"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Nereye kaçabilirdik

DÜNKÜ sarsıntı son yıllarda görülmeyen büyüklükteydi ve neredeyse Türkiye’nin yarısını etkiledi.

Türkiye’nin beşte biri, yaklaşık 40 milyon kişi...

Bizim aklımıza da hemen İstanbul’da 470 deprem toplanma alanının 300’ünün AVM ve gökdelen olduğu geldi.

Gökdelenler, rezidanslar, oteller...

İstanbul’un nüfusuna göre ne bulvarı var ne  geniş caddeleri ne de deprem toplanma alanları.

Bunun sorumlusu üç dönemdir İBB Başkanı Kadir Topbaş ve her iki partinin meclis üyeleri değil midir?

(Deprem alanlarını hangi yandaşlar götürdü!)

Bu dönemin meclis üyelerinin isimleri bakır levhalara yazılsın ki, kimin ‘günaha’ girdiği bilinsin.

İmar rantlarından kimler yararlandı?

17 Ağustos’ta da ne canlar gitti ne parasal kaynaklar tüketildi...

Dünkü depremde bizim kaçacak yerimiz yoktu. Belki gazetemizin bahçesinde nefes alabilirdik.

 

HÜSEYİN SAĞ KONUŞURKEN

İBB Genel Kurulu’nda deprem olurken, daha önce söz almış olan CHP’li Hüseyin Sağ ne diyor, biliyor musunuz?

Üç senede Deprem ve Doğal Afet Komisyonu’nda görüşülen dosyası sayısı 39. Bu süre içinde İmar Komisyonu’na havale edilen dosya sayısı ise 5 bin. Deprem Komisyonu’na havale edilen dosyaların çoğunluğu da protokol yapmak için yetki ve yurtdışı gezileri aslında... Gündemim, Çevre ve Şehircilik Bakanı Özhaseki’nin dediği gibi imar... Hürriyet’in geçenlerdeki başlığını hatırlayınız; (gazeteyi gösteriyor) ‘Tüm hırsızlıklar imardan geliyor’.

En büyük plan değişiklikleri bu İBB’de yapılıyor. Bakan bunları bilerek söylüyor.

Özhaseki en çok plan değişikliğinin İBB’de olduğunu, İBB’nin en çok haber olan meclis olduğunu; İstanbul’un siluetini bozan imar değişikliklerinin buradan çıktığını biliyor. Tüm hırsızlıklar imardan geliyor derken hangi meclisi ima ediyor acaba?... Sayın Topbaş’a da sormak istiyorum; şimdi bakanın açıklamalarına katılıyor musunuz?”

Ne tesadüf!...

Yani depremin şakasının hiç olmadığını öğrenmemiz gerekiyor.

Ne olur, İstanbul mahvedildi; hiç olmazsa Trakya’dan elinizi çekiniz.

Kentsel dönüşüm konusunda da ‘vatandaşı’ gaza getirmeyin!

 

GÜNÜN SÖZÜ

- “Tarihi şuura sahip bir Türk aydını -ister Özbek Türk’ü, ister Anadolu Türk’ü olsun- ne Timur’a ne de Beyazıt’a düşmanlık besleyemez. İkisi de bizim ecdadımız, biri Doğu’da, diğri de Batı’da savaş veren iki büyük Türk’tü. Her ikisi de kendi hudutlarında rakipsizdi.

Sürgündeki Özbek muhalif lider, yazar, şair Muhammed SALİH

 

TÜRKİYE’NİN KATAR’DA ÜS KURMASI GAYET DOĞALDIR

TÜRKİYE’nin Katar’da askeri üs kurması gayet doğal olup, bunda geç bile kalmıştır. Çünkü benzer zengin petrol ve doğalgaz üreticisi ülkeler Kuveyt, BAE, Umman’da İngiliz, Amerikan üsleri fink atmaktadır. ‘Muhtıracılardan‘ Bahreyn  5. Filo’ya ev sahipliği yapmaktadır.

Niçin?

Bu ülkeler çok küçük nüfuslu olup varlıklarını koruyacak güçte değildir. Bunun için yabancı üs ve dostlara muhtaçtırlar. Katar’da ABD’nin ve dünyanın en büyük hava üssü Al Udeid bulunmaktadır. Pisti 4.500 metre olup 100 uçak ve çeşitli sınıflardan konuşlandırmaktadır. Irak, Suriye ve Afganistan’ı buradan vurmaktadır. İncirlik’i bulunmaz hint kumaşı sananlara ithaf olunur! ABD’nin Suudi Arabistan’da 5, BAE’de 1, Katar’da 1, Kuveyt’de 8 üssü bulunmaktadır. Amerika Irak’ı, Katar’dan vurmuştur. Üs kuran ülkelere bir müteahhit gibi para ödenmektedir. Ne güzel, sadece güvenlik için para kazanacağız. Tüm ülkeler Körfez ülkelerinde askeri üs kurmaya çalışmaktadır. Fransa BAE’de, İngiltere Katar ve BAE de asker askeri üs kurmak için birkaç ay önce anlaşmışlardır. Son duyumlara göre Katar, Pakistan’dan da 20 bin asker kiralayacakmış, ama bu dün yalanlandı. Bunda ne var! Nitekim işgal sırasında Irak’ta ABD askeri kampında kaldım, tüm inzibat, levazım, askerleri paralı UGANDALI  askerlerdi. Bu, bir ‘iş’tir. Amaç savaşmak değil, caydırıcılıktır.

Katar, yıllık 180 milyar m3 üretimle dünyanın 3. doğalgaz üreticisi ve ihracatçısı olup bunun 80 milyon tonu sıvılaştırılmış gazdır, dünya 1’incisidir. Ülkenin yüzölçümü, 12 bin km2, nüfusu ise 2.4 milyon olup, Katarlı sadece 200 bin kişidir. Gerisi; başlıcası Hintli, Filipinli, Bangladeşli, Mısırlı yabancı işçilerdir. Ekonomi bu yabancılarla döner. Türkiye’den Tekfen, Gama, Doğuş gibi şirketler, Katar’da milyonlarca dolarlık yarı teknik projeler de yürütmekte ve binlerce Türk işçisi çalıştırmaktadır.

Katar’ın Dünya Futbol Kupası projesinde birçok işçi yanında, şampiyonada birçok Türk erkek, kadın da (hostes gibi) görev alabilir. Suudi Arabistan bu muhtırayla, Katar’ın elinden Dünya Futbol Şampiyonası organizasyonunu almak da isteyebilir. Çünkü S. Arabistan’da (klimalı stadyum) gibi yatırımlar vardır.

Son Katar’a verilen Arap ülkeleri muhtırasına gelince; Trump her zamanki gibi kızıp ‘iyi oldu demeci’ vermişse de Pentagon’un ikazı üzerine fikrini değiştirip, muhtıracı Arap ülkelerine, ambargoyu kaldırın ‘fırçası’ atmıştır.

Belki yakında ambargo kalkabilir. Çünkü Katar, Amerikalılar için çok önemlidir.

Katar’a gıda ambargosunun hiçbir anlamı yoktur. Bizim ihracatçılar boşuna heveslenmesinler, İran, Ortadoğu’nun en büyük meyve ve sebze üreticisidir. (Nitekim 3 uçak göndedi. Orada değişmeyen bir şey vardır; her sabah yüzlerce motor Dubai’ye ikmal yapar. Şimdi de hemen karşı sahilden dan 50 km uzaklıkta Katar’a ikmal yapılır.

Suudi Arabistan’a gelince; korkak ve megolomandırlar. Saman alevi gibi bir celallenirler, sonrası boştur. Her işte baş olmak isterler. Türkiye ile yapılan askeri anlaşmalarda hep Araplar baş oluyor. Türkiye ‘baş komutan’ olmalıdır ve bunda ısrar etmelidir. Körfez Savaşında direnip general Shawarskof‘la eş baş komutan olmuşturlar. 1990 Körfez Savaşında ödleri kopmuş, ABD’ye 100’er milyar dolar vererek, Kuveyt’le beraber Saddam’dan kurtulmuşlardır. Arap geleneği olarak, ‘Çocuk gibi ya bana küs ya ona’ anlayışındadırlar. Bunun için bir çok Arap ülkesi Suudileri, desteklemişlerdir. 1990’daki Körfez Savaşında Mısır,Filistin ve Yemen, Saddam’ı tuttuğundan ‘aforoz’ edilmişler ve savaştan sonra ülkeden sürülmüşler, milyonlarca işçi işçisiz kalmıştır. Bu satırların yazarı 1987-2000 yılları arasında bir Türk şirketin de çalışmış olup, Körfez Savaşında ‘görev almıştır’. Ben Türkiye’de Ortadoğu’yu ve politikayı iyi bilen, 2 kişiden birisiyim. İlki 2003 yılındaki Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’tır. Bunu iddia ederim.

Aslan ÖZMEN

 

MESAJ PANOSU

SADECE İzmir’le, rakıyla, meyhane sofrasıyla anılacak kadar basit bir şey değil zeytin. Bu memleketin neredeyse her yeri, dahası bu toprakların ruhu zeytin ağacıdır. Levon BAĞIŞ

NE kadar alakasız masum varsa FETÖ soruşturmasına dahil ediliyor. Vehbi KARA

İLKOKULLARDA kaval ve bağlama dersleri verilmeli ki, 14-15 yaşlarda Yunus’u ve Karacaoğlan’ı öğrenirler. Bize hep kötü Batıcılar gelmiş, kendi kültürümüze yabancılaşmışız. Cumhurbaşkanı’na bağlı çalışacak bir sanat kurulu oluşturulmalı.

Yavuz BİNGÖL

 

Zeytine 1 TL, zeytinyağına 2 TL destek verilmeli

İSPANYA’nın başını çektiği Avrupa ülkeleri zeytinyağına 1,3 Euro (5 TL) destek veriyor, Türkiye sadece 70 kuruş!

Zeytin sevgi ister, su ister, bakım ister, tımar ister. Ama zeytinci bakım yapabilmek için devletten prim bekler.

Türkiye’de sofralık zeytine ise hiç destekleme primi verilmiyor. “Zeytin ağacı sayısını 80 milyondan 173 milyona çıkardık” diye övünmek yetmez, köyden şehre göçü önlemek için çilekeş köylüye hakettiği desteği vermek gerekir.

Gelin bu desteği verin zeytin sevgisini dünyanın dört bir yanına taşıyalım.

Ayrıca, AB, tarımsal destekleme reformu kapsamında yapılan değişiklikle, destekler arttırıldı, zeytin üreticisine dekar başına 55 Avro (217 TL) doğrudan destek ödenmeye başlandı.

Stratejik bir ürün olması nedeniyle Türkiye’de de zeytin primi arttırılmalı. Sofralık, dane zeytine 1 TL, zeytinyağına ise en az 2 TL destekleme primi ödenmeli. 

Böylelikle, Türk köylüsü, İspanya, İtalya, Yunanistan, Portekiz ile kıyaslandığında, haksız rekabetten kurtarılmalı. Suriye’den kaçak zeytinyağı sokulması önlenmeli.  

Ayrıca, Avrupa Birliği’nde daha az kayırılmış alanlar denen havza bazlı destek modeli uygulanıyor. Ülkemizde de traktör çıkamayacak kadar dik, meyilli, dağlık alanlarda mülkim zeytinliklerin işletme maliyetleri tamamen beden gücüyle sürdürülebildiği için, sarp dağlık zeytinliklere ilave destekler verilmeli.

Zeytin sağlık demek, zeytin güzellik demek, zeytin barış demek.. Artırmamız gerek.

Kadir ERCAN

 

Yargı ve siyasi kayırmacılık

SİYASETTE eş dost kayırma, genel olarak etik dışı bir davranış olarak kabul ediliyor, ilgilendirdiği konunun önemine göre cezai müeyyideye söz konusu. Bazı gelişmiş ülkelerde, bu başlık altında kanuni düzenlemeler mevcut.

Gündemde, yargı üzerinden kayırmacılık yapıldığı iddiaları var..

Devletin ve toplumun bütün katmanlarında ‘metastas’ yapmış bir hastalıklı yapı ile mücadele edildiği iddia edilen süreçte, on binlerce insan yargılanıyor....

Mücadelenin boyutları,- toplumun temelinde oluşmuş çürüme ortaya çıktıkça - önem kazanıyor..

Yakın geçmişte yaşanan zihniyet ve eylem beraberliği nedeni , iktidarın mücadelesi ,toplumun bir kesiminde inandırıcılık sorunu yaşıyor..

Hassa bir çizgide riskli bir toplu yargılama sürecinden geçiyoruz..

Toplu yargılamalar konusunda ülke sicilimiz nerdeyse utanç verici,,

Yassıada yargılamaları, 12 Mart süreci, 12 Eylül sonrası , Ergenekon v.s hukuksuzlukları siyasi tarihimizin karanlık dehlizlerinde çürümekte....

Güncel yargılamalar ise, nicelik bakımından , geçmiştekiler ile mukayese edilemeyecek boyutlara ulaşmış durumda, nerdeyse her gün yeni sorgulamalar başlıyor..

Kitlesel yargılamaların hassas noktası, Adaletsiz uygulamalar ile ,temel insan hakları bakımından, telafi edilemez hasarlara yol açması, toplumu bölerek, toplumsal barışı tehlikeye atması ve de en can alıcı sonucu da, yargılamaların inandırıcılığını tahrip etmesi..

Adil yargılama, bu yapı ile mücadele sorumluluğu kadar önemli bir meseledir.

Yargı görevini yapanı etkileme, suçluyu kayırma gibi icraatlarla, yargılamalar üzerine gölge düşürmenin maliyetini sadece iktidar değil bütün toplum ödemek zorunda kalır.

Hasan ALBAYRAK

X