"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

CHP neyin peşinde?

CHP toplumu kucaklamaktan bahsediyor, Kılıçdaroğlu “Gelin CHP’de birleşelim” diyor, ideolojik olarak yan yana gelemeyecekleri Saadet ve Has partililer bile kurultay delegesi atlatılarak antidemokratik biçimde ‘kadın’ kotasından ‘erkek CHP yöneticisi’ yapılıyor ama CHP içindeki farklılıklara saygı duymuyor.

Eskişehir Milletvekili Prof. Dr. Süheyl Batum’u disipline neredeyse davul-zurnayla veriyorlar. Zamanında parti içi demokrasi söylemiyle ön saflarda yer alan Haluk Koç, ne ilginç ki bir kamuoyu açıklaması ile Süheyl Batum’un partiden ihracı sürecini duyuruyor.
Ne güzel değil mi? Ülkede demokrasi yok diye konuşan bir partinin geldiği antidemokratik nokta!
Hani farklı düşünmeye saygı? Hani çoğulculuk?
Partiyi kamuoyu önünde zor duruma düşürmekle suçlanıyor Batum... O halde zamanında genel merkezi kastederek “Ben MYK’daki çetelerle çalışmam” deyip kamuoyu açıklaması yapan ve MYK’dan istifa eden Gürsel Tekin neden disipline verilmedi örneğin? Hatırladınız mı?
Birilerine bu partide her şeyi yapmak ve söylemek serbest, diğerlerine yasak mı? Yoksa gerçekten ‘çeteler var’ mı?
Bu mu sosyal demokrasi?
Önceki gün grup konuşmasında çıkıp sosyal demokrasi sloganları atan Kılıçdaroğlu’na çifte standart uygulamak yakışıyor mu?
Ya Şişli’deki curcuna? Nedir bu bitmek bilmeyen iç kavga?
Toplum bu partiye nasıl güvenecek, oy verecek?
Şu kısa sürede milletvekili hesaplarının bitirilmesi gerekiyor.
Yoksa fatura çok ağır olacak!

GÜNÜN SÖZÜ

SÜREÇ şu anda durmuştur. Durmayan tek şey talan ve ranttır.”Pelin Batu

Nazlıaka’dan Gökçek’e ‘Gerede’ soruları...

CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, Ankara’nın içme ve kullanma suyuna ilişkin gelişmelerin peşini bırakmıyor; yetersiz ve yanlış yatırımlar nedeniyle geciken Gerede sistemini Meclis gündemine taşıdı.
ABB Başkanı Melih Gökçek tarafından reddedilen Gerede sistemi inşaatının DSİ tarafından yeniden inşa edilmeye başlandığını belirten Nazlıaka, Ankara’da geçen yazdaki ishal vakalarının verilen Kızılırmak suyundan doğduğunu ve Gerede projesinin Gökçek tarafından reddedildiğini hatırlattı. Nazlıaka, Kızılırmak suyunun yarattığı sorunlar da göz önünde bulundurularak Gerede sistemine yeniden dönülürken (ihale bedeli 230 milyon TL), “Yeni projede, bir önceki projede 9 kilometre olan tünel alternatifinin 31 kilometreye çıkarıldığı iddia edilmektedir. Bu iddia doğru mudur? Tünel uzunluğunun yaklaşık 3.5 kat artırılmasının gerekçesi ve projeye getireceği ek maliyet nedir? Zemin etütleri, sismik araştırmalar, tünel güzergâhındaki yeraltı suyunun durumu, tünel kazısı sırasında geçilecek katmanların özellikleri rapora bağlanmış mıdır? Sistem 2015 Ocak ayında Ankara’ya yılda 226 milyon m3 su iletebilecek midir? Yoksa Ankaralılara Kızılırmak suyu verilmeye devam mı edilecektir? Projenin gerçekleşme oranı nedir?” diye konuştu.

TÜYAP Fuarı başlıyor

TÜYAP Kitap Fuarı cumartesi başlıyor; 16 Kasım’da kapanıyor. İşte size, çoğu gazeteciler tarafından yazılmış ilginç bazı kitaplar:
Zeynep Atikkan ‘Avrupa Benim’ (Metis Yayıncılık); Sabahattin Önkibar ‘İşte İslam’ın ve Türklüğün Katilleri” (Kaynak Yayınları); Tuna Bekleviç ‘Güçlü Türkiye, Daha Fazla Özgürlük, Daha Fazla Demokrasi’ (Open Media); Osman Altınışık ‘Haberin Seyir Defteri’ (Trend Yayınevi), Tuna Serim ‘Bir Yalnız Adam, Naciye Sultan-Enver Paşa ve Dehşet Dolu Bir Yüzyıl’ (Kırmızı Kedi Yayınevi); Merdan Yanardağ ‘Liberal İhanet, Siyasal İslam’a Biat Edenler” (Kırmızı Kedi Yayınevi); Adnan Gündüz ‘Gazeteci Aranıyor” (Öğretmenim Dergisi Yayınları); Soner Yalçın ‘Kayıp Sicil-Erdoğan’ın Çalınan Dosyası” (Kırmızı Kedi Yayınevi); Sevgi Soysal ‘Türkiye’nin Kalbi, Kabul Günleri-Gazete Yazıları’ (İletişim Yayıncılık); Faruk Türkoğlu ‘Gazeteci Oluyorum-Gelenekselden Dijitale Ekonomi Gazeteciliğinin Temelleri” (Optimist Yayınları); Can Dündar ‘Abim Deniz’ (Can Yayınları); Vural Savaş ‘CHP Neden İktidar Olamaz’ (Bilgi Yayınevi); Yaşar Seyman ‘Yangın Yeriydi Yurdum’ (Bilgi Yayınevi), Gülsün Bilgehan ‘Mevhibe II-Çankaya’nın Hanımefendisi” (Bilgi Yayınevi); Gündüz Vassaf ‘İstanbul’da Kedi’ (YKY); İnci Aral ‘Kendi Gecesinde’ (Kırmızı Kedi Yayınevi), Sebahattin Önkibar ‘Takkeli Firavunlar’ (Kırmızı Kedi Yayınevi)

Biliyor musunuz?

- CHP İstanbul Milletvekili ve PM üyesi İhsan Özkes’in, 18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Günü’nde olduğu gibi bu yıl da Atatürk, silah arkadaşları ve tüm aziz şehitlerimiz için 10 Kasım Pazartesi günü öğle namazından sonra Eminönü Yeni Cami’de mevlit okutacağını açıklarken “Bugün camilerimizde ezan okunuyorsa ve özgür olarak ibadetlerimizi yapabiliyor isek bunu önce Allah’a sonra Atatürk’e borçluyuz” dediğini... (Bağcılar Merkez Camisi’nde de öğleyin Atatürk ve Silah arkadaşları için mevlit okutulacak.)

- PROF. Dr. Gökhan Çapoğlu’nun Meksika Ulusal Otonomi Üniversitesi (UNAM) Ekonomi Fakültesi’nin 29-31 Ekim tarihlerinde iki yılda bir düzenlediği 5. Uluslararası Heterodox Mikroiktisat seminerinin onur konuğu olarak Mexico City’ye davet edildiğini...

Beddua… İnsanlar ölürken bile ses çıkartamıyorlar

AZGIN bir azınlık var; vicdanları bedenlerini terk etmiş. Daha çok kazanmak için, daha çok yok etmeyi ilke edinmişler. Tüm planları, günlük çıkarlar uğruna geleceği yok etmek..
Yok ettikleri aslında hepimizin geleceği. Yok edenlerin çocuklarının da geleceği. Hiç mi düşünmüyorlar?
Vicdanları bedende olsa, düşünürler, azmazlardı.
Yıllar önce yaşam alanlarımız için plan yapanların bir çoğu bugün hayatta değil. Onlar plan yaparken bizim söz hakkımız yoktu. Ya çocuktuk, ya da bu dünyada yoktuk.
Eğer bu planları yapanlar ilahi adalete inansalardı, böyle karar almazlar, olur ve onay vermezlerdi.
40-50 yıl önce, Ergene’nin içinde de, kenarında da, suyunda da, toprağında da yaşam vardı; balık, tarım vardı. Şimdi ise her yeri ölüm; zehir akıyor. Önce Ergene’yi ve ondaki yaşamı öldürdüler, sonra da çevresinde yaşayanlar ölmeye başladılar.
Kanserden insanlar ölüyor diyen bilim insanlarını susturmak için baskılar başladı. Görevden almalara, soruşturmalara şahit olduk..
İnsanlar ölüyor, ölürken bile ses çıkarmayın, ses çıkarırsanız ceza veririz diyorlar.. Vicdan beden de olmadığı için, ölüye bile saygı yok.
Gelelim ilahi adalet konusuna:
Yıllar önce Ergene’nin yok oluşuna olur veren ve onay verenlerin bir çoğu, hayatta değil, İnanıyorum ki, bunun bedelini yattıkları yerde ödüyorlardır.
Zehirlenmesine, kirletilmesine vesile oldukları toprak ana, bağrında yatan ve ona ihanet edenleri ayrıca cezalandırıyordur.
Bugün yaptıkları yeni planlar ile hayvanlarımızın meralarını, zeytinliklerimizi, sularımızı, ormanlarımızı ve içinde yaşayan milyonlarca canın geleceğini, siyasi ikballer ve günlük çıkarlar uğruna karartanlar da, gelecekte Allah katında, toprak ananın bağrında yaptıklarının bedelini en ağır haliyle ödeyeceklerdir.
Geçmişte Ergene’yi yok edenlere kalmayan bu dünya, bugünleri yok edenlere de kalmayacak.
Siyasi ikbal peşinde olanların da vicdanları felce uğradığından, onlar da hep gelecek seçimleri düşündüklerinden, gelecek nesilleri akıllarına bile getiremiyorlar.
Gelecek seçimler için gelecek nesillerin yaşam alanlarını hiç kimsenin yok etmeye hakkı yok. Gelecek nesiller bunu hak etmiyor.
Rum suresi 41.Ayet “İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu, ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler.”
Göksal ÇİDEM- www.dayko.org.trgcidem@gmail.com

Kışa girerken Bodrum’a bakalım...

SEZON kapandı, el-ayak çekildi, biz bize kaldık nihayet.
Bodrum’un kışı güzeldir. Yazın curcunası ve keşmekeşi geçince, daha bir Bodrum’laşır ortalık. Özüne döner kent, sakin ve iddiasız bir yaşam başlar.
Yelken yarışları bitti, Cumhuriyet Bayramımızı da kutladık. Yine yürüdük Marina’dan Belediye’ye kadar... Genciyle yaşlısıyla, köylüsüyle kentlisiyle bayraklarımızı sallayıp, marşlarımızı söyledik. Geçen yıllara göre bu yıl, Bodrum’da daha fazla bayrak asılıydı. Esnaf ve vatandaşlar daha duyarlı davranmışlar, kapı ve pencerelere astıkları bayraklarla görüntü ve coşkuyu zenginleştirmişlerdi.
Balık bollaşıyor şimdi. Yerli balıklar tezgahları, uygun fiyatlarla süslemeye başladı bile. Yazın genelde ya üretim yada ithal balığı yedik. Libya’dan, Cezayir’den,Senegal’den,hatta Fildişi Sahillerinden bile gelen balıklar tüketildi Bodrum’da. Palamut boyunda barbunya gördünüz mü hiç? Bizde olmaz ama,yurtdışından geldi işte...
Gökova’ın belli yerlerindeki balık yasağı işe yaradı sayılır. Çevredeki balık çeşit ve miktarında bir miktar artma görüldü çünkü... Nitekim bu artış, hafta içinde yapılan balık tutma yarışmasına da yansımış olmalı ki, oltalara çok sayıda büyük balık da takıldı. Örneğin 47 kiloluk tombik gibi...
Bodrum Marina ve bazı kuruluşlarca desteklenen bu yarışmada tutulan küçük balıklar, avlayanlar tarafından denize bırakıldı. Tutulan balık, boyu ve ağırlığı ölçüldükten sonra, yanağına konulan bir öpücükle salıverildi suya. Eskiden yakalananlar yenirdi, şimdi dünya ne yapıyorsa biz de onu uyguluyoruz. Denizden gelen denize gider deyip,küçük balıkları törenle uğurluyoruz lacivert sulara.
Peki yakalanan balık, tekrar denize atıldığında yaşar mı? Yaşıyor, hatta iğnenin yaraladığı yerleri bile çabucak onarıyor deniz suyu. O bakımdan bu tür yarışmalar, öyle söylendiği gibi bir balık katliamına filan yol açmıyor. Amatör balıkçılığı teşvik için yapılan bu yarışların,dünyada da örnekleri var…


BODRUM MANDALİNASINI UNUTTUK
Bodrum mandalinası meşhurdur... Mandalina mevsimi de geldi ve erkenciler pazarlarda ve manavlarda görülmeye başladı bile. Nedense bu güzelim ürünü doğru dürüst pazarlıyamıyoruz. Mis gibi kokan Bodrum mandalinasını, büyük merkezlere yeterince gönderemiyoruz. Efendim dayanıklı değilmiş, kabuğu inceymiş, o yüzden çabuk bozuluyormuş. Bunların hepsi hikaye, hepsi malı ucuza kapatma taktiği. Yahu bu mandalina çeyrek asır önce Rusya’ya ihraç edilirmiş. Oraya vapurla rahatça gidiyor ve bir şey olmuyor da, İstanbul’a veya Ankara’ya gidene kadar mı çürüyor?
Narenciye üretiminin masrafları iyice arttı. Satışlar maliyetleri karşılamıyor.Bu yüzden millet bahçeleri bozup,yerlerini imara açtırmaya çalışıyor. Bizim kilosunu bir liraya aldığımız mandalinayı toptancılar,15-20 kuruşa alıyorlar.Öyle olunca bahçe sahipleri iyice zarar ediyor.Çeşitli önlemler alındı,çözüm yolları bulundu ama,ne yapılsa nafile..Bodrum mandalinası değerine bir türlü kavuşamıyor işte…
Asiye’nin nasıl kurtulacağına kafa yoran bu toplum,mandalinamızın da nasıl kurtulacağını düşünsün biraz. Çünkü böyle giderse, bahçelerin yerini çok yakında siteler alacak.Ağaçların yerine villalar dikilecek.
Kışa girerken bir de tatsız haber vereyim. Bodrum’un su parasını, Büyükşehir Belediyesi alacakmış. Bu büyük bir haksızlık ve yanlışlık işte... Bodrum Belediyesi’nin milyonlarca lira borcu var. Parasızlıktan bazı hizmetleri yeterince yerine getiremiyor. Hal böyle iken, su gelirine de göz dikmek ve belediyeyi bu gelirden mahrum etmek doğru bir hareket değildir.
İnşallah yanlışta ısrar etmezler…
Can PULAK- Gazeteci, Turgut Özal’ın eski Basın Danışmanı-BODRUM

İstanbul’a yaban domuzlar inerse… 3’üncü köprü ve havaalanı yapımları bir kez daha sorgulanmalı

SARIYER bölgesinden Boğazın serin sularına atlayarak Beykoz tarafına geçmek isteyen bir yaban domuzu görülürken, diğer taraftan gene Avrupa yakasında Boğaz sahil yolunda bir diğeri arabalara çarparak yaşamını yitirdi.
Bu yaşananların temel sorunu 3. köprü ve havaalanı ile buna bağlı yolların yapımındaki orman kesimi ve çevresel dönüşümdür.
Başta Kadıköy Fikirtepe olmak üzere çıkarılan yasalarla bir çok kentsel dönüşümde, müteahhit yüzde altmış, arsa sahipleri ise yüzde kırk oranında nemalandılar!


BÖRTÜ BÖCEK
Bu yaban domuzlarına ve görmediğimiz daha yüzlerce çeşit hayvanlara, börtü ve böceğe, kuşlara neden güvenli bir yuva ya da yuvacık yapmadık ya da sağlayamadık?
Yoksa onlar dünya var olduğundan bu yana yaşadıkları ormanları, toprakları belgeleyecek bir vesika mı gösteremediler?
Ne önemi var ki?
Hazine arazileri, şahıslara ait değerli araziler bile el değiştirilip sonra da yasal değişiklikle bir anda ederinin yüz katına çıkarılmadı mı?
İnsanların haklarının bile böyle gasp edildiği bir yerde gene en doğrusunu domuzlar yapıyor.
Sözlere kanmayıp, başlarının çaresine bakmayı yeğliyorlar.
Kendimizin seyirci ve neden olduğumuz yapılaşmanın sonucuna şaşmak yerine, hiç olmadı onlara yeni bir yaşam kurmaları için yardımcı olmaya çalışalım.
Unutmayalım! Kırsalda bir sürü bahanelerle büyük baş ve kümes hayvancılığını yok etmiş ve bunun doğal soncunda il ve ilçelere kadar kenelerin gelmesine ve can kayıplarına sebep olmak la kalmamış bunlarla kimyasal zehirlerle mücadele yanlışı ilede çevre ve yer altı sularımızı kirletmiştik
Kazım ÇİLOĞLU

X