"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Toplu siyasi davalar ve unutulan bir söz: ‘Sizi buraya tıkayan kuvvet böyle istiyor’

DARBE teşebbüsü davalarında yargılamalar sürüyor. Mağdurların katılımı ve ilgisi en önemli etkenlerden biri, iktidar da konuyu dinamik tutma konusunda gereğini yapıyor, tarafsız kamuoyunun takibi ise ‘sonucun’ siyasi veya hukuki algılanması bakımından önemli.

Ergenekon ve bağlantılı davalar, yargılama sürecindeki hukuksuzluklar nedeniyle, sadece iktidara yakın ve yandaş tabir edilen kesim tarafından desteklendi ve fiyasko ile sonuçlandı.

Yargılama yapanların bir cemaatin tetikçileri olduğu ortaya çıktı, adli sistem büyük yara aldı.

Siyasi davalar, genellikle, sistem üzerinde iktidar kullanan gücün belirleyici olması tehlikesini taşır.

Yakın siyasi tarihimizde, Yassıada yargılamalarında, Mahkeme Başkanı’nın, yapılan itirazlara “Sizi buraya tıkayan kuvvet böyle istiyor” sözleri kayıtlara bir utanç ifadesi olarak geçmiş ve kamuoyu vicdanında hala süregelen önemli tahribat yapmıştır.

İktidar partisi, kendisine darbe yapılacağı iddia edilen Ergenekon sürecinde, haklı olarak taraf olmuş, davanın manevi savcılığını üstlenmiş ve ağır bir yanılgıya uğratılmıştı.

15 Temmuzda bu defa, reel olarak darbe teşebbüsüne muhatap oldu, davalara mağdur taraf olarak müdahale taleplerinde bulunuyor/katılıyor. Ergenekon sürecinde, emniyet güçleri, savcı/hakim kılığındaki tetikçiler tarafından yanıltıldı, bugünkü yargılamalarda, artık fiilen taraf, verilecek hükümler, öncelikle kendisini ilgilendiriyor. Ergenekon süreci, tarafsız kamuoyunun gözünü açtı, her ‘yargılama’ yargılama değilmiş kanaati oluştu, genel bir teyakkuz hali var. Her gün davalardaki ifadeler, çarşaf çarşaf yayınlanıyor, köşelerde analiz ediliyor. Yargı da toplumun kredisini hassas bir terazide kullanmak zorunda; bu darbeci güruhu, gerçek adalet ile tecziye etmek, toplumsal güven bakımından da gerekli.

GÜNÜN SÖZÜ

Beğenmedikleri Ecevit döneminde asgari ücretle 7000 tane ekmek alırken, şimdi 1123 tane ekmek alınabildiğini biliyor musunuz? Giray KALELİ

 

HERKES BİR KEZ FINDIĞA GİDER!

KARADENİZ’de bu yerleşik bir kuraldır. Adam zengin olsa da, bir yerde genel müdürlük görevinde bulunsa da, sigortalı bir işçi de olsa onu tutamazsın... Fındık mevsiminde ille kentini-köyünü ziyaret edecektir.

Karadenizin doğusunda böyle bir algı vardır. Bu olgunun psikolojik ve sosyolojik etkileri vardır. İlle o evin kapısı açılacak, mıhlama yenilecek; fındık bahçesinde o ‘hasat’ kokusunu hissedilecektir.

Ordu’nun giriş ve çıkış noktalarında sağlıksız çadırları görürseniz, onlar Doğu ve Güneydoğulu işçilerdir. Artık son 10 yıl içinde fındığı toplamayı öğrenmişlerdir. Gürcüler de, çay toplama gibi fındık için de bölgeye geliyorlar artık; çünkü sınırdan geçmek için kimlik kartı yetiyor. Bu bakımdan Gürcü işçiler de toplama işinde ağırlıklı bir yer tutuyor. Ama para kazanmak isteyenler de son yıllarda aile bireyleriyle ‘imece’ usülü toplama yapıyorlar. Herkes için pek de kolay değil bu toplama işi...

Bölgenin üretici, sanayi ve tedarikçi ayağında en iyi analiz edip bölgeyi iyi bilen Osman Çakmak’la tanıştık. ‘Fındık brokeri’ diye tanıtıyor kendisini... Trabzon’dan Volkan Konak’ın ablası Nuran Bahçekapılı kendisine telefon ederek “Fındığımı satayım mı, bekleyeyim mi?” diye sordu... O da “Bayramı bekle teyzeceğim” dedi.

Başta Trabzon ve Ordu’da Arap ağırlıklı turistlerin trafiğinin artması karşısında “Daha çok eksiğimiz var; otel ve pansiyon sayısının artması, personelinin eğitilmesi gerekiyor” diyor. Turizmci Erdem Yıldız, potansiyele dikkat çekerek batıdaki gibi küçük otellere ağırlık verdiklerini söylüyor. Bölgenin 2 milyon turist hedefinin bu yıl sonuna kadar 800 bine ulaşacağı bekleniyor.

Ordu ilçelerinden ve yakın komşu şehirlerinden göçü alırken, aynı zamanda İstanbul ve İzmir’e göç veriyor.

 

ÜNİVERSİTENİN FINDIĞA KATKISI YOK

Ordu’da çıkan Olay gazetesi sahibi Zeki Özer, gazeteci olarak bölgeye ciddi katkılar sağladığını görünce şaşırmamak elde değil; gerek turizm, gerek fındık piyasalarının oluşması ve yeni havaalanının yapımındaki sürekli yayınlarından sonra Sarp demiryolu hattı projesinin de peşini bırakmıyor.

Ordu-Giresun Havaalanından Ordu’ya giderken, yolun solunda öğrnenci sayısı bu yıl 24 bine ulaşacak Ordu Üniversitesi’nin gördük; yeri çok güzel ama ‘kente’ ne tür katkısı var diye sorunca “Kentten uzak yaşıyorlar. Koca üniversitenin fındığın daldan düştükten sonra toplanması için dağıtılan toplama ve süpürge makinaları projelerine hiç bir katkısı olmadı; halbuki taban arazilerinde bu bekleniyordu.

Ne diyelim...  ‘Baskı’ altındaki üniversiteler hep böyle; girişimçi olamıyorlar. Çünkü ses çıkartmaları ‘yasak’; kimse de bu söyleme itiraz etmesin maalesef bu böyle..

 

SAĞRA KIRKLARELİ YOLCUSU

Biraz ilerde Sağra’yı gördük. Ordu’nun en önemli markası diye biliniyor. İtalyan ve İspanya markaları ile dondurma ve çikolata gibi ürünlerini çeşitlendirmiş. Toksöz, ailesinin sahipliğindeki Sağra çalışanlarının sendikası Genel İş’ten şikayetler aldık. İleri sürüldüğüne göre, yaklaşık 500 işçiden 200 kişinin çıkışı verilmiş.  Üretim bantlarının önemli bölümü Kırklareli’ne taşınmış. Ancak Sağra’nın bir bölüm üretimi Ordu’da kalacakmış söylendiğine göre. Ordu ile özdeşleşmiş bir markanın Karadeniz’den kopması istenmiyor Karadenizliler; çünkü o da fındığa dayalı ürünler imal ediyor.

Silivri Çanta’da 2012’lerde Sanovel ilaç fabrikasını kuran eczacı Erol Toksöz’ün ölümünden sonra iki iki oğlu Ahmet ve Zafer Toksöz ile annelerinin araları açılmış; sorun yargıda düşmüş; ama sonunda anne ve çocukları bu işin yanlış olduğunu görmüşler ve bir araya gelmişler.

Sağra’nın yerini üniversiteye almak için bazı girişimler dikkat çekmiyor değil.

- AKP’li Belediye Başkanı Enver Yılmaz, CHP’li Seyit Torun, Ordu’ya epeyce hizmetleri olmuş... Buna ‘marka şehir’ diyorlar. Ancak son yerel seçimlerde Büyükşehir yapılan Ordu’da CHP’nin elindeki üç belediyeden ikisi gitmiş; biri de AKP’ye geçmiş... Yani 20-0 olmuş; Partisinin yerel yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımacısı olan Seyit Torun, önümüzdeki seçimlerde nasıl bir mücadele içinden çıkacak; asıl merak edilen konu bu.

 

VURDUMDUYMAZLIĞI SİVİLLERDE ARAYIN

KÖŞENİZDE ‘17 Ağustos depreminin 18. sene-i devriyesi’ yazısında şöyle bir cümle var; ki bana göre doğru değil. “Örnek bir vurdumduymazlık olarak Marmara Denizi’nde çalışmalar yapan uluslararası kuruluşların gemilerine, hiçbir katkı yapılmamış olması gösteriliyor.”

TSK tüm araştırma seferlerinde her zaman yanımızda oldu. Bir kere seferlere irtibat subayı yolladı ki bunlar mühendis takımından seçilmiş yapılan iş konusunda bilgili subaylardı. Sonra sivil yönetimin “unuttuğu” izinlerin anında çıkartılmasını temin ederek seferlerin akamete uğramasına ve milletçe rezil olmamıza engel oldular. Tüm seferler boyunca Sahil Güvenlik Komutanlığı gemilerimizi korudu ve bazı hallerde bizlere doğrudan yardım verdi. Fransa’da benim Collège de France ilk dersimin kokteylinde Prof. Xavier Le Pichon derse gelmiş olan Hava Ataşemiz Albay (sonra Tuğgeneral) Erhan Pamuk’un şahsında TSK’ye

herkesin içinde alenen uzun uzun teşekkür etti. Ne garip bir tesadüfdür ki, bize Sahil Koruma desteği veren o zamanki komutan Amiral Can Erenoğlu da, Erhan Pamuk General de Balyoz mağduru olarak ordudan uzaklaştırıldılar! Vurdumduymazlık tüm sivil yönetimde vardı, ama asla askerlerde yoktu. A. M. Celal ŞENGÖR

 

TÜRKİYE LAİKLİKLE GÜZELDİR

EĞİTİM-İş diyor ki: Siyasi iktidar eliyle eğitimin dini kurallara göre biçimlendirilmesine yönelik uygulamalar, eğitimin bütün kademelerinde ve günlük yaşamın her alanında etkisini arttırmayı sürdürmektedir. Siyasi iktidar, “dindar nesil” ifadeleri ile somutlaşan uygulamalarıyla dini eğitim dört yaşa kadar inerken, MEB, tarikat ve gerici vakıflarla imzaladığı protokoller ile eğitimi hızla dinselleştirmeye devam ediyor.

Bu durumun son örnekleri Elazığ ve Batman’da yaşandı. İnsani Yardım Vakfı’yla (İHH) ortak çalışmalar yürüten ‘Kur’an Nesli Platformu’ adındaki derneğin verdiği namaz eğitimine katılan 6-10 yaş arasındaki binlerce çocuk, “Baba bana namaz kılmayı öğret”,  “Hayat Namazla Güzeldir” ve “Namaz kılıyorum, dinimi yaşıyorum” dövizleriyle iki şehrin en işlek meydanlarında dolaştırıldı.

Kimse Türkiye’nin geleceği olan yavrularımız üzerinden siyasi çıkarlarını şekillendirememeli. Kimse, Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün biz eğitim neferlerine mirası olan çocuklarımıza, çağdışı bir eğitimi reva görememeli.

 

BİLİYOR MUSUNUZ

CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakıröze’in, kamu kurumlarında altı ay çalıştırılan geçici işçilerin yaşadığı sorunların ve bunların çözüm yollarının araştırılması ve eksikliklerin giderilerek mağduriyetleri giderecek yasal düzenlemelerin bir an önce yapılması için Meclis araştırması açılmasını istediğini...

 

 

X