"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Milli Mücadele’de unutulmayan Rumeli ve Anadolu kardeşliği

EDİRNE Trakya Üniversitesi’nden Prof. Dr. İlker Alp ‘Kurtuluş Savaşı’nın bilinmeyen bir boyutunu, ‘Bulgaristan Türklerinin yardımları’nı ilginç bir çalışmayla ortaya çıkardı.

Bulgaristan’daki başmüftülük, müftülükler, Türk vakıfları ve İslam cemaati teşkilatları, Türk Kurtuluş Savaşı için yardıma çağırılıyor. Onlar da para yardımı yapıyor, fitre, zekât ve kurban derilerini Türkiye’ye yardım etmek maksadıyla Hilal-i Ahmer’e bağışlıyorlar.

Bulgaristan Türkleri, 1912-1923 Balkan Savaşları ve 1914-1918 1. Dünya Savaşı yıllarında çok ağır siyasi, mali ve iktisadi şartların altında ezilmiş ve tükenmişti. Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet edilme süreci de dahil olmak üzere Bulgaristan Türkleri, bu dönemlerde toplam olarak 3 milyon 500 bin lev, 2 milyon kuruş, 13 bin lira, 5 bin altın, 100 bin frank bağışta bulunmuştu.

Hilal-i Ahmer şefkat pullarının satımından da 300 binden fazla lev, 1.400’ün üzerinde Türk Lirası temin etmişlerdi. Paranın yanı sıra eşya ve yiyecek maddeleri yardımında da bulunmuşlardı. Silah ve cephane de temin etmişlerdi.

Türkiye’nin 1920 yılı bütçesi 63 milyon 18 bin 358 lira, bütçe açığı ise 11 milyon 629 bin 732 liraydı.

Bulgaristan Türklerinin verdikleri bu yardımlardan bile, bütün zor günlerde olduğu gibi Milli Mücadele döneminde de Rumeli ve Anadolu Türklerinin arasındaki “kardeşliğin, işbirliğin ve dayanışmanın” güçlü olduğu görülmektedir. En zor şartlarda dahi Anadolu ve Rumeli Türklerinin birbirlerine her çeşit yardım ve desteği sağladıkları anlaşılmaktadır.

Özetle Milli Mücadele sürecinde Rumeli Türkleri, Anadolu Türkleri ile birlikte üzülmüş ve birlikte sevinmiştir. Rumeli Türklerinin kalbi, Anadolu Türklerinin kalbiyle birlikte atmıştır.

 

ÇORLU MEZARLIĞI BALKAN TARİHİNİN İZLERİYLE DOLUDUR

ÇORLU Belediye Başkanı Ahmet Sarıkurt, ‘1989 Göçünün 30. Yıl Dönümü Uluslararası Sempozyumu’nda yaptığı konuşmada, “1989 göçünde Çorlu’ya 100 bin göçmenin yerleştiğini belirterek göç tarihinin izlerini Çorlu mezarlığında görebilirsiniz” dedi ve konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Göçmenlerin mezar taşlarında doğum yerlerinin Bulgaristan’ın Razgrad, Silistre, Dobriç (Hacıoğlu Pazarı), Tırgovişte (Eski Cuma), Sliven (İslimiye), Şumnu, Varna ve Kırcaali gibi şehirler ve onlara bağlı köyler olduğu görülür. Âşık Veysel’in ‘İki kapılı bir handa gidiyorum gündüz gece’ dizelerinde olduğu gibi 1989 Bulgaristan Türkleri için hanın başlangıç kapısı Bulgaristan, bitiş kapısı ise Türkiye olmuştur. İki kapı arasındaki ‘ince uzun yol’ ise Bulgaristan Türkleri için acılarla dolu olmuştur.

Bu acıların aşamalarını özellikle 1984 yılında ad değişimi ile başlayan dini ibadetlerin ve sünnetin yasaklanması, evlilik ve ölüm merasimlerin Hıristiyan inançlarına göre yapılmaya zorlanması ve Türkiye’ye göç olarak sıralayabiliriz. Bu süreçte Bulgaristan Türkleri temel iş güçlerinden biri olarak Bulgar anayasasına, kanunlarına sadık kalmalarına rağmen bu muamelelere maruz kaldılar. Başlangıçta neden Bulgarların bunları yaptıklarının mantıklı bir açıklamasını bulamadılar.

Yaşanan bütün bu olayların altında onların sahip oldukları Müslüman ve Türk kimliğinin olduğunu anladılar. Bulgarlar onlardan bu değerlerini bırakmalarını istediler, onlar ise bu değerleri bırakmaktansa doğdukları vatanlarını terk etmek zorunda kaldılar.

Bu sempozyum sadece Çorlu’ya değil, insanlığa bir hizmettir. İntikam değil, bu acıları bir daha yaşamamak içindir.”

 

 BEHİÇ GÜNALAN’IN GÖÇ SERGİSİ

- Çorlu Hilton’daki sempozyumun açılışını ODTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Türkeş yaptı. Çorlu Belediyesi’nin hazırlattığı ‘Göç Belgeseli’nden başka Edirne’den gazeteci Behiç Günalan’ın ‘Göçün Orta Yeri Hüzün’ adlı fotoğraf sergisi duygu dolu anların yaşanmasına neden oldu.

- Çorlu İlçesi de Osmanlı döneminde Balkanlarda fethedilen ilk yerleşim birimlerinden birisidir. I. Murat döneminde 1360’lı yıllarda Anadolu’dan getirilen Türkler, bugün de Çorlu’da varlığını sürdüren Şeyh Sinan, Muhittin, Hatip ve Hıdır Ağa gibi mahalleler kurmuştur. Bu mahalleleri kuranlar da Anadolu’dan Balkanlara gelen göçmenlerdi. Çorlu’daki mahalleleri kuranlar bir asır sonra Balkanlarda yeni fethedilen yerlerde yeni yerleşimciler oldular. Örneğin Çorlu’da Şeyh Sinan Mahallesini kuranların torunları Bulgaristan’da Yeni Zağra’da ikinci bir Şeyh Sinan yerleşim birimini kurdular. Çorlu, İstanbul’dan Balkanlara giden ekonomik ve askeri yollar üzerinde kurulmuş bir yerleşim birimi olarak tarihi boyunca her zaman göç alan ve göç veren bir belde oldu. Çorlu, 14. yüzyıldan 18. yüzyılın sonuna kadar ağırlıklı olarak Balkanlara göç veren bir belde idi. Ancak 1774’te Kırım’ın Osmanlı elinden çıkması, 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi ve 1912 Balkan Savaşı yenilgisinden sonra Balkanlardan göç alan bir yerleşim birimine dönüştü. Çorlu, bu özelliğini Cumhuriyet döneminde de sürdürdü. İkili antlaşmalarla Balkan ülkelerinde yaşayan pek çok Müslüman Türk, Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya’dan Çorlu’ya yerleşti. Cumhuriyet döneminde Bulgaristan’dan ağırlıklı olarak 1928, 1935, 1951, 1968 ve 1978 yıllarında yarım milyondan fazla insan Türkiye’ye geldi.

- 1989’da, 350 bin Bulgaristan Türkü, Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldı. Bunlardan yaklaşık 100 bini Çorlu’da kaldı. Trakya’daki fabrikalarda çalışan Çorlu’nun nüfusu ve ekonomik gelişimine ivme kazandırdı. Bu durum Çorlu’da pek çok fabrikanın gelişmesine ve yenilerinin kurulmasına vesile oldu. Bugün 300 bini aşan nüfusuyla Çorlu, Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli illerinden daha büyük bir nüfusa sahip yerleşim birimine dönüştü. Neslin çocukları  Çorlu’da ilk ve lise tahsillerinin ardından pek çok seçkin üniversitesinde okuma imkânları buldu.

- Çorlu Belediye Başkanı (Ahmet Sarıkurt) kendisini şöyle anlattı: “1951 yılında, Belediye Başkan Yardımcılarım birisi 1978 ve diğeri 1989 sempozyumumuzun bilimsel organizasyonunu yapan profesör hocamız da 1989 yılında Bulgaristan’dan göç edip Çorlu’ya yerleşen benim gibi bir ailenin mensubudur. Bu yönüyle Balkanlar ve özellikle Bulgaristan Çorlu için kültürel ve ekonomik ilişkiler açısından vazgeçilmez bir coğrafyadır. Hem Bulgaristan hem Türkiye vatandaşlığı taşıyan ciddi sayıda Çorlulu mevcuttur.

- Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Rektörü Mümin Şahin yaptığı konuşmada yaptığı konuşmada şöyle dedi: “1982 mübadelesi ile balkanlardan gelen bir ailenin çocuğuyum. Bizim halkımız gariptir. Genelde eleştirirler ama girgin değildir. Bir parça ekmek buldu mu şükretmiştir. Gazi Mustafa Kemal’i çok sever çünkü hemşerisidir. Çalışkandır. Rabbim bu tür zulümler bir kez daha yaşatmasın” dedi.

- Sempozyumun konuklarından Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) Genel Başkan Yardımcısı, Razgrad Milletvekili Ahmed Ahmedov, o dönem yaşadığı süreci katılımcılara aktardı. Ahmedov “Bizde zorunlu göçü yaşadık, devlet tarafından Sivas’a gönderildik. Mustafa Kemal bu güzel ülkeyi hepimize  armağan etmiştir” dedi.

- Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak “TBB olarak Balkanlar ve Dış Türkler Şube Müdürlüğü’nün kurulacağı müjdesini verdi.

 

BİZE SURİYELİ MUAMELESİ YAPILAMAZ

 - CHP Bursa Milletvekili Yüksel Özkan, kendisinin de göçmen bir ailenin çocuğu olduğunu, kendilerine Suriyeli muamelesi yapılmaması gerektiğini vurguladı. Özkan, “Böyle bir toplantıda bulunmaktan onur duyuyorum. Her ne kadar siyasi bir kimliğim olsa da sivil toplum örgütü kimliğim daha da ön plandadır. 1876-1878 Osmanlı Rus savaşı sona erdiğinde Bulgaristan coğrafyasında sayım yapılır ve Türklerin sayıca çok olduğu ortaya çıkar. Rus komutan o zaman Bulgarlara siz nasıl ulus olacaksınız. Omlet yemek istiyorsanız ilk önce yumurta kırmayı öğrenin. Ya asimile edin ya zorunlu göçe tabi tutun ya da kılıçtan geçirin demiştir. Balkan savaşlarında 631 bin Türk öldürülmüştür. Bulgaristan’ın resmi kaynaklarına göre de 1 milyon 390 bin Bulgaristan Türkü’nün ismi zorla değiştirilmiştir.

 

HER GELENE KUCAK AÇTIK

Tekirdağ Valisi Aziz Yıldırım ise yaptığı konuşmada “Bu toplantının her şeyden önce ‘akademik’ bir toplantı olduğunu belirttiği konuşmasında, 1989 Haziran ve Temmuz aylarında 300 binden fazla kişi Türkiye’ye geldiğini belirtirken ”Bugün 30. yılını andığımız göçün kahramanları var. Turgut Özal sınır kapılarını sonuna kadar açmış, gelmek isteyen istediği kadar gelebilir demiştir. Hiç kimseye ötekisi gibi bakmıyoruz. Dünyanın neresinden gelirse gelsin bizim insanımız ve devletimiz tüm insanlara kucak açmıştır. 4,5 milyon Suriyeli bugün tüm imkanlarımızdan faydalanmakta ve devletimiz bunlara sahip çıkmakta, sahip çıkmaya da devam ediyor. Diğer ülkeler de bu düşünceler ile hareket etse, insanlar kendi ülkelerinden göç etmek zorunda kalmazdı” dedi.

 

6 ÜLKE KATILDI

 Avrupa’nın 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük ‘zorunlu göçü’ ile karşı karşıya kalan Türklerin mücadelesi bugün bile duyan ve de okuyan herkese ilham kaynağı oluyor. Sempozyuma Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Japonya, İskoçya ve ülkemizden olmak üzere 6 ülkeden 30 akademisyen katıldı. 1989 yılında gerçekleşen zorunlu göçe dair bilimsel araştırmaları ortaya koyan akademisyenler, Türklerin yaşamış olduğu çile dolu günlerin hafızalarda canlanmasına sebep oldu.

Sempozyuma konuşmacı olarak; Levent Kayapınar, İlker Alp, Ayşe Kayapınar, Evgenia İvanova, Fırat Yaldız, Ayşegül İnginar Kemaloğlu, Ahmet Cebeci, Elif Kıran, Elif Baksı, Erhan Vatansever, Maria Vasilikiotou, Emin Atasoy, Mihail İvanov, Deyan Kyuranov, İbrahim Kamil, Zeynep Zafer, Abidin Karasu, Metin Edirneli, Emine İnanır, Neshen Gyunanova Isaeva-Gyunesh, Cengiz Yolcu, Mehmet Hacısalihoğlu, Neriman Hacısalihoğlu, Stoyan Dinkov, Gülbahar Kurtuluş, Sercan Eklemezler, İsa Cebeci, Lilyana Alexandrieva, Tetsuya Sahara, Tomazs Kamusella, Haydar Eren Akın, Nurcan Özgür Baklacıoğlu, Beycan Hocaoğlu, Safiye Karasu, Sercan Eklemezler, Selda Adiloğlu, Kader Özlem ve Rumen Petrov katıldılar.  Bilgilerin yıl sonuna kadar kitaplaştırılacağı bildirildi.

 

TÜRKLÜĞÜ KURTARMAK

- “... Vereceğiniz birer çift çorap veya gömlek, yahut birer ikişer frank, Anadolu gazilerinin yetimlerini doyuracak, yaralı kalplerine merhem olacak, onlar da düşmanı daha büyük cesaretle karşılayacaklar, Anadolu’yu ve bütün Türklüğü kurtaracaklardır.”

(Ahali Gazetesi, 19 Mart 1922)

- “Hilal-i Ahmer, yetimlerin gözyaşlarını siler, aç kalanları besler. Çıplakları giydirir, mecruhları tedavi eder. Oraya iane veriniz.”

(Deliorman Gazetesi, 11 Aralık 1923)

BİLİYOR MUSUNUZ

BEDRİ Baykam ve Öykü Eras’ın hazırladıkları ‘19 Mayıs, 100. Yıl’ başlıklı grup sergisinin 30 Ağustos’a kadar Taksim Piramid Sanat’ta izlenebileceğini...

- ESKİ diplomat ve milletvekili Onur Öymen’in “Doğu Akdeniz’de derdini anlatamayan Türkiye’nin yalnızlaştığını” söylediğini...

 

30 BÜYÜKŞEHİR ARASINDA TEKİRDAĞ e-DEVLET’TE BİRİNCİ

TEKİRDAĞ Büyükşehir Belediyesi (TBB), 30 büyükşehir belediyesi içerisinde yayına aldığı yeni içeriklerle e-devlet entegrasyonunda 1. sıradaki yerini korumaya devam ediyor.

Bilgi İşlem Dairesi tarafından yürütülen çalışmalar sonucunda TBB ile e-devlet platformu arasında entegrasyon kuruldu ve elektronik belediyecilik hizmetlerinin web altyapısı aracılığıyla www.turkiye.gov.tr adresi üzerinden gerçekleştirilebilmesine imkan sağlandı. Söz konusu teknolojik atılımın gerçekleştirilmesinin ardından TBB, 30 büyükşehir belediyesi arasında e-devlet entegrasyonu kapsamında yayına aldığı içeriklerle 1’inci sıraya yerleşti ve yayına aldığı 3 yeni içerikle başarısını sürdürdü.

E-Devlet Üzerinden 14 farklı başlık altında hizmet veriliyor. Vatandaşların belediye hizmet birimlerine gitmesine gerek olmaksızın, bulundukları her yerden web ortamından e-devlet uygulamasına bağlanabiliyor.

Başkan Kadir Albayrak “Teknolojik yeniliklerde öncü olmaya devam edeceğiz” diyor.

X