"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Maşa olmayın!

24 Ocak 1993’te arabasına yerleştirilen bombayla öldürülen Uğur Mumcu, ‘Gazeteci nedir’ sorusunu kendince şu sözlerle açıklamıştı:

“Gazeteciyi nasıl tanımlarsınız? Kimdir gazeteci, ne yapar? İşlevi nedir? Gazeteci, her konuda fikir ileri süren, her şeyi bilen insan demek midir? Hayır. Nereden bilecek gazeteci her şeyi?
Ben kendime göre bir tanım yapayım: Gazeteci, haber ve bilgi kaynağına en çabuk ulaşan ve bu kaynaklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlara sunan insan demektir. Gazetecinin bu görevini yapabilmesi için habere, olaya, olguya, belgeye ve bilgiye dayalı yazılar yazması gerekir. Bunun için de gazetecinin güvenilir kişi olması zorunludur. Sır saklayan, haber ve bilgi kaynağını gizlemesini bilen, gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan, gazetecidir.”
Ne yazık ki, son günlerde herhangi bir otoritenin ‘maşa’sı olmak sıklıkla karıştırılıyor. Özel bilgiler, röportajlar, ateşe körükle gidip tavşana kaç tazıya tut mottoları havada uçuşuyor. Bunu meslek aşkına bağlayan da var, intikam ateşine de... Eleştirilerin karşısında “İşimizi yapmayalım mı?” derken, aslında “İşimizi görmeyelim mi?” denmek isteniyor. Uğur Mumcu’nun da dediği gibi gazetecilik bilgi kaynağına en hızlı şekilde ulaşmayı gerektirir; bubi tuzağına balıklama atlamayı değil. Madem halkı aydınlatacaksınız, madem gazeteciliği hakkıyla yapacaksınız bu maşalık görevini üstlenmek neden?
Mekteplisinin de, alaylısının da, gurur duyulanının yanında alay edileninin de “gazeteci” olarak görüldüğü yerel basında bir şekilde, herhangi bir otoritenin herhangi bir algı operasyonuna çanak tutan... “Ben halkı aydınlatacağım” demesine rağmen kendi dibine bile ışık vermeyen; bir sağa bir sola giderken yolunu karıştırıp ortaya karışık alevli ‘habercikler’ yaratan; gazeteciler, gazeteci olmak isteyenler ve gazeteci olmasa daha hayırlı olacaklar;
Sizi maşa yapmalarına izin vermeyin.
Yaşınıza, geçmişinize ve ekmeğini yediğiniz toprakların hürmetine...
Yazıklar olsun canı pahasına düşüncelerini savunan gazetecilerin yanında, kalemini parayla satan gazetecilere ve yine yazıklar olsun kendi otoritesini korumak uğruna gazeteciyi itibarsızlaştıran siyasetçiye. Hülya MERT

Suçlular ve Güçlüler

-UĞUR Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı önderliğinde ve 50’den fazla sivil toplum örgütünün katkılarıyla hazırlanan 22. Adalet ve Demokrasi Haftası başlıyor. Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü 24 Ocak (yarın) ile Muammer Aksoy’un öldürüldüğü 31 Ocak tarihleri arasında etkinlikler gerçekleşecek.
Haftanın ana başlığı ‘Suçlular ve Güçlüler’ olarak belirlendi.
Akademisyenlerin, sanatçıların, gazetecilerin, düşünürlerin katılımlarıyla paneller, sergiler, söyleşiler, konferanslar, belgesel film gösterimleri ve müzik dinletileri ile geçecek hafta 24 Ocak Cumartesi günü Uğur Mumcu’nun evinin önünde saat 12.00’de toplanmayla başlayacak.


GÜNÜN SÖZÜ


-(Maliye Bakanı Şimşek’e) “Başbakan Davutoğlu’nun görevi devraldığı eylül ayından itibaren yalnız 4 aylık dönemde ‘Örtülü Ödenek’ten 337 milyon 828 bin TL harcadı. Kasım ayında yaptığı 119 milyon TL’lik örtülü ödenek harcaması en yüksek harcama olarak dikkat çekti. Bu yüksek artışın sebebi nedir? Neredeyse kullananın geçim kapısı haline gelen ‘Örtülü Ödenek’ uygulamasına son verilmesini düşünüyor musunuz?”MHP İzmit Kocaeli
Milletvekili Lütfü TÜRKKAN


HES’i eleştirirseniz kışın donarsınız

HES yatırımcısı birkaç firmanın ortağıyım.
Bu ülkede HES yapma, doğayı tahrip ediyor. Rüzgâr yapma, kuşlar çarpıp ölüyor.
Termik yapma, çevre kirliliği oluyor. Güneş yapma, tarımsal alanlar yok oluyor. Nükleer yapma, patlarsa insanlar ölüyor.
Doğalgaz yapma, cari açık yükseliyor. Bu ülkenin enerjisi hangi kaynaklardan karşılanmakta ve maliyetleriyle yüzde oranları nedir? Ne yaparsak ülke insanına daha faydalı oluruz. ‘HES kanser virüsü gibi’ (22.1.2015) yazınızı yazmak çok kolay; dilin kemiği yok. ‘Direnen Derelerin Kardeşliği Platformu’na her zaman teşekkür edin, amaç çözüm yollarını bulmak gerekiyor. Bu platformun adamlarının ve siz aydınların bir gün elektriğini kes kışın en soğuk gününde bakalım, o zaman da böyle mi düşünürsünüz.
Mehmet ÖZYURT


BİLİYOR MUSUNUZ?

-MURAT Karayalçın başkanlığındaki CHP İstanbul İl Yönetim Kurulu’nda görev dağılımı sonucunda İl Başkan Vekilliği’ne Yusuf Kenan Sönmez, İl Sekreterliği’ne Şerdil Dara Odabaşı, Saymanlığa Mehmet Diribaş, Bilişim Sorumluluğu’na Tayfun İşbilen, Eğitim Sekreterliği’ne Yıldırım Öztürk, Örgüt ve Örgütlenmeden Sorumlu Başkan Yardımcılığı’na Fuat Keskin; bölgelerin örgütlenmesinden sorumluluklarına da, 1. Bölge’ye Ali Cihat Işık, 2. Bölge’ye Ali Mutlu Köylüoğlu, 3. Bölge’ye Oğuz Soydan’ın getirildiklerini...
-ULUSAL Eğitim Derneği’nin düzenlediği eski İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş’in konuşmacı olduğu ‘Nedenleri ve Sonuçlarıyla Türkiye’de Aydın Cinayetleri’ panelinin yarın 15.30’da yapılacağını (Necatibey Caddesi 13/13 Sıhhiye-Ankara)...


MESAJ PANOSU

-OSMANLI’ya dönüş bir Amerikan projesidir. CIA görevlisi S. Hantington “Türkiye Cumhuriyeti’ni tasfiye edin, size uygun olan Osmanlı modelidir” dedi.
Sinan MEYDAN

‘Hırsızlama’

ÜLKEMİZDE devletin elektrik dağıtım şirketlerini özelleştirmeyle devralan özel dağıtım şirketleri faturalara “kayıp-kaçak bedellerini” gizleyerek yurttaşlardan tahsil ediyordu. Zaten ülkenin enerji piyasasını düzenleyen en yetkili kurul da öyle buyurmuştu !... Sonra vatandaşlar bir şekilde uyandılar ve hukuka başvurdular. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu uzun süren bir hukuk serüveni sonucu , elektriğin “hırsızlanmak” şartıyla kayıp-kaçak bedelinin abonelerden alınmasının, şeffaf hesap verilebilirlik, hukuk ve adalet devleti ile bağdaşmayacağına hükmederek; “Hırsızlıkları önlemek, devletin en öncelikli görevidir. Hırsızın kullandığı kaçak enerji dürüst vatandaştan tahsil edilemez” deyiverdi… Artık tüketicilerden kayıp-kaçak bedelleri alınamayacağı gibi, 10 yıllık bedel faiziyle birlikte geri verilecekti. Bunun üzerine önce, kayıp-kaçağın da vatandaştan alınabileceği kararına imza atan o kurulunun başındaki şahıs, aslında “kayıp-kaçağın tarifenin ayrılmaz bir parçası olduğu” ve yargıya ne kadar şaşırıp kaldığı konusunda gazetecilere uzun uzun dert yandı. Enerjiden sorumlu bakan ise; yalnızca basit bir “muhasebe ayrıştırması” ve bir “maliyet unsuru” olarak gördüğü kayıp-kaçak gibi ufak bir ayrıntının davaya konu olmasını doğru bulmamıştı (!)... Sayın bakan, hem yargıyı rahatlatmak, hem de daha stabil yapıyı bir oluşturmak için kolları sıvadı. Hazırlanan yasa tasarısı sahiden hem yargı rahatlatılıyor, hem de konuyu stabil hale getiriyordu. Çünkü yasa taslağında; kısaca bu konuda yargıya gidilemeyeceği; yapılan tüm hukuksal başvuruların durdurulacağı ve eğer önceden iadesine hükmedilmiş bedeller varsa, bunların da maliyete eklenip diğer abonelere ödettirileceği yer alıyordu!... O zaman halk ülkenin tüketiciyi korumakla görevli bakanının; “Kayıp-kaçağa önlem alınmalı, bedeller halka mahkemelerde çile çektirmeden ve geriye dönük olarak ödenmelidir” demesini bekledi. Ancak o da kayıp-kaçağın bir “maliyet unsuru” olduğunu, başka türlü bu firmaların ayakta kalamayacağını dile getiriverdi !... Şimdi herkes merakla bu işin sonucunu bekliyor. Acaba yetkililer vatandaşların, yargının, tüketici örgütlerinin, kamu vicdanın sesini duyacak mı?
Ferda HEKİMCİ-Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Genel Başkan Yardımcısı


İç Güvenlik Tasarı üzerinde İçişleri Komisyonunda sert tartışmalar


Gösteri hakkı yok ediliyor

TBMM Dışişleri, Güvenlik ve İstihbarat Komisyonları Üyesi, CHP Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner, kamuoyunda İç Güvenlik Paketi olarak bilinen Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde değişiklik yapılmasına ilişkin Kanun tasarısının demokratik hak ve özgürlükleri nasıl tırpanladığını anlattı.
Hükümetin, demokratik toplantı ve gösteri haklarını ciddi anlamda kısıtlayan düzenlemeler getirme konusunda direndiğine dikkat çeken Öner, muhalefetin yoğun eleştirilerine karşın tasarının yasalaşmasının çok vahim sonuçları olacağını söyledi.
“Bu tasarıda silahsız ve saldırısız gösteri hakkını ta baştan önleyen, engelleyen hususlar var. Bakın ne öneriliyor; (Kolluk kuvveti) halkın ya da başkalarının can güvenliğini tehlikeye düşürenleri eylemin veya durumun niteliğine göre koruma altına alır, uzaklaştırır ya da yakalar veya kanuni işlemleri yapar. Bu kanuna paralel bir düzenleme de Antalya’da 19’uncu Millî Eğitim Şûrası’nda yapılmıştı. 19’uncu Millî Eğitim Şûrası’nda insan hakları, yurttaşlık ve demokrasi derslerinin kaldırılması ve sosyal bilgiler derslerinin içinde bu bilgilerin verilmesine dair karar alınmıştı. Tam da bugüne uyan bir karar.”

İŞGÜZAR VALİLER

AKP döneminde Türkiye’nin demokrasi karnesinin geçer not alamadığını savunan CHP’li Öner bazı Valilerin tepki çeken uygulamalarını hatırlattı.
Fişleme konusuna da değinen Ali Haydar Öner, “Devlet büyükleri sayılanların ziyaretleri sırasında bazı işgüzar valilerimiz üç gün önceden kimi bulurlarsa içeriye alıyorlardı. Bunun ileri demokrasiyle, hukuk devletiyle ilgisinin olmadığı açık. AKP iş başına geldiğinde bütün fişlemeleri kaldırdı ama daha beter fişlemeler yaptı. Güvenlik güçlerinde, MİT’te, Türk Silahlı Kuvvetlerinde, şimdi, “şu partili, bu mezhepten, buna yakın, bu cemaatten, önceden bizimle beraber olup şimdi Haşhaşilerden sayılanlardan” diye fişlemeler var. Bunlar sadece emniyette değil, sınavlarda, mülakatlarda da göz önüne alınıyor. Böyle vahim bir ileri demokrasi tablosu görülmemiştir.” diye konuştu
Öner sözlerine şöyle devam etti:


HUKUK DEVLETİ BU MU?

“AKP hükûmetlerinin bir huyu var; suç olan hususları suç olmaktan çıkarıyor, suç olmayan hususları suç hâline getiriyor. Bu ne marifet? İleri demokrasi bu mu? Hukuk devleti bu mu? Hukukun üstünlüğü bu mu? Yoksa üstünlerin hukukuyla daha çok mu karşı karşıya kalacağız?”
Gençlerin hayatını karartacaklar
“Burada çok tehlikeli bir fıkra var. Ne diyor o fıkrada “Kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tek veya toplu hâlde bulunduğu açık veya kapalı alanlara molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde...” Nedir bu saldırıya teşebbüs? Bu nasıl takdir edilecek? Okullar ve yurtlar bilhassa belirtiliyor. Üniversite öğrencileri bundan sonra eylem yapamayacak, yaparsa çok ağır cezalarla, yaptırımlarla karşılaşacak. İstikballeri, hayatları kararacak.”
Amaç halen devam yargılamaları etkilemek
“Sözgelişi bir eylemde bir memurumuz bir eylemciyi vurdu, öldürdü; belli de bir ceza aldı. Şimdi, o ceza alan polisimiz bu maddeden sonra “Ben saldırıyı etkisiz kılmak üzere silah kullandım.” derse iadeyi muhakeme olacak mı? Hâlen devam eden yargılamalar bu gerekçeye sığınılarak takipsizlikle veya beraatla mı sonuçlandırılacak?”


BERKİN ELVAN MADDESİ

“Bir çocuğumuz bir gösteride yaralandı. Yok “Demir bilye vardı”, yok “sapan vardı” gibi söylemlerle karşılaştık. O çocuğumuz aylarca komada kaldıktan sonra hayatını kaybetti. Annesi yuhalatıldı ama kin bitmemiş. Bu tam bir Berkin Elvan maddesi. İçişleri Bakanlığı bu duyguya alet olmamalı. Çok kindar bir madde, insafsız bir hüküm. Ateşli silahlar ile sapan ve demir bilye nasıl aynı şekilde hükme bağlanır? İki yıl altı aydan dört yıla kadar hüküm. İki yılı niye aşıyor? Maksatlı olarak aştırılıyor. İki yılı aşarsa tutuklanacak.”


GAZETECİLERİ NEDEN BOYAYACAKSINIZ?

“Gösterilerde boyalı su kullanmak sakıncalıdır. Olayları izleyen gazeteciler var, onlar da boyanacak; oradan geçen yurttaşlar olacak, onlar da boyanacak. Bunların boyadan dolayı uğradığı zararlar olacak en azından elbisesi boyanacak. Yani, hem tescillenecek acaba eylemci miydi, sade vatandaş mıydı? Onların zarar ziyanları, itibar kayıpları nasıl telafi edilecek?”

X