"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

İşte memur ve emeklinin hali

TÜRK Büro-Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş, memur ve emeklinin halini o kadar güzel anlatıyor ki: İktidara ağır eleştiriler yöneltmek gerekiyor.

Yokuş, geçenlerde Çorum’daki konuşmasında, “Kendi felaketine çanak tutan memurları, korkudan üye oldukları sendikalardan kurtarmak gerekiyor. Yetki yeniden ehil ellere, yani Türkiye Kamu-Sen’e verilmelidir” dedi. Yokuş’un verilere dayalı ilginç konuşması şöyle: “3Y (yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar) ile mücadele edeceğiz diye yola çıkanlar, 3Y bataklığında boğazlarına kadar pisliğe bulaştılar. 13 yılın sonunda yolsuzluk ayyuka çıktı, yoksulluk tavan yaptı. Yasaklar kendileri gibi düşünmeyenlere sopa şekline dönüştürüldü. Bir korku cumhuriyetine dönüştük.
Son 13 yılda ilk defa memurlar resmi enflasyon altında zamma mahkûm edildiler. ‘Memur-Sen’in yaptığı 2014 ve 2015 yılı toplu sözleşmeleri tarihi bir rezalet olmuştur. Memurlar 2014 ve 2015 yıllarını kaybetmiştir. 2014 yılı için yapılan 123 TL’lik artışın karşılığı ortalama memur maaşlarına yansıması % 5.2’dir. Türkiye’nin 2014 yılı ilk altı ayı enflasyon artışı % 5.7’dir. Bugün ise yıllık enflasyon ise % 8.2 olarak gerçekleşmiştir. Memurlar 6. aydan itibaren (hazirandan) kesesinden yemeye başlamış ve borç batağına sürüklenmiştir. Eğer, 2015 yılı Ağustos ayında yapılacak toplu sözleşmeye yine bu yandaş konfederasyon oturursa, 2016 ve 2017’de memurlar için kayıp yıl olacaktır.
Başbakan ise memura % 17 zam verdik diyerek, hesap bilmez Konfederasyon’un savunuculuğunu yapmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Memur-Sen “Destan Yazdı” demiştir. Evet, Memur-Sen yandaşlıkta, emeğin ve alınterinin pazarlanmasında destan yazmıştır.
Memur-Sen ile yapılan sözleşmeye göre memurlar 2014 yılında 123 TL seyyanen zam, memur emeklileri ise 140 TL zam almıştır. Ancak hâkim ve savcılara 1.155 TL, öğretim görevlilerine ise 950 TL ekstra zam yapılmıştır. 2015 yılı içinse memura % 3+3, memur emeklisine % 3+3, asgari ücretliye % 6+6, işçi ve Bağ-Kur emeklisine % 2.32 sefalet artışı yapılırken, milletvekiline 1000 TL, milletvekili emeklisine 711 TL artış yapılmıştır. Sırada ise subay-astsubaylar ile valiler ve kaymakamlara zam hazırlığı var. Hükümet her zaman olduğu gibi istediği kesimlere ekstra zam veriyor ama memurlara gelince enflasyon farkını bile çok görüyor. Böylece adaletsiz uygulamalarını insafsızca sürdürüyor.
Memur, yoksulluk sınırında maaş alıyor, zenginler kadar vergi ödüyor. Yıllık brüt ücretleri 11 bin TL’yi geçen yaklaşık 2 milyon 100 bin memur % 15 vergi diliminden yıl içinde % 20 vergi dilimine yükselmektedir. Bu nedenle gelirleri azalmaktadır. 2014’te aylık net 123 TL olarak yapılan seyyanen artışın önemli bir kısmı vergi olarak devletçe geri alınmaktadır. 2015 yılında ise memur ve memur emeklilerine % 3+3 oranında zam öngören hükümet, aynı yıl vergi oranlarını % 10.1 artırmıştır. Böylece, memur ve emeklilere % 6 zam verilirken, genel vergilerin % 10.1 oranında artırılması nedeniyle mağduriyet yaşanıyor.

GÜNÜN SÖZÜ

“Sakın bana masum olduğunu söyleme, çünkü bu benim zekâma hakarettir.”
The Godfather 1972

‘Avrupa Benim’i okursanız...

ZEYNEP Atikan’ın Eylül 2014’te basılan ‘Avrupa Benim-Batı Avrupa’da Aşırı Sağın Yükselişi’ isimli kitabından bir paragrafı (s.97) aktarmak istiyorum:
“Günümüz Avrupa’sı ekonomik, sosyal ve politik anlamda altüst oluş halinde. Fransa’nın sosyalist Cumhurbaşkanı François Hollande başarısız iktidarının birinci yılında düzenlediği basın toplantısında, ‘Finansal kriz geride kaldı, ancak ekonomik durağanlık yüzünden Avrupa kimliği riskte. Benim görevim Avrupa’yı uyuşukluktan çıkarmak’ demişti.
Her denemede bir türlü tanımlanamayan Avrupa kimliği François Hollande’ın dediği gibi riskte miydi? Bu sorunun yanıtı büyük ölçüde, Avrupa toplumlarının somut problemleri ve toplumdaki çoğulluğu nasıl yöneteceklerine bağlı.”
Meseleyi “ama”lı veya “ama”sız tartışan herkese bu kitabı okumayı hararetle öneririm...
Bora KÜREKÇİ

HES kanser virüsü gibi...

HES belası gitmiyor başımızdan... Bütün yargı kararları, tepki ve bilimsel raporlara karşın hâlâ yeni projeler türetiliyor... Yıllardır HES’lere bir kazma dahi vurdurmayan Fındıklı ile HES’lere karşı topyekûn direnen Arhavi’ye bu kez yeni bir projeyle girmek istiyorlar...
Ne hukuk ne yasa ve ne de halkı dinliyorlar!
Neredeyse ülkemizin bütün vadi ve dere boylarını adeta bir kanser virüsü gibi saran HES, projelere, alınan bütün yargı kararlarına, bilimsel raporlara ve yaşam savunucuları ile köylülerin tepkilerine rağmen durmak bilmiyor. Vatandaş ne yapsın artık direnmekten başka...
Direnen Derelerin Kardeşliği Platformu’na teşekkür edilmeli.

Basit bir soru

BURASI ‘ileri demokrasinin’ geçerli olduğu hangi ülkedir? Bilene, Kurban Bayramı’nda bir adet ‘uysal koyun’ armağan edilecektir. Tablet var, Twitter yasak/Sınav var, dershane yasak. Sandık var, demokrasi yasak/Hırsız var, “Hırsız var” demek yasak. Mahkemeler var, kararlarına uymak yasak/Polis var, yakalaması yasak. Ordu var, kışladan çıkmak yasak/Teröristler var, yakalamak yasak. Bayrak var, asmak yasak/Dili var, konuşmak yasak. Şehitleri var, anmak yasak/Milletin adı var, “Ne Mutlu Türk’üm diyene” demek yasak...
Neresi burası yahu?
Rifat SERDAROĞLU rifatserdaroglu.com

Celladına âşık olmuşsa bir millet
İster ezan ister çan dinlet
İtiraz etmiyorsa sürü gibi millet
Müstahaktır sana her türlü zillet
Ömer HAYYAM


Milyonlar CHP’den ne bekliyor

CHP, kökleri Cumhuriyetin kuruluşuna dayanan ve en son, 30 Mart 2014 Mahalli İdareler seçimlerinde 12 milyon 500 bin oy almış Türkiye’nin Ana Muhalefet Partisi. Ama, kendini yenileyememiş, eski, bıkkın, hareketsiz örgüt yapısı, tepede çekişme halindeki kadroları, sağdan oy bekleyen yanlış politikaları, bugüne dek alternatif bir sosyal demokrat ekonomik program sunamaması ve ona umut bağlayan geniş seçmen kitlesine olan saygısızlığı ile misyonunu yerine getiremeyerek, üst üste hayal kırıklığı yaşayan ve yaşatan bir umutsuz vaka görünümünde. Oysa, milyonlar, CHP’den bir silkinme bekliyor. Örneğin:
1- Çağdaş sosyal demokrasi ilkelerine uygun alternatif bir demokrasi ve ekonomik programı öne çıkarmak ve buna göre, geniş emekçi kitlelerini cezbedecek bir vizyon oluşturmak. Ne var ki, Ana Muhalefet Partisi, ya bu misyonunu yeterince önemsemiyor ya da bunu oluşturacak kadrolardan yoksun görünüyor. Elbette yazılı bir programları da var, ama bunu halka sunmak için bir vizyon oluşturmuş değiller.
Örneğin; 26 Kasım 2014 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde, CHP’nin ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek’in Ahmet Hakan’la yaptığı röportajı yayımlandı ki, onu okuyan herkes tam bir hayal kırıklığına uğradı. O röportajda; bugünkü ekonomik büyüme böyle giderse sonumuzun iyi olmayacağını, kendileri iktidara gelirse iş dünyasına ‘hukukun üstünlüğü’nü vaat ettiklerini, o arada, Ali Babacan ve Mehmet Şimşek adlı bakanları beğendiğini falan söylüyor Sayın Sayek. Hepsi bu kadar.
Yani, üretim artışından değil, inşaat sektörünün pompalamasıyla ortaya çıkan sözde büyüme ile, vahşi kapitalizmin insanları nasıl sömürdüğünü vurgulayan, orta sınıfın; işçinin, köylünün, emeklinin, işsizin, diplomalı işsizin, taşeron sistemi mağdurlarının beklentilerini karşılayan tek kelime yok o röportajda. Milyonların CHP’den beklediği radikal bir alternatif ekonomik projeden söz etmeyen bir konuşma. CHP ne vaat ediyor Türkiye’ye, bunu, ekonomiden sorumlu en yetkili kişiden dahi öğrenemiyoruz.


GENÇLERİ CHP KAZANMA PROJESİ

2- Örgütün köhne yapısını tez elden yenilemek. AKP’nin 8 milyon üyesi var ve bu parti, Aralık 2014 itibariyle tüm teşkilatını önümüzdeki Genel Seçimler için seferber etmeye karar verdiğini açıkladı. CHP’nin ise neredeyse 20 yıldır hiç değişmeyen ve artmayan toplam 1 milyon üyesi var ki, ezici çoğunluğu 60 yaşın üzerindedir.
Örneğin; Murat Karayalçın’ın İstanbul il başkanlığını devraldığı gün yapılan törene ben de çağrıldım. Eski dostluğumuzun hatırına o gün il binasına gittim. Kalabalıktan görüşme fırsatı bulamadım, ama şunu gözlemledim: Oraya gelen 1000’e yakın partilinin yüzde doksanı, 60-70 yaşlarının üzerindeydi ki, aralarında, genç sayılabilecek toplam 8 kişi görebildim. Kuşkusuz her biri saygın insanlardı, ama bir seçim çalışmasında, o üyelerden dinamizm beklemek hayal kurmakla eşdeğer olur. Zaten, 30 Mart seçimleri sırasında, merak edip sandıkları dolaşarak görmüştüm ki, CHP, bu üye yapısıyla sandıkları da gereği gibi koruyamamıştır. Bu gözlemime dayanarak, o seçimden hemen sonra, bir yurttaş sorumluluğu ile, CHP Genel Başkanlığı’na gönderdiğim ve üye sayısını 5 milyona çıkarmayı amaçlayan, ‘gençleri CHP’ye kazanma projesi’ni okumadılar bile. Denilebilir ki, onların kendi projeleri olabilirdi, seninkine niye itibar etsinlerdi?
Keşke öyle olsaydı. Ama, 11 Aralık 2014 tarihli bazı gazetelerde yayımlanan bir habere göre, Genel Sekreteri Gürsel Tekin, 4 aylık periyotta 13.635 kişinin CHP’ye üye olmak için başvurduğunu ve uygun bulunanların kabul edildiğini söyledi. Burada, insanın, “Sevsinler sizin şu 13 bin küsurunuzu,” demesi geliyor. Çünkü, bu gidişe göre yılda 54 bin, 20 yılda ise bir milyon yeni üyeye ulaşabilirler ki, varın siz buna yenilenme deyin isterseniz.
Ayrıca, üniversite hocalığım sırasında gördüm: Yüksek Öğretim Kurumlarındaki Öğrenci Konseyi ve Öğrenci Kulüpleri seçimlerinde, her siyasal eğilimden öğrenciler yarışırken, orada da, CHP’li gençleri göremiyoruz. Çünkü parti, üniversite gençliği içinde de örgütlü değildir.
3- CHP, kendi seçmen kitlesine saygı duymayı öğrenmelidir. Duymuyor mu? Hayır! Şunu düşünüyorlar: CHP’ye oy veren seçmenin eli mahkûm, sorumlulukları gereği, isteseler de oy verecekleri başka parti yok. Gelip, “Tıpış tıpış oy verecekler.”
Bu düşünce ile, Ankara’da, daha önce solcular için en ağır ifadeleri kullanmış olan MHP’li Mansur Yavaş’ı, İstanbul’da, seçim kampanyası sırasında dahi, Tayyip Erdoğan için, “O artık bir dünya lideri,” diyebilen Mustafa Sarıgül’ü, Cumhurbaşkanlığı için, “Biz Erdoğan’la aile dostuyuz,” diyen Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday gösterdiler. Ve kim ne derse desin, Cumhurbaşkanlığı seçiminde, yakın tarihin en düşük katılımının görülmesi ve 14 milyon seçmenin sandığa gitmemesinin ana nedenlerinin başında, CHP’nin kendi potansiyel seçmenine gösterdiği bu saygısızlık yatar.
CHP, bu yanlış ve seçmenine saygısız tutumu ile sol, sosyal demokrat vizyondan uzak bir yerde duruyor. Öyle ki, partinin, birkaç milletvekili dışında, sol kanadı da bulunmuyor.
Sonuç: Kimileri bu eleştirileri acımasız bulabilir. Ama dost acı söyler ve gerçek budur. CHP, sol kanadı güçlü kadrolar ve bir sosyal demokrat projeyle, yeni bir imaj ve umut yaratmadıkça ne iktidar olabilecek, ne de iktidar alternatifi bir ana muhalefet partisi.
Kamuoyu bugün, 2009’da, İstanbul Belediye Başkan Adayı iken gösterdiği performans ve Genel Başkan seçildiği sırada verdiği umut ile parlayan Kemal Kılıçdaroğlu’nu arıyor.
Umarız bulur.
Şefik ASAN- Öğr. Gör.- Yazar

X