Küba, Amerika’nın dostu

Orhan Karaveli 55 yıl önceki Havana anılarını anlatıyor.

Haberin Devamı

TÜRK basınının kıdemli gazeteci ve yazarlarından Orhan Karaveli, Amerika ve Küba arasındaki yarım yüzyıldan fazla süren ‘diplomatik küslük ve sürtüşmenin’ perde arkasına ait anılarını paylaşıyor:
“Vatan gazetesinin dış politika yorumcusu olarak 1959 yılının yaz ve sonbahar aylarında ABD’de idim. Sovyetler Birliği’nin güçlü adamı Nikita Kruşçef ile Türkiye Başbakanı Adnan Menderes’in General Eisenhower yönetimindeki bu ülkeye yapacağı ziyaretleri izleyecektim.
Menderes’le Kruşçef konusunda zorlanmadım. Ne var ki, Amerika destekli kokuşmuş Batista yönetimini deviren Fidel Castro ve arkadaşları, ‘Batılı gazetecileri’ o sırada ülkelerine sokmuyordu. Hedefleri aslında Fulgencia Batista idi ama nedense ABD’nin düşmanı gözüyle görülmüşlerdi. Amerika basın ve kamuoyunda ‘Sakallı İhtilalciler’e birkaç aydan fazla ömür biçilmiyordu. Küba’nın New York’taki konsolosluğu ise henüz kapatılmamıştı. Gittim. Genç ve yakışıklı konsolos:
Batılı gazetecilere vize vermediğimizi bilmiyor musunuz, dedi.

ATATÜRK’TEN ÖĞRENDİK

Biliyorum ama ben herhangi bir ‘Batı’ ülkesinden değil Atatürk’ün Türkiye’sinden geliyorum!
Bu sözlerim her şeyi değiştiriverdi. Konsolos:
Biz, diyordu, emperyalizme kafa tutulabileceğini Atatürk’ten öğrendik. Atatürk Türkiye’sinden gelen herkes ülkemizin saygın bir konuğudur. Arkadaşlarım, bize vize vermemiz konusunda Başkent Havana’nın ‘olur’unu alacak. Bu arada birer kadeh romla purolarımızdan tüttürmeye ne dersiniz?
Vize onayı Küba başkentinden yıldırım hızıyla geliyor; gidip hemen uçak biletini alıyor ve ihtilalden sonra Küba’ya girmesine izin verilen ilk ‘Batılı’ gazeteci oluyorum.
‘Habana Hilton’da konuk edilip üst düzey ihtilal yöneticilerinden ‘sokaktaki adam’a kadar istediğim herkesle konuşabiliyorum. İhtilalciler, kendilerine karşı yayın yapan bir günlük gazeteye bile ses çıkarmamışlar. Bu gazetenin yöneticilerini de ziyaret edip görüşlerini alıyorum. Daha düne kadar ‘kumarbazlar cenneti’ olarak bilinen Küba’da halk, fakir olsalar da yabancı ve yerli sömürücülerden kurtarılmış olduklarının bilincinde. Fidel Castro ve arkadaşlarına derin bir bağlılık içindeler. Bir Türk gazetecinin ambargoyu delip Küba’ya ayak basması ABD ve Avrupa basınında haber oluyor.
Havana dönüşü, kadim dostum Prof. John Arthur Garraty’nin New York yakınlarındaki evinde kalıyorum. Garraty, Colombiya Üniversitesi Tarih Kürsüsü’nün başında! Gazeteci ve TV muhabirleri beni orada bulup izlenimlerimi soruyorlar. Onlara bakılırsa ihtilalin defteri dürülmek üzere; Fidel Castro ve arkadaşlarının birkaç aylık ömrü kalmış! Ya ben ne düşünüyorum?

OBAMA VE CASTRO

Onlara hiç katılmadığımı, ihtilalin daha çok uzun yıllar başarıyla sürüp gideceğini; Küba halkının Fidel’le arkadaşlarının arkasında olduğunu söyleyince şaşıp kalıyorlar. Orada Atatürk’ün ruhunu hissettiğimi, Türk olduğumu öğrenenlerin boynuma sarılıp ‘Atatürk!... Atatürk!...’ diye bağırdıklarını anlatınca şaşkınlıkları artıyor.
Bir Massachusetts akşamında 55 yıl önce Amerikan medyasına söylediklerim kehanet değil gözlemlerin sonucuydu. İşte, 55 yıl önce birkaç ay ömür biçtikleri ve düşman bildikleri yakın komşularına 55 yıl sonra dostça ellerini uzattılar. Hayli gecikerek de olsa gerçekleri görmüş olmalılar.
Havana veya Washington’da Barack Hussein Obama ile Fidel Ruiz Castro’yu yakında kadeh tokuştururken görürsek şaşırmayalım.”

Haberin Devamı


GÜNÜN SÖZÜ

Haberin Devamı

“Geçenlerde yemekte Kemal Kılıçdaroğlu’na ‘Seçimlerde şansınız var mı?’ diye sordum; ‘Yok’ dedi. ‘Biz iktidar oluyoruz diyebilir misiniz’ dedim; ‘Diyemem’ dedi. Bu aslında umutsuzluğumu daha çok arttırdı. Şimdi tek umudum ne biliyor musunuz? Ben ne dersem tersi çıktı! İnşallah kazanır.”
Bekir COŞKUN


5 Ocak gündemi yüklü!

CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın geçen hafta ‘gölge kabine’ gibi yorumlar üzerine Başbakan Davutoğlu’na, “Bakanlar Kurulu 5 Ocak’ta toplanacak mıdır? Cumhurbaşkanı’nın bu toplantıya başkanlık edeceği doğru mudur? Bu kararı birlikte mi aldınız? Yoksa bu karardan Cumhurbaşkanı’nın danışmanı olduğu bildirilen İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın açıklamasıyla mı haberdar oldunuz?” diye sorduğunu...
Buna yanıt gelmeyeceğine göre, bir 5 Ocak tarihi daha ortaya çıktı.
Dört eski bakanla ilgili Yüce Divan oylaması ‘yeni belgelerin incelenmesi’ gerekçesiyle
5 Ocak’a bırakıldı. 5 Ocakta başka neler mi olmuş?
Adana kurtulmuş... Dreyfus davasında karar verilmiş... Çerkez Ethem ve kardeşleri, işgal kuvvetlerine sığınmış... Altı ok anayasaya girmiş... Türkiye’de 1.1 milyon işsiz olduğu açıklanmış (1951)... 6-7 Eylül olayları davası sonuçlanmış. (1979) Atatürk’ün doğumunun 100. yıldönümü kutlamaları başlamış. Bakalım, 5 Ocak başka neye damgasını vuracak?

Haberin Devamı


Gündem: İhanet nedir

BİLİMSEL anlamda doğum kontrolünün tanımına baktığımızda bunun ihanet olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Çünkü, doğum kontrolü (aile planlaması) eşlerin istediği zaman ve istediği sayıda çocuk sahibi olmasıdır.
Kontrolsüz, birbirini takip eden doğumlar, çok sayıda çocuk sahibi olmak en başta anneye (kadına) fiziksel ve psikolojik zarar verir. Bu nedenle aile planlaması kadın sağlığı açısından bir insan hakkı olarak nitelendirilmiştir. Dünya nereye, Türkiye nereye! 1994’de Kahire’de yapılan Türkiye’nin de katıldığı Nüfus ve Kalkınma Konferansı’nın 20. yılı. BM üyesi ülkelerde, İnsan Hakları bağlamında aile planlamasının, üreme sağlığının geliştirilmesini konuşurken, Türkiye’de bu hakların ihanet olarak nitelendirilmesi endişe verici. Bir ülkenin gücü sadece nüfusun çoğalması ile değil, eğitimli bireylerin gücü ile ölçülür.
Nazan MOROĞLU İKKB Koordinatörü

Haberin Devamı


BİLİYOR MUSUNUZ

SIRPÇADAKİ Türkçe sözcükler üzerine çalışan Doç. Dr. Marija Djindjic’in ‘Türkçe-Sırpça İlişkileri Üzerine Yeni Araştırmalar’ başlıklı söyleşisinin bugün 14.00’te Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tuğrul İnal Konferans Salonu’nda yapılacağını...


Kubilay’dan Kışlalı’ya tüm devrim şehitlerini saygıyla anıyoruz

DİN sömürücülüğü yapmak için dini siyasete alet eden basiretsiz siyasetçilerin hizmetindeki, Cumhuriyet düşmanı, şeriatçı-tarikatçı yobazlar, asıl mesleği öğretmenlik olmakla birlikte, vatanî görevini yedek subay olarak yapmakta olan Mustafa Fehmi Kubilay’ı, 84 yıl önce, 23 Aralık 1930’da, Menemen’de görevinin başında, önce kurşunlayıp sonra da eğilmez başını, vahşî bir şekilde gövdesinden testereyle ayırarak, katletmişlerdir.
Atatürk’lü günlerin Cumhuriyet hükümeti, bu insanlık dışı olayın derhal ve kararlı bir biçimde üzerine gitmiş ve katiller yakalanarak, genç ve Laik Türk adaletine teslim edilmişlerdir. Bağımsız Yargı görevini yapmış, katiller lâyık oldukları cezaya çarptırılmışlardır.
Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen Türk Devrimi ile o’nun ilkeleri uğruna, vatan sevgisi ile ülke ve ulus bütünlüğü yolunda canını her an feda etmeye hazır olan geleneksel Türk yaradılışının unutulmaz örneklerinden ve asil kanlarıyla Cumhuriyetimizin yaşam gücünü tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olan Mustafa Fehmi Kubilay’ı, Prof. Dr. Muammer Aksoy’u, Doç. Dr. Uğur Mumcu’yu, Doç. Dr. Bahriye Üçok’u, Dr. Necip Hablemitoğlu’nu ve Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı, daha doğrusu, Kubilay’dan Kışlalı’ya tüm devrim şehitlerimiz ile ulusumuzun birliği, vatanımızın bütünlüğü ve devletimizin tekliği uğrunda şehit verdiğimiz tüm Atatürkçü Aydınlanmacılarımızın aziz anıları ve unutulmaz hizmetleri önünde saygıyla eğiliyoruz.
Dursun ATILGAN- Avrupa ADDF Genel Başkanı

Yazarın Tüm Yazıları