"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Soyan soyana...

BİTKİSEL Yağ Sanayicileri Derneği Başkanı Tahir Büyükhelvacıgil, ayçiçeğiyağında yapılan ‘hile’ ve ‘tahsis’ karşısında feryat ettiğini geçenlerde Dünya gazetesinde anlatıyordu. Akla hemen şu geliyor; bu ülkede ‘hile ekonomisi’ neden engellenemiyor? 10 numara yağda vurgunun uzun yıllardan sonra bir şekilde önüne geçildi ama bu kez ayçiçeği üzerinden oyunlar oynanmaya başladı. Sanayici kimliğine bürünen bazı hilebazlar, endüstriyel ürünler üretecekleri ya da ihracat yapacakları gibi gerekçelerle yüz milyonlarca dolar vurgun yapıyorlar. Bunun sonucunda üreticinin malı değerlendirilmediği gibi, Hazine de ciddi bir vergi kaybına uğruyor.
Bu sistem nasıl çalışıyor:
‘Teknik ve Sanayi Kullanım Amaçlı’ adı altında sıfır gümrük vergisi ile ithal edilen ve özellikle boya sanayisinde kullanıldığı ‘iddia edilen’ ayçiçeğiyağı, el altından gıda sanayisine satılıyor ve bu durum büyük bir haksız rekabete neden oluyor. Bu konuda teknik bir uzman bizi şöyle aydınlatıyor:
“Ayçiçeğiyağının boya sanayisindeki başlıca kullanım alanı ‘alkid reçinesi’ denen boya hammaddesinin üretimidir. Fakat alkid reçinesi üretmek için ille de ayçiçeğiyağı kullanmak şart değildir. Aynı amaçla başta soya yağı olmak üzere aspir ve keten gibi alternatif yağlarda kullanılabilir. Bu alternatif yağların kullanımı maliyet artışına veya herhangi bir kalite sorununa kesinlikle sebep olmaz. Tedariklerinde de bir sıkıntı yoktur. Kaldı ki, ayçiçeğiyağını el altından gıda piyasasına satan sahtekârlar, boya sanayicilerine ayçiçeğiyağı adı altında soya ve aspir gibi yağları satmaktadır. Bu yolla sanayicilere satacağız taahhüdü ile vergisiz olarak ithal ettikleri ayçiçeğiyağını boşa çıkarmakta ve gıda sanayisine satmaktadır.”
-Peki Türkiye’de ne kadar yağ bazlı boya kullanılıyor?
Türkiye’de yıllık 200 bin ton civarı yağ bazlı endüstriyel boya ve vernik üretilmektedir. Bu miktarda yağ bazlı endüstriyel boya üretimi için yıllık 100 bin ton alkid reçinesine ihtiyaç vardır. Alkid reçinesinin yaklaşık % 30’unun bitkisel yağ olduğunu düşünüldüğünde boya sanayisinde reel olarak kullanılabilecek ayçiçeğiyağı veya alternatifi bitkisel yağ miktarının en fazla 30 bin ton olduğu görünmektedir. Oysa fiili olarak ithal edilen miktarın bu rakamın 4-5 misli olduğu görülmektedir.


KORKUTUCU RAKAMLAR



Günümüzde yağ bazlı boya yerini daha sağlıklı olması sebebiyle su bazlı boyalara bırakıyor. Teknik ve sanayi kullanım amaçlı ayçiçeğiyağı ithalatı 2006’de 400 ton, 2008’de 3053 ton, 2010’de 29.300 ton 2014’de de 80.000 ton... İlk altı aylık ithalat verilerine bakıldığında 2015 yılı sonuna kadar toplam 150.000 ton tutarında teknik ve sanayi kullanım amaçlı ayçiçeğiyağı ithalatının gerçekleştirilmesi bekleniyor. Dünyada ve Türkiye’de yağ bazlı boya kullanımı hızla düşerken, bunun tam tersine olarak sanayi amaçlı yağ ithalatının katlanarak artması ‘hile’ ekonomisinin en açık ispatı değil midir?
-Peki başka neler yapılıyor ülkemizde?
Benzer yolsuzluklar bitkisel yağların hammadde olarak kullanıldığı başka sanayi dallarında da yapılmaktadır. Kendini sanayici gibi gösteren bir takım ‘arsızlar’, bu vergi vurgununu gizlemek amacıyla uyduruk kapasite raporları düzenlenmekte ve bu kapasite raporlarında ‘arapsabunu’, ‘sodyum oleat’, ‘tekstil yardımcı kimyasalları’, ‘deri işleme kimyasalları’, ‘kalıp ayırıcı’ ve benzeri bir takım malların üretiminde kullanacaklarını beyan etmek kaydı ile ayçiçeğiyağının sıfır vergi ile ithalatını yapmakta ve bu yağı gerçekte el altından gıda sanayisine satmaktadır. Bahsi geçen ürünleri gerçekten üretseler bile bu ürünlerin üretiminde ayçiçeğiyağına ikame başka yağlar kullanmaktadır.


İhracatta vurgun nasıl yapılıyor

Öte yandan; gerek gıda sektöründe gerekse sanayi ürünlerinde ayçiçek yağı Dahili İşlem Rejimi (DIR) kapsamında ihraç kayıtlı olarak sıfır vergi ve sıfır KDV ödenerek ithal edilmekte... Oysa gerçekte ayçiçek yağı kullanılmaksızın ikame yağlar ile yapılan yada ikame yağlar ile karıştırılan ürünler ihraç edilmektedir. Bu yol ile elde edilen ayçiçek yağı devletin vergisi ve KDV’si ‘çalınmak’ sureti ile çok yüksek bir karla gıda piyasasına satılmaktadır. Bunun önüne geçmek için, DIR kapsamında ihraç edilen bitkisel yağ veya yağ bazlı ürünlerin modern laboratuvarlar oluşturularak, gelişmiş laboratuvar cihazları kullanmak kaydı ile çok sıkı analiz edilmesi elzemdir.
Bu sebep ile, bir an önce ayçiçek yağının ‘teknik ve sanayi kullanım amaçlı’ ithalatı vergilendirilmeli, DIR kapsamındaki yağ ve yağ bazlı ürünler üretim tesisinde ve ihracat yapılan gümrükte çok sıkı denetlenip analiz edilmeli ve neticesinde gün geçtikçe artan haksız kazanç ve vergi kaybının önüne geçilmelidir.

ABD, Japon, Brezilya ve Çinli turistlerin ayağı kesildi

Kapadokya daha önce böyle düşüş görmedi

BEKİR Ödemiş, Ürgüp’te iki dönem belediye başkanlığı yapmıştır. Turizmi bilir; Kapadokya’nın ne kadar önemli olduğunu uluslararası etkinliklerle Kapadokya’ya sınıf atlattığını biliriz. ‘Asmalı Konak’ gibi dizilerle, geçenlerde kaybettiğimiz Ömer Şerif’in son filmi Moro’nun Kapadokya’da çekilmesi gibi...
Ödemiş’e sorduk, o da Kapadokya’nın son halini özetledi bize. “Bayramda bölgeyi ziyaret ettim; gördüm ki turizm hareketi iyi değil. Yılbaşından önce başlayan olumsuzluk halen devam ediyor. Fakat Kapadokya’da durum daha da kötü... Geçmişte pek çok krizi atlatan Kapadokya bu yıl belki de tarihinin en zor günlerini yaşıyor.
Turizmde genel kaybın yüzde 35’lerde olduğunu söylediler. Bunun yanı sıra en çok gelir bırakan Japonya, ABD ve Brezilya’dan gelen ziyaretçi sayısındaki düşüş daha da vahim; yüzde 55-60’lara yakın denildiğinde hem şaşırdım hem üzüldüm. Son yaşananlar (ekonomik kriz ve bombalar) artış gösteren Çinli turistleri de yok noktasına getirdi. İki Japon gazetecisinin öldürülmesi ve Uygur meselesinden dolayı Çinlilere yapılan olumsuz muamelelerden ötürü çok şey kaybettiğimizi da yakinen gördüm.
Terör ve gerginliğin en çok kültür turistini etkilediğini de belirtmek zorundayım.
Bu kategorinin parası olduğu için alternatifi de var. Yani Türkiye’ye gelmezse Yunanistan’a, Mısır’a, Hindistan’a da gider. Bu turistler çok hassas, nadir ve kırılgandır. Yaşanan olumsuzlukta hemen rotasını değiştiriyor.
Türkiye ne mi yapabilir?
Türkiye reklam yerine ivedilikle profesyonel destek alarak algı düzeltme operasyonuna başlamalıdır. Geçmişte Mısır bunu yaşadı. Reklam yerine Mısır tarihi ile ilgili kitaplar yazdırıldı, filmler yaptırıldı ve müzikler ürettirildi. Piramitler sürekli ekranlarda döndü, kısa zamanda kendisini toparladı. Bizde de böyle bir şey olur mu?

Kamuoyu hoşgörünün bu kadarını kaldıramaz

SURUÇ’taki katliamın ardından, Başbakan, parti liderlerine ortak deklerasyon çağrısında bulundu ve “Saldırı Türkiye ve demokrasimize yapılmıştır” dedi. Çocuk/genç kurbanların arkasından çareyi ortak deklerasyonda aramak, bunca yıllık ‘iktidar’ın geldiği yanlış noktayı gösteriyor. Dünyaya ayar verme iddiasında olan bir ülkenin ve onun özel korunma altındaki istihbaratının kamuoyuna doğrudan bir kelam söylemek yerine meseleyi zamana yayma zorunda kaldığı anlaşılıyor.
Mecliste çuvallara doldurulmuş ve yasama kalitesi yerlerde sürünen, meşrebe göre kanun tekliflerini görüşürken muhalefete ‘parya’ muamelesi yapacaksın, dış politikada, istihbarat teşkilatını, yılların Dışişleri teşkilatı yerine ikame ederek her türlü maceraya gireceksin, sınır boylarında güvenlik zaafları nedeniyle açık çatışma alanları ile neredeyse organik ilişkilere gireceksin, bombalar çata-pat gibi patlatılıp, koruyamadığın gençler parçalara ayrılınca, muhalefete, “gel bir deklerasyon yapalım” diyeceksin... Kamuoyu çok hoşgörülüdür ama bu kadarını kaldırabilir mi bilinmez?
Seçimlerden çıkan tabloya rağmen koltuğu işgal eden hükümet; geçici mi, askıda mı, sınırlı sorumlu mu belirsiz. Bir başka garabet de, koalisyon arayışlarındaki kaplumbağa hızı...
Delege edilen arkadaşlar, kameralar karşısına çıkıp deruni bakışlarla, “Olur mu olmaz mı, olabilir der, olamaz da, koalisyon da olur, erken seçim de” derken, milleti afakanlar basıyor!
Bu ne rahatlıktır, Memleket, “Milli Birlik Hükümeti şartlarına” doğru hızla giderken; siyaset “aheste çek kürekleri, mehtap uyanmasın” olamaz.
S.Ö.

İktidara susamış CHP’ye koalisyon kıskacı

CUMHURİYETİMİZİN kuruluş sürecindeki konjonktürel tek parti iktidarı dönemini bir yana bırakırsak, neredeyse yarım yüzyıldır kendisini sosyal demokrat bir parti olarak tanımlayan CHP’nin; çok partili parlamenter sistem sürecinde birkaç kez kısa dönemlik, etkisiz koalisyon ortaklığı dışında iktidar olamadığı bilinmektedir. Bu yazıda elbette gerçek bir sosyal demokrat parti nedir? Hangi toplumsal kesitlerle buluşmak üzere hangi argümanları kullanır? Çeşitli açılardan ayrıştırılmış, dezavantajlı duruma düşürülmüş, sosyal dışlanmışlık yaşayan gruplarla ilişkisi hangi temellere dayanmalıdır? CHP
bu alanda doğru analizlere dayalı yöntemlerle süreci yönetebilmiş midir, gibi sorulara yanıt verilerek değerlendirme yapılmayacaktır. Ancak iktidar seçeneği olma arzusu olan CHP’nin öncelikli olarak geçmişindeki kırılma noktalarını tespit edip bu ve benzeri sorulara ayrıntılı analizlerle yanıt bulup, politikalarını şekillendirmesi gerekmektedir.


İKTİDAR OLMANIN ANAHTARI

Öte yandan; yurttaşların oyunun, iktidarı belirlediği parlamenter sistemde, sonuç alınabilmesi için ülkenin ekonomik, sosyal, kültürel ve demografik yapısının da çok iyi analiz edilmesi ve üretilecek politikalarla da ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Ülkemizde kamunun mülkiyete ve ekonomiye hakimiyeti yüzde yetmişler gibi çok yüksek seviyededir. Elbette bunun açıklanabilecek makul nedenleri olabilir. Ancak bunun farkında olunarak gerçekçi politikalar üretilebilir. Kamunun ekonomideki bu ağırlığı maalesef iktidar mücadelesinin de bu eksende yürütülmesine neden olmaktadır. Altı okla simgelenen CHP ilkelerinin hemen tümünün, kamunun bu hakimiyetini esas aldığı ve desteklediği de bilinmektedir. Öte yandan kamunun ekonomideki bu ağırlığı ile aslında devasa bir işletme gibi görülen Türkiye’de, iktidar olmanın, bu ekonomi çarkının başına geçip yönetmek ve yönlendirmek olduğunun çoktan farkında olan liberal ve sağ partiler oyunu bu çerçevede oynamış ve de sürekli iktidar olmayı becermişlerdir. Bu amaçla da her yolu mubah görmüş, dinsel, mezhepsel, etnik farklılıklar başta olmak üzere her türlü toplumsal farklılıkları çoğunluk lehine derinleştirmiş, ayrıştırmış, yönetmiş ve oya dönüştürerek iktidar olmuşlardır. Ülkemize özgü bu durum, CHP tarafından kavranmalı, bu yönde politikalar geliştirilmeli ve, gerçek anlamda iktidar olmanın anahtarı bulunmalıdır.
Bu olgunun farkında olarak; kısmi, kısıtlı, etkisiz bir koalisyon ortaklığı yerine; Cumhuriyetimizin yüzüncü yıl vizyonuna yakışan, ileri demokrasi unsurlarıyla taçlandırılmış, arazi kullanımı ve yönetimi başta olmak üzere, ekonomik, sosyal, kültürel ve istihdama yönelik politikalar üretilerek bir ‘Modern Türkiye Senaryosu’ projelendirilmeli ve seçmen kitlelerine sunularak çok yakınına ulaşılmış olunan gerçek iktidar yakalanmalıdır. Bu da ancak güncellenmiş yeni bir ideolojik bakış ekseninde top yekun yeniden yapılanma ile olanaklı olacaktır. Bu yeni yapılanma; merkezci siyasi parti yapısını dışlayan, ekip çalışmasını ön plana çıkaran, her konuda uzman görüşlerinden yararlanmayı önemseyen, toplumun her kesimini demokratik karar alma süreçlerine katan, insan odaklı değil, proje ve politika eksenli örgütlenmeye dayalı demokratik bir model olmalıdır. Özetle, partiye uzun süredir egemen olmuş, analiz ve sentez yeteneği körelmiş, ayağı çarıklı erkan-ı harp olarak ifade edebileceğimiz, vesayetçi, tutucu ve de bilgiye dayalı hiyerarşik bir parti modeli kurulmasına izin vermeyen örgütsel yapının acilen dinamik bir boyuta evrimi sağlanarak, ideoloji ve politikalarla beslenecek örgütün mevcut fiziksel hareket kabiliyetinin yakın gelecekteki iktidar hedefi için harekete geçirilmesi anlamlı olacaktır.
Prof. Dr. Ali KAHRİMAN- Okan Üniversitesi öğretim Üyesi, İstanbul Stratejik Düşünce ve Siyaset Geliştirme Platformu kurucusu)

X