"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

‘Nazım’ı Gezi Parkı’na getireceğiz’

TÜRK basınının kıdemli üyelerinden biri Orhan Karaveli, gazeteciliğinin yanı sıra ‘biyografi’ ağırlıklı kitaplarıyla da tanınıyor.

Nazım Hikmet’in (Selanik, 15 Ocak 1902-Moskova, 3 Haziran 1963) bugünkü 113. doğum yıldönümünde çok tartışılan bir konuyu yeni bir gelişme nedeniyle gündeme taşıyor: Şairin, Moskova’daki kabrinde bulunan cenazesi buradan alınarak Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylediği gibi Gezi Parkı’nda yapılacak anıtmezarına getirilecek mi? Karaveli’nin yaşantısında Nazım Hikmet’in ayrı bir yeri var. Moskova’daki zorunlu gurbet yıllarında şairle görüşen ve onunla yakın bir dostluk kuran ilk ve son Türk gazeteci; hatta, ilk ve son Türk yurttaşı:
“Nazım Hikmet’in son arzusu ve bizlere vasiyeti niteliğindeki:
Yoldaşlar ölürsem o günden önce yani/Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni/tepemde bir de çınar olursa/taş maş da istemez hani.
Dizelerini sanırım bilmeyenimiz yoktur. Ben onun bu son isteğine bir Moskova akşamında ağzından dökülen sözlerle de tanıklık etmiştim. Sovyet ev sahiplerinin yüzlerine karşı ‘... Türkiye’min bir gram toprağı için vücudumdaki bütün kanı dökmeye hazırım...’ dediği günün akşamında ve çok heyecanlı idi. Geçirmekte olduğu hafif bir kalp spazmı nedeniyle telaşlandığımı görünce:
‘Ben ölmekten korkmam’ demişti. ‘Nasıl olsa er geç öleceğiz. Bundan değil de buralarda gömülmekten korkarım!...’
O zaman 30 yaşındaydım. Aradan 55 yıl geçti ama onun bir Gürcü lokantasında söylediği bu sözleri unutmadım. Kitaplarımda, medyada ve her fırsatta haksız ve dayanaksız olarak üzerine ‘vatan hainliği’ yaftası yapıştırılmak istenen bu büyük vatanseverin son arzusunu anımsatmaya çalıştım. Ne var ki başarılı olamadım. “Novodoviçiy’ çok özel bir mezarlıkmış! Yanı başında ünlü Ruslar varmış. Bırakalım orada yatsın” dediler. Kimileri de ‘aramızda densizler ve dengesizler çoktur. Kabrini parçalayanlar olur!...’ Gerekçesiyle bana karşı çıkıyordu. Oysa, onu doğru anlayıp gönüllerine yerleştirenler kabrinin taşını koruyamaz mıydı?
Yıllar böylece akıp giderken beklenmedik bir şey oldu ve CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu geçtiğimiz haziran ayının son günlerinde ‘Nazım Hikmet’i yattığı yerden getirerek Gezi Parkı’na gömeceğiz. Onun için burada bir de anıtmezar yapacağız’ dedi. Kendileriyle henüz tanışmamıştım ama bir mektupla duygularımı paylaştım. 2 Temmuz günü makamından telefonla beni aradı. Dostça konuştuk. Sevincimi belirttim; Nazım Hikmet’in kabrini ‘Türkiye’sine getirme konusundaki kararlılığı nedeniyle naçiz teşekkürlerimi sundum.
Nazım Hikmet gibi bir büyük yurtsevere doğrusu çok çektirdik. Ömrünün neredeyse yarısını zindanlarda geçirdi ama ne bizlere küstü ne de yurduna yan baktı. Üstelik, Atatürk’e, devrimlerine, Türk halkına ve Türkiye’sine olan aşkını ve bağlılığını o benzersiz yapıtlarıyla yüceltti. Sağlığında onun için bir şey yapmadık. Hiç olmazsa son arzusunu yerine getirelim ve bu konuda Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyelim.


Nazım etkinlikleri

KARŞIYAKA Belediyesi’nin; heykeltıraşlar Zafer Dağdeviren, Ali Yaldır ve Derya Ersoy’a yaptırdığı, Nazım Hikmet’in 3.5 m’lik heykeli, konulduğu Girne Caddesi-Ordu Bulvarı’nın kesiştiği noktada bugün açılacak.
Nazım Hikmet Vakfı ile Sarıyer Belediyesi’nin birlikte düzenledikleri ‘Nazım Hikmet 113 Yaşında’ etkinliği bugün 11.00’de Nazım’ın ülkemizden ayrıldığı nokta olan Tarabya Oteli önünde ‘Nazım’a Karanfiller’ atılarak başlayacak.
KADIKÖY Belediyesi’nin Caddebostan Kültür Merkezi’nde düzenlediği, onur konuğunun İbrahim Balaban’ın olduğu, şiir, dinleti ve gösterilerin yer alacağı ‘Nazım Gecesi’nde ayrıca yazar Emin Karaca, ‘Nazım Hikmet Mistik Romantik Ağır Mahkûm ve Göçmen Şair’ kitabını imzalayacak.
ERKAN Irmak’ın konuşmacı olduğu ‘Nazım Hikmet Konferansları 1-Buzul Çağının Kamburu: Bir Tür Olarak Epik ve Kuvayi Milliye’nin Tuhaf Hikâyesi’ başlıklı konferans bugün 16.00’da Boğaziçi Üniversitesi Rektörlük Konferans Salonu’nda yapılacak.


Ulaşımda tek ödeme ‘1 lira’ olmalı


BAKAN Lütfi Elvan, toplu taşıma için ortak bir ödeme sistemi üzerinde çalıştıklarını söyleyince sevindim. Ancak en temel husus eksik. Ücretlendirme...
Ulaşımın eğitim, sağlık ve su gibi en temel insan hakkı olması hasebiyle, bari ücretsiz olamıyorsa en azından tüm ülke genelinde bütün toplu ulaşımın (minibüslere de kart sistemi konularak) sabitlenerek bütün vatandaşlar için ‘1 lira’ olması yerinde olacaktır ve dahi elzemdir. Selim KARAHAN

CHP İstanbul’da ‘#dikkatçek’ diyor

CHP İstanbul İl Başkanı Murat Karayalçın, seçimler için ilk projesine start verdi. İstanbulluları gönüllü muhabirliğe davet eden projede, vatandaşlar gündelik yaşamda karşılaştıkları İstanbul’a ilişkin sorunların video ve fotoğraflarını #dikkatcek etiketiyle Instagram’da paylaşacak. Bu paylaşımlar, dikkatcek.org sitesinde yayınlanacak.



Mesaj panosu

DÜŞÜNCE ve inanışları ‘cezalandırmak’ sona ermedikçe, dostluk elleri uzatıp dokunamadıkça, bu mavi gezegende hiçbir şey iyiye varamayacak. Fazıl SAY
İSVEÇ’te bir caminin duvarına boya atılır, İsveç halkı sokağa dökülür. Fransa’da 20 kişi öldürülür, Türk İslamcı “Oh olsun!” diye bayram eder. H. KARADENİZ
DÜNYA tarihinde Anayasa Mahkemesi’ni darbecilikle suçlayıp gücünü Anayasa’dan alan tek lider bizde; ordu dışında herkes artık darbeci.
Koray ÇALIŞKAN


Tayyip Bey, ‘16 asker’ ile doğruyu yaptı

CUMHURBAŞKANI Tayyip Erdoğan Bey’in 16 Türk devletinin sembolik üniformalarını giymiş 16 askerle birlikte bir devlet başkanını karşılaması muhtelif tenkid ve itirazlara neden oldu. Bu 16 devletin hangisinin Türk olduğunu bilmediğimiz, aslında tarihte 16’dan çok Türk devleti olduğu, hattâ Atatürk’ün ilk fors eskizinde 16 değil 20 yıldız bulunduğu, bu sayının daha sonra ‘ırkçı’ nedenlerle 16’ya düşürüldüğü yazıldı. Bunların hepsi doğru olabilir, ama Cumhurbaşkanlığı makamında Tayyip Bey tarih dersi vermiyordu, milletinin tarihine sahip çıkan bir devlet başkanı görüntüsü oluşturuyordu. Yaptığı tarih hocalığı değil, sembolizmi kullanarak başında bulunduğu millet hakkında bir mesaj vermektir. Bu bakımdan da doğrudur ve başarılıdır. Keşke daha önce birilerinin aklına gelseydi de daha önce yapılabileydi. Tayyip Bey’e bugün itiraz edenler, yıllardır 16 yıldızlı fors kullanılırken neredeydiler?
Bu bağlamda bir tecrübemi anlatayım: Moğolistan’da Cengiz Han’ın eski başkenti, Orhun nehri kıyısındaki bizim Karakurum dediğimiz Harharin’e gidenler orada dev bir şamanist anıtla karşılaşırlar. Bu anıtın çevresinde üç adet ev büyüklüğünde duvara çizilmiş harita mevcuttur ve bunlar geçmişteki Asya boyunda üç imparatorluğun yayılım sahalarını göstermektedirler. Bu haritalar sırayla şöyle adlandırılmıştır: Hyung-Nu Ulus (Mete’nin Hunları), Türk Ulus (bizim Kök-Türk veya Mavi Türk dediğimiz imparatorluk), Mogol Ulus (Cengiz İmparatorluğu). Beni oraya götüren sevgili meslekdaşım Akademisyen Tomurtogo’ya Türk imparatorluklarının bu anıtta ne işleri var diye sordum. Aldığım cevap Tayyip Bey’i yaptığı milliyetçi gösteri için eleştirenlerin kulağına küpe olsun: “Biz kendimizi Türklerden ayrı bir ulus olarak hiçbir zaman görmedik!” En az 2200 yıllık bir tarih sembolizminin kullanıldığı devlet protoklünde tarih tartışması olmaz; o tartışma üniversite bölümlerinin işleridir ve politikaya bulaşmadan yapılır.
16 yıldızı beğenmeyenler meselâ Birleşik Krallığın bayrağı olan Union Jack’i düşünsünler. Bu bayrak İngiltere’nin azizi St. George, İskoçya’nın azizi St. Andrews ve İrlanda’nın azizi (aslında İngiliz olan) St. Patrick’in kırmızı şeritlerinden oluşur. Peki bu arada Galler niye yoktur? İrlanda artık bağımsız bir devlet olmuşken St. Patrick’in Birleşik Krallık bayrağında hâlâ ne işi vardır (Unutmayalım, St. Patrick Katolikti, Protestan değil)? Hattâ bir ara İngiltere’de bayrağı ifade eden Union Jack teriminin sadece donanma için geçerli olduğu konusunda bir tartışma alevlenmişti. Ee ne oldu? İngilizler Union Jack’ten vaz mı geçtiler?
Geçenlerde yazdığım gibi, Tayyip Bey’in eleştirilmesi gereken pek çok görüş ve uygulaması vardır. Ama doğru yaptıklarına da tu-kaka diyenlerin inanılırlıkları kalmaz. Bahis konusu yazımda da belirttiğim gibi, insanlarla değil, fikir ve uygulamaları ile uğraşmalıyız. İnsanla uğraşmanın sonu Charlie Hebdo felâketidir. Fikirle uğraşmanın sonu ile Yunanlıların yarattığı, Müslüman halkların dirilttiği ve Rönesans’dan beri Avrupa’nın sürdürdüğü muhteşem, bilim temelli uygarlıktır.
A. M. Celal ŞENGÖR

Vize kömürü için ÇED

KIRKLARELİ Vize Topçuköy’den yazıyorum. Köyümüz tarım ile geçinen bir köydür fakat köyümüz arazisinden TKİ kömür çıkarmak istenmektedir. 15 ocakta (bugün) ÇED raporu toplantısı vardır; tüm çevrecileri köyümüze bekleriz.
Turgan GÜNEY

X