"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Ortak alan gasplarına ‘yazlıkçı’dan tepki yağdı

GAZETECİ arkadaşımız Ertuğ Karakullukçu’nun geçen pazar günü bu köşede yer alan “Huzurlu tatil için yazlıkçılara öneriler” yazısı, kamuoyundan büyük ilgi gördü. Telefonlara sarılarak, ileti yağdırarak Türkiye’nin her yöresinden köşemize ulaşan yazlık sakinleri, kendilerinin de aynı dertlerden mustarip olduklarını belirttiler. Teşekkürlerini ileten yazlıkçılar, özellikle ortak alan gasplarına yoğun tepki gösterip ‘yağmaya el konulmasını’ istediler.
Bu talep patlaması karşısında Karakullukçu, ‘gazeteci gözüyle’ yazlıklarda tekrar nabız yokladı... Tüm yakınmaları yeni bir yazıda toparladı... Hürriyet Hukuk Servisi yöneticisi avukat Erem Yücel’den, ortak alan ihlallerine karşı ‘hukuk reçetesi’ aldı: Yağmalanan arazileri geri kazanmak ve hatta yağmacıları tazminata mahkûm ettirmek mümkün.


BU DERTLER BİTSİN HUZUR GELSİN


Yazlıkçıların belli başlı yakınma konuları arasında ‘gürültücü komşular’ ön sıralarda yer aldı; bir yazlıkçı ‘Çin işkencesi’ dediği bu ses zulmünden ‘evini satıp kurtulduğunu’ belirtti.
Diğer bazı ortak şikâyet kalemleri şöyle:
-Komşu teraslarda gece yarısından sonralara sarkan yüksek volümlü misafir ağırlamalar...
-Uzadıkça uzayan ve freni patlamış sesleriyle gecenin sessizliğinde ortalığı Las Vegas’a çeviren oyun partileri...
-Tatilcileri denize taşıyan servis araçlarının ille de taa kendi evlerinin kapısına kadar gelmesinde ısrarcı olan bazı yazlıkçıların bu tavrı...
-Servis aracı, şezlong, teknelere iskele gibi bazı hizmetlerin masraflarına, bunlardan faydalanmayanların da ortak edilmesi...
-Yazın ortasında hâlâ bitmeyen yakın çevredeki inşaatlardan yansıyan gürültü ve toz toprak...
-Site sahillerinde, yüzenler için risk oluşturan tekneler...
-Havuza girerken duşa, ilaçlı suya uğramayanlar...
-Bahçelere izinsiz girip meyve-sebze toplayan ‘haylaz’ komşular...
-Araçlarını uygunsuz yerlere park eden ve ara yollara ters yönden dalanlar...
-Kuralsızlık ortamında her aklına eseni yapan yazlıkçıları seyretmekle yetinen yönetimler... Bu yüzden, ortak alan yağmasının bile yapana kâr kalması.
Özetin de özeti, sağduyu sahibi yazlıkçılar öncelikle ‘Saygılı komşuluk, sessizlik ve site düzeni konusunda duyarlı yönetim’ istiyor.


BİR DOKUN BİN AH İŞİT YAZLIKÇIDAN !


" YAZLIKÇILAR" yazisi geçtiğimiz pazar günü bu köşede yayınlanınca, yaz sağanağından farksız bir telefon yağmuruna tutuldum. Eskiler "Bir dokun bin ah işit kasei fağfurdan" (Çin porseleninden yapılmiş derin kase) demiş ya... O sözü anlaşılan yazlık sitelerde yaşayanlar için söylemişler! Telefon bombardımanı yanında ben de küçük çaplı bir "araştırmacı gazetecilik" yaptım, yazlıklarda yaşayan tanıdıklardan izlenim topladım. Toplumsal bir fayda sağlanabileceği umut ve dileğiyle, hemen hepsi ortak olan yazlık site dertlerini özetliyorum... Bizim yerimiz malum, ezelden ebede gerçeklerin yani... Yarası olanlar, gocunabilir!
Herkese buradaki yakınmalardan arınmiş huzurlu tatiller dileğiyle...


SAYGISIZ DAVRANIŞA ENGEL OLALIM



Kuşadasi Davutlar'da yazlığı olan, "Yeni Türkiye" ortamında tedavülden kaldırılıp emekliler ordusu saflarına gönderilmiş bir kadim - çok eski - gazeteci arkadaşın feveranı:
- "Biz, birlikte yaşam koşullarına korkarim kolay kolay ayak uyduramayacağiz. Bazilarimiz kentlerdeki trafikte nasil başkalarina karşi saygisizsa, yazliklarda da aynen işte öyle. Tutuyor, daracik ara yolda en ufak boşluk bulsa aracini şip diye park ediyor. Oradan geçecek başka araçlar için risk oluştururmuş, ne umurunda ? Bizim sitede ara yollar tek yön, iki aracin yan yana geçebileceği genişlik yok... Fakat bazi üyelerimiz için, ters yönden giriş de serbest! Peki ya karşidan bir araç gelirse ne olacak?.. O daracik yolda taraflardan biri onca yolu geri geri nasil gidecek? Amaaan, orasini da doğru yönden gelen düşünsün ! Evlerine yakin sokak ağizlarina, ya da illa ki evlerinin tam önüne araç park edenler, cabasi. Bir de o daracik yollarda yariş pistindeymiş gibi gidenler var. Gecenin bir yarisi gümbür gümbür yildirim gibi geçen motosikletliler ayri bir facia. Yönetim yollarda tümsekler yapabilir, ters istikametlerin başina 'girilmez' levhalari koyup gerekli denetimi yapabilir ama böyle gelmiş böyle gidiyor işte ! İnan biktim, bezdim bu saygisizlik ummanindan."

EV SATTIRAN SES TERÖRÜNE HAYIR

Beterin beteri, gerçekten de varmiş... Bir başka isyan; Bodrum'dan:
- "Yazlik sitelerde ortak alan yağmasi kadar önemli bir sorun, ses kirliliği... Ben bu yüzden yazliğimi sattim ! Parasini bankaya koydum. .. Şimdi Bodrum'da bizim eski siteye yakin bir tatil köyü olan Işil Club'de kafami dinleyip yazin tadini çikariyorum. Aslinda eski sitemiz de sessiz sakin bir yerdi.. Fakat bazi ikiz evler birbirine çok yakindi, çit deseniz karşi terastan duyuluyordu. Bizim yan komşunun evi ise maalesef 'ses üretim merkezi ' gibiydi... Gündüz misafir, gece misafir; bazi akşamlar gece yarilarini geçen yüksek volümlü kağit oyunlari... Sanirsin Las Vegas ! Komşumuzun misafirleri, gece gündüz sesleriyle bizim eve de konuk gelmişler gibi oluyordu. Yine bazi tereslardaki televizyonlar, bu curcunaya tüy dikiyordu; kimi aile dizi izliyor, kimi şarki türkü dinliyordu... Saat 23. 00'te yatmiş olan bizim gibi kimileri de başlarini yastiğa gömerek uyumaya çalişiyordu. Bu ortamda, günde üç öğün komşu terastan gelen tabak çanak, çatal biçak şangirtilari bile uzun yillar boyunca Çin işkencesi gibi damla damla beynimizi deler olmuştu. Karşidaki sanki Sağir Sultan; en üst perdeden uzuuun telefon konuşmalari ve uzaktan uzağa bağirişilarak komşu muhabbetleri, sinir sistemimize tuz biber ekiyordu. Yaşamayan, bu çekilmezliği bilemez. Biz terasta oturamaz olmuştuk... İçeriye, taa evin en ücra köşesine kaçiyorduk, fakat dinmeyen sesler orada da yakamizi birakmiyordu. Kafa dinlemek için geldiğimiz evimizden her yaz sonu sinir sistemimiz perişan, tansiyonumuz tavan yapmiş dönüyorduk. Sattik ve kurtulduk; ohh dünya varmiş..."

YAZ ORTASINDA İNŞAAT DEHŞETİNE DUR

* Yazlik site "mağdurlarindan" kimisi, gecenin saat 02.00'sinde naralar patlatip içki şişelerini orada burada kiran çocuklarini uyarmaya yanaşmayan "duyarsiz" ailelerden yakiniyordu...
* Bazisi, yan balkondan üzerlerine hali silkeleyen "hamarat" komşudan dertliydi...
* Bir diğeri, kendi bahçesine diktiği çinar gibi ulu ağaçlara bakmadan komşu bahçedeki yapraklari sayan "takintili" sakinlerden yaka silkiyordu ...
* Ötekisi , arkalarina yay takildiği için günde elli defa güüümmm diye çarpan sineklikli teras kapilarindan illallah diyor, burnundan soluyarak "Allah lillah aşkina çikartin şu yaylari" çağrisi yapiyordu...
* Beriki, site sahilinde giderek çoğalan ve "denize girenleri rahatsiz eden " teknelere takmişti; bunlarin ayri bir yerde konuşlandırılmasını istiyordu: "Sahilimiz marinaya döndü, tehlike var, yüzerken ağzimiza burnumuza egzost dumanlari doluyor... İmdaaatt!".
* Bir de "inşaat kurbanlari"nin haykirişlari vardi; işte örnek: " Milas Kiyikişlacik'a bağli Yeşilyaka ve Tepeköy siteleri sakinleriyiz... Yaz ortasina geldik, hemen yanibaşimizda yükselen devasa beton bloklarin inşaat işleri bitmek bilmedi. Gürültü patirti, toz toprak... IŞİD teröründen beter! Terminatörden farksiz iş makineleri kulaklarimizin yaninda yollarimizi da perişan ediyor... Mehdiyi bekler gibi devletten kurtarici bekliyoruz".
* Çandarlı'dan bir "yeşil sever" ise, bahçesine izinsiz girip elma - erik ve asma yapraği toplayan, güllerinden çelik alan, ağacini kesip atan komşularına karşı pompalıyla pusuya yatacağını söylüyordu!
* Side'den bir yazlıkçı " oyun salgını"na öfke saçıyordu: "Yeter artık, oyunlarını ve misafirliklerini yatma saatinden önce bitirsinler... Sessiz olsunlar".

HİZMETİN BEDELİNİ, FAYDALANAN ÖDESİN

Datça'dan bir ahbabım da, site sakinlerini yaz boyu denize götürüp getiren servis aracını adalet terazisine vuruyordu:
" Bazı komşular aracın ille de kendi evlerinin önüne kadar gelmesinde israrcı oluyorlar. Anlayamıyorum... Bu aracın yakit ve amortisman giderleri, bütün gün üstünden inmeyen sürücüsünün maaşı filan var. Herkesi neredeyse yatak odasına kadar çıkarsa, bu masrafı kim karşılayacak? Aslında, bu tür hizmetlerden hangi üyeler faydalaniyorsa bedelini de onlar ödemeli ... Hatta sahildeki şezlonglar için bile kullananlardan sembolik ücret alinmalı... Servis aracına binmeyen, şezlong kullanmayan üyelere bedel ödetmek neden ? Aynı soru, teknesi olmadığı halde teknelere iskele yapımı giderine ortak edilen komşular için de geçerli. Maazallah iskele nedeniyle belediyeden ceza gelse, teknesi olmayan üyelerin günahı ne?"

SON SÖZ

Biraz daha sessizlik, daha fazla hak gözeten yönetim, daha çok huzur; diyoruz... Yoksa yine suya mi yazı yazıyoruz?
Yerden göğe hak verdiğimiz bütün bu yakınmaları, duyarlı vicdanlara havale ediyoruz...
Ve Sinoplu Diyojen gibi elimizde fener, yazlık site sokaklarında "KOMŞUYA SAYGI" arıyoruz.
Ertuğ KARAKULLUKÇU

Hukukçu gözüyle...

ORTAK ALAN İHLALİNE KARŞI NE YAPMALIYIZ?

HÜRRİYET Gazetesi Hukuk Servisi Yöneticisi, çevre savunucusu avukat Erem Yücel, şu bilgiyi verdi:
"Site veya apartman şeklinde olması fark etmeksizin, kat mülkiyeti kurulmuş taşınmazlarda kural aynıdır. Buna göre, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 42. Maddesi uyarınca hiçbir kat maliki, kendi bağımsız bölümüne tahsis edilip tapuya işlenmediği sürece, ortak yerlerde kendi başına bir değişiklik yapamaz. Buna aykırı davranan kat maliki ile mücadele etmek için pratik yöntem, yönetime başvurup kat malikleri toplantısı yapılmasını talep etmektir. Bu toplantıda, ortak alan ihlali yapan kat maliklerine hukuki işlem uygulamak için yönetime görev ve yetki verme kararı alınır. Yönetim de gereğini yerine getirir. Bu olamıyorsa, taşınmazın bulunduğu yerin Sulh Hukuk Mahkemesi'nde her kat maliki, ortak yerlere müdahale eden kat maliki aleyhine dava açabilir, müdahalenin kaldırılıp taşınmazın eski haline getirilmesini isteyebilir. Şartları varsa, haksız müdahale eden kat maliki, diğer kat maliklerinin bu sebeple uğradığı zararları da tazmin etmekle yükümlüdür."

Hacıbektaş’ta ‘cem’ yaptılar

Aleviler dergâhı istiyorlar

“HACI Bektaş Veli Dergâhı ‘müze’ değil Alevi inancının kalbi, serçeşmesidir.
Dergâh, başta Hacı Bektaş Veli olmak üzere birçok Yol Ulusunun türbelerini de içinde barındıran ve aynı zamanda aşevi, meydanevi, kiler ve diğer bölümleriyle Alevi erkânlarının yürütüldüğü bir inanç ve ibadet merkezidir.
Aleviler, dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir şekilde kendi dergâhlarını ve inanç merkezini uzun yıllar ücret ödeyerek ziyaret ettiler. Ancak Alevi kurumlarımızın ve topluluğumuzun direnci sonucunda yakın bir geçmişte ücret kaldırıldı. Fakat ibadethane bölümü halen ‘müze’ olarak kullanılıyor.
Dergâh, Alevi inancının kalbi... Dergâhın ibadete kapalı olması Alevi inancına vurulmuş ağır bir darbedir. Dergâha ilk müdahale 1826’de Alevi önderlerinin sürgüne gönderilmesi ve postnişinliğe bir Nakşibendi Şeyhi’nin atanması ile başladı. Bu dönemde yapılan ilk icraat da dergâha bir caminin eklenmiş olması... Daha sonra 1925 Tekke ve Zaviyeler Kanunu gereği dergâhta yapılan ibadetler tamamen yasaklandı. Günümüzde ise dergâh ibadete kapalı olmasına rağmen bu cami ibadete açık... 1925’ten 1958’e kadar mülkiyetine, eşyalarına ve değerli elyazması kitaplarına el konularak Vakıflar idaresine verildi.
İbadete açılması yolundaki yoğun talepleri karşısında 1964’te dergâhı sadece “müze” olarak açıldı. Dergâhın mevcut hali; restorasyon bahanesiyle yapılan tadilatlar da göz önüne alındığında bilinçli bir engellemenin olduğu savunuldu. Bu uygulamaya son verilmesi istendi.
Alevi örgütleri ve diğer Alevi kesimlerinin de yıllardır dile getirdikleri talepler doğrultusunda Hünkâr-ı Pir Bektaş Veli Dergâhı, Şahkulu, Karaağaç, Garip Baba, Seyit Battal Gazi ve benzeri pek çok Alevi dergâhları ve kurumları gerçek sahibi olan Alevilere devredilmelidir.”
Biraz özetlemek istediğimiz açıklamanın altında ‘Dergâhına Sahip Çık İnisiyatifi’nin imzası yer alıyor. Alevi kurumlarının temsilcilerinin dün Hacıbektaş’ta cem yaptıkları bildirildi.


Sarıkamış, Gelibolu gibi oluyor


Ortak alan gasplarına ‘yazlıkçı’dan tepki yağdı


ERZURUM ve Kars illeri sınırları içerisinde bulunan Sarıkamış Allahuekber Dağları’nın milli park olarak ilan edilmesinin ardından şimdi de milli parkı tanıtacak Sarıkamış Harekâtı Kafkas Cephesi Tanıtım ve Araştırma Merkezi’nin inşaatına başlandı. Yaklaşık 42 milyon TL’ye mal edilecek tanıtım ve araştırma merkezi, Yukarı Sarıkamış mevkisi İstasyon Mahallesi’nde Sosyo-Kültürel Tesis Alanı olarak planlanan ve yaklaşık 50.175 metrekarelik alanda yapılacak. Projenin toplam inşaat alanı (kapalı alan) ise 11 bin 170 metrekare olacak. Kaynak değerleri ziyaretçilere tanıtmak için yapılacak olan ‘1915 panorama salonu’, 350 kişilik konferans salonu, Kafkas cephesi araştırma merkezi, sergileme ve fuaye alanı, idare binası ve mescit ile Ermeni mezalimini kabartma teknikleri kullanılarak anlatan, görsel içerikli panorama salonları bulunacak. Bakan Prof. Dr. Veysel Eroğlu, inşası yapılan merkezin Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’nda yapılan Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi’nin benzeri olarak yapılacağını bildirdi. Merkezin adını Prof. Bingür Sönmez koydu.


Milli Ordu’nun son kurbanı, Amiral Çakmak’ın ardından…


İSTANBUL’dan S.Ö. yazıyor:

MİLLİ orduya kumpas davalarında yargılananlardan, Amiral Çakmak, bu dünyadan ‘palamarlarını’ çözdü ve sonsuzluk denizlerine açıldı. Dünya tarihinde görülmemiş bir düşmanlıkla kendi ordusuna saldıranların tezgahladığı kumpas davaları, ocaklara ateşler düşürdü, canlar aldı.
Ergenekon denilen ‘büyük ayı’ tuzağına düşürülenlerin özlük hakları, kesilen maaşları, rütbeleri, terfileri hülasa gasp edilen statü hakları iade ediliyor. Genelkurmay, yine tarihe geçecek bir vurdum duymazlıkla, yalnız bıraktığı silah arkadaşlarının maddi kayıplarını karşılıyor olsa da yıkılan itibarların, manevi yoksullaşmaların, kurban yakınlarının acılarının nasıl bir karşılık bulacağı belli değil ve sonuç olarak ne yapılırsa yapılsın, Türkiye’ye ordu üzerinden kurulan bu büyük kumpasın izleri silinemez. Türk ordusuna, yabancı istihbarat desteği ve iç yapılar tarafından ‘düşman ceza hukuku’ uygulanmış, bir kısım yargı, bir kısım basının desteğinde, işgal kuvvetleri işlevi görmüştür.. Bu yıkım projesini planlayanların, destek verenlerin, göz yumanların ve diğerlerinin İnsan Hakları Hukuku kapsamında ve Türk Ceza Kanunu hükümleri uyarınca nasıl bir müeyyide ile karşılaşacakları sorusu ortada durmakta ve cevap beklemektedir..
Mesele özlük hakkı meselesi değil, milli ordu meselesidir, daha da ötesi insan hakları meselesidir…

X