve Yıldız Hamidiye Camii’ndeki öğle namazının ardından çok sevdiği memleketine, Ordu’ya götürülecek ve toprağa verilecek.

Türkiye’de şehircilik ve planlama dünyasının duayenlerinden olan Prof. Kaptan Yıldız Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünün kurucularındandı. Bir İstanbul aşığı idi. Prof. Hüseyin Kaptan, 1963 yılından bu yana geçen 40 yıl içinde akademik çalışmalarıyla uygulamaya yönelik planlama çalışmalarını birlikte yürütmüştü. Yaşam pratiğinden edindiği deneyimlerini akademik ortama taşıdı. Ulusal ve uluslararası düzeyde yayın ve söylem olarak yüz ellinin üzerinde akademik etkinliğe katıldı.

Kadir Topbaş döneminde İstanbul Metropoliten Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezinin (İMP) kurucusu oldu.

Hem İMP planlarında hem de Trakya planlarında görev almış olan yakın dostu Prof. Dr. Hasan Hayri Tok,

“Yüzlerce öğrencinin hocalığını yapan, birçok kentin planlaması ve tasarımına emek veren çok değerli hocamızdı; Prof. Hüseyin Kaptan’ı kaybetmekten büyük üzüntü duyuyoruz” dedi.

Her yıl bahar ayında Tekirdağ’ın Hayrobolu çıkışındaki bir çiftlik evinde Kaptan ve dostlarına ‘çevirme’ partileri düzenleyen Hasan Tok şunları söyledi:

 

İMP’DEN SONUNDA AYRILDI

“İMP merkezini sayın Topbaş’ın destekleriyle kurmuştu. Böyle bir model Türkiye’de bir ilkti. Prof. Kaptan 13 üniversiteden yaklaşık 200 bilim adamı ile bir o kadar da mühendis ve teknik elemandan oluşan planlama ekibinin başındaki maestro gibiydi. Sayın Kaptan aynı zamanda Trakya planları üzerinde de çalıştı. Doğru bildiği hiçbir şeyden vazgeçmedi. Bu nedenle İMP planlama çalışmaları sadece 10 yıl kadar sürdü ve ne yazık ki bu süre sonunda Kaptan istifa  etmek zorunda kaldı. Oysa O’un  ve hepimizin hayali bu planlama ekibinin sürekliliği idi. O yalnızca bir şehir plancısı ve mimar değil, aynı zamanda bir sosyolog ve bir kültür adamı idi.”

Prof. Kaptan ile defalarca bir arada olduk. Çok değerli bir dosttu; Geçen yaz Ordu’da, bir kaç ay önce de Beyoğlu’ndaki Atölye-70 bürosunda Hasan Tok’la birlikte, ailesi ve Roma’daki bürosunda ortak planlama çalışmalarınını yürüttüğü İtalyan mühendislerle ‘Türkü gecesi’nde hem sazını dinlemiş, hem de uzun uzun İstanbul üzerine sohbet etmiştik. İstanbul’da imara açılacak olan askeri alanların korunması konusunda ne kadar titiz olduğunu dinlerken, ağzından şu eleştiri çıkmıştı:

“3. Havalimanıyla ilgili bizim bir planlama çalışmamız yoktu, orası bakir kalmalıydı.

(Kabataş’taki Martı projesinin mimarı Hakan Kıran’ın annesi Güner Kıran vefat etti. Kıran, Zincirlikuyu camiisinde annesinin cenaze namazı sırasında, Kaptan’ın ölüm haberini aldığında ayrıca kahrolduğunu söyledi.)

 

KAPTAN ÇOĞU PROJEYİ MEDYADAN ÖĞRENDİ

ASLEN Ordu’lu olan Prof. Dr. Prof. Hüseyin Kaptan’ın başkanlığındaki İstanbul Metropolitan Plan bürosunda 530 bilim adamı büyük emek göstererek, ‘İstanbul’un Anayasası’ sayılan 1/100 binlik planları hazırladı. ‘İstanbul sevdalısı’ Başbakan Erdoğan nasıl bir İstanbul düşündüğü konusunda, kendileriyle bir kez bile görüşmedi. Prof. Kaptan ise lastikli araçlarla ilgili tüp geçit ve 3. köprünün yapılacağını gazete haberlerinden öğrendi. Belki de Kadir Topbaş bile... Bu vesile ile bunu not olarak kaydetmek gerekiyor. (Bu yazıyı 1 Ekim 2009’da yazmışız!)

 

GÜNÜN SÖZÜ

Din aydınlatmaz, ısıtır; felsefe ısıtmaz aydınlatır.”

Dücane CÜNDİOĞLU

 

İSTANBUL İL KONGRESİ 13 OCAK’TA YAPILACAK

KILIÇDAROĞLU ‘İŞARET’ VERECEK

CHP İstanbul İl Başkanlığı Kongresi 13 ocakta yapılacak; bu nedenle yoğun bir kulis faaliyeti yürütülüyor. İlçe Başkanlarının, Genel Başkanının ‘işaretini’ bekleyecekleri belirtiliyor. Bunun için Kılıçdardaroğlu’nun ilçe başkanlarının eğilimine göre hareket edeceği söyleniyor; ya Cemal Canpolat’la devam ya da yeni bir aday... Aday adayıları giderek artıyor:

Dr. Canan Kaftancıoğlu, Nebil İlseven (Eski İl Başkanı), Tarık Balyalı (İBB/Pendik Meclis üyesi, Metro ihalesini iptal ettiren üyelerden), Doç. Dr. Yunus Emre, eski milletvekilleri; Ali Kemal Kumkumoğlu, Berhan Şimşek, Çetin Soysal.

Özetlersek, il başkanlığı yarışının örgüt içi mücadelesinden çok; belediye başkanlarının ‘preslerinin’ daha ağırlık taşıdığı dikkat çekiyor. Kılıçdaroğlu’nun şu ana kadar hiçbir adayına “Benim adayımsın, git çalış” demediği belirtiliyor.

 

PANO

- FETÖ davaları Türkiye gündeminden düşecek. Yargı mensuplarımız hala 15 Temmuz nöbetini tutmaktadır.

Abdülhamit GÜL

 

- ONLARA (cezaevinde yatanlar için) tek tip kıyafet az bile, ayaklarına da zincir vurulmalı.‘Sanatçı’ Cengiz KURTOĞLU

 

- NEFRET sigara tiryakiliği gibidir.

Memduh S. BAYRAKTAROĞLU

 

- SADE gazoza vergi var da, yata kotraya niye yok!

Sabri ARPAÇ

 

- MECLİS onaylamadıkça af getiren HKK hüküm ifade etmez.

H. Sami TÜRK

 

KADINLARDAN, DİYANET’E UYARI

TÜRKİYE Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü “Son yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın web sitesi üzerinden toplum ahlakını şer-i düzene göre şekillendirme kaygısıyla Türk Ceza Kanunu’nu, Medeni Kanunu, Anayasanın Laiklik ilkesini ve Çocuk Hakları Sözleşme’sini ihlal eden çeşitli söylemlerine tanıklık ediyoruz” dedi.

Daha önce “Dokuz Bakanlığın Bütçesinden Daha Çok Pay Alan Diyanet İşleri Başkanlığı Kadın ve Çocuk Düşmanı bir Kurumdur!” dediklerini hatırlatan Güllü, “Ne yazık aradan geçen 2 sene içinde Diyanet İşleri Başkanlığı kadınlara ve çocuklara yönelik düşmanca tavrında en ufak bir düzeltmeye gitmedi, kişileri suç işlemeye teşvik etmekten, suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermekten vazgeçmedi” dedikten sonra şu uyarıda bulundu:

“Kamuoyunu uyarıyoruz; Son dönemde yargıya intikal eden çocuk istismarı vakalarında sanıkların “imam” görevini ifa eden kişilerin çoğunlukta olması, çocukları cinsel obje olarak gören dilin bilerek ve isteyerek kullanılması ve tarikat yurtlarının çocuğun cinsel istismarının rutine döndüğü yerler haline gelmesi erkek egemen ve ikiyüzlü ahlak anlayışının sonuçlarıdır.

Unutulmamalıdır ki, 150 seneyi bulan mücadele tarihiyle bu ülkenin kadın hareketi  laik düzenin alt üst edilerek “kadınların ve kız çocukların ahlakı” üzerinden toplumun şekillendirilme çabasına müsaade etmeyecektir.

 

TÜRSAB GENEL KURULU BELİRSİZLİĞİNİ KORUYOR

TÜRSAB genel kurulunun tarihinin belli olmaması üyeleri tedirgin ediyor. Hele hazirun çektvelenin yeniden düzenleneceğine ilişkin söylentilerin ortada dolaşması, bu tedirginliği daha da arttırıyor. Kongrenin esasında geçen 2 Aralıkta toplanması gerekirken, eski yönetimin almış olduğu erteleme kararı bir yandan hukuksuzluğu ortaya koyarken, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da en üst düzeyde bu konuya müdahil olması tepkilere yolaçıyor. Eski Turizm Bakanı Bahattin Yücel, “Turizm sektörünün krizden geçtiği bu dönemde bu seçimlerin demokratik kurallara uygun ve serbestçe yapılması büyük önem taşıyor” dedi.

TÜRSAB’ın 7000 üyesi var; son genel kurula başvuranların sayıları 4.900 üyenin üzerinde bulunuyor.

 

DEVLET TİYATROLARINA TAZE KAN

DEVLET Tiyatroları Genel Müdürü Necat Birecik görevden alındı. Yerine Devlet Tiyatrosu sanatçılarından,  daha önce genel müdürlük, başrejisörlük görevleri üstlenen Mustafa Kurt atandı. Kurt, önceki genel müdürlüğü döneminde yerli ve klasik oyunlara ağırlık vermesi, Bursa Balkan Oyunları Festivali, Ankara’da ise Shakespeare-Çehov günlerini gerçekleştirmiş ve sanatseverlerin beğenisini toplayarak, isminden çokça söz ettirmişti. Adana Sabancı Tiyatro Festivali’nin de kurucusu olan Kurt, tiyatronun Anadolu’da, yaygınlaşması ve yurtdışında tanınması adına pek çok festival ve oyuna imza attı. Kurum dışından atanan eski genel müdür Necat Birecik’in sebep olduğu ve Devlet Tiyatroları’nı sürüklediği karamsar tablo bu görev değişimiyle birlikte ortadan kalkmış oldu.

 

ORTADOĞU’DAKİ SENARYOLAR VE İRAN OLAYLARI

GÜNÜMÜZDE; Ortadoğu ülkelerinde yaşanan olaylar ile geçmişte yaşanan olaylar arasında sosyal, kültürel ve siyasal öğelerin çok benzediğini görmekteyiz. Ortadoğu’da uygulanan senaryoların aynı yöntemleri, bütün ülkelerde denenmiştir ve denenmeye devam edilmektedir.

İran’da yaşanan olaylar da da dünden bugüne ortak benzerliklerin olduğu arşivlerde bulunmaktadır. Olayların aynı zaman diliminde, aynı kentlerde aynı sloganlarla ortaya çıkması incelenmesi gereken sosyal ve siyasal bir konudur.

Dünden bugüne İran’da iki olayların benzerlikleri: 1979’lı yıllarda İran Şahına karşı yapılan olayların çıktığı kentler ile bugünkü olayların çıktığı kentler: Tebriz, İsfahan, Kirmanşah, Ahvaz ve çevresindeki yerleşim alanlarından oluşmaktadır.

Gösterilerdeki protestoların konuları ile bugünkü konular aynı: Geçmişte de ekonomi ve özgürlük konularına sıkça vurgu yapılmaktaydı. Bugün de aynı konular gündemdedir. Batı basını da, Şah’a baş kaldıranları destekleyici yayınlar yapmaktaydı. Batı basını bu gün de göstericileri destekleyen yayınlar yaptığını İran yönetimi beyan etmektedir.İran’daki olayların dikkat çeken yönlerinden birisi de zaman sürecinde benzerliğin olmasıdır.Bugünkü olayların Ocak ayında başlaması, geçmiş tarihler ile bir benzerlik oluşturmasını özellikle belirtmek gerekir: İran’daki devrim olayları Ocak ayında gerçekleşmişti. 1979 yılı 5 Ocak’ta, Humeyni, Geçici Hükümet’in Mehdi Bazergan başkanlığında kurulduğunu ilan etti.

16 Ocak’ta Şah, Mısır’a gitmek üzere İran’ı terk etti. 19 Ocak’ta Tahran’da 1 milyonu aşkın kişinin katıldığı gösteride, Şah’ın saltanattan düşürüldüğü ve özgür İslami bir cumhuriyet istenildiği bildirisi okundu ve yayınlandı. Olayların aynı zamanda, aynı mekanlarda aynı konularda ortaya çıkmış olması, yöneticilerin incelmesi gereken önemli bir konudur.Ortadoğu’da yaşanan olaylar ve senaryolar bizim için bir ders olmalıdır.

Bu dersten, yola çıkarak, tüm Türk milleti olarak, milli birlik ve bütünlüğümüzün değerlerine sürekli sahip çıkmalıyız.

Yrd.Doç.Dr. Ramazan TOPDEMİR

 

X