"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Başbakanlık Sarayı’nın mimarı Şefik Birkiye

5N1K yapımcısı ve Radikal yazarı Cüneyt Özdemir köşesinde, ‘Başbakanlık Sarayı’ndaki şatafat!’ başlıklı bir yazı ilginç bilgiler içeriyor.

Herkesten sır gibi saklanan ‘Başbakanlık Sarayı’ ile ilgili ilk kez bilgiler veriyor. Kapalı kapılar ardında yüksek duvarların ötesinde ‘devlet sırrı’ gibi devasa bir bina diyor. Özdemir’e göre, Mimarlar Odası Başkanı Tezcan Karakuş Candan bile binayı yakından görememiş. Sadece yayımlanan fotoğraflara bakarak Arkitera dergisine yorum yapmış. Candan binayı bir mimar gözüyle Arkitera’da şöyle yorumluyor: “Merdivenleri, Dolmabahçe Sarayı’nın merdivenlerinden, seyir terası Topkapı Sarayı’ndan özentidir. Anıtkabir’in önündeki meydandan daha büyük bir hitabet meydanı ve 1000 odalık sarayın büyük kabul salonları var. Cumhuriyet rejiminin yapısı olmadığı ayan beyan ortada... Mimarı Şefik Birkiye. Kültürel ve doğal mirasımızın ortasında, AOÇ’de bu yapıyı projelendirdiği için İstanbul Şubesi’ne üye olan Şefik Birkiye’nin onur kuruluna sevk edilmesi için start verildi. Brüksel’de yaşayan Şefik Birkiye, Silivri’de Klasis’i yapmış, şimdi de Ahmet Çalık’la Haydarpaşa projesi üzerinde çalışıyor.”


1000 odalı Başbakanlık Sarayı’ndaki şatafat!

5N1K’nın yapımcısı ve Radikal yazarı Cüneyt Özdemir 4 kasımda ilginç bir yazıyı kaleme aldı. Ankara’nın ortasında yapılan ancak herkesten bir ‘sır’ gibi saklanan Başbakanlık Sarayı üzerinde “Evet, böyle bir saray Ankara’nın yine tek yeşil kalmış alanının ortasına inşa ediliyor” diyor.
“Ne projesini gören var, ne nasıl bir ‘şey’in ortaya çıktığını bilen... Kapalı kapıların ardında, yüksek duvarların ötesinde ‘devlet sırrı’ gibi tutulan Ankara şehircilik tarihinin en devasa binalarından birinin inşaatı ara sıra yayımlanan fotoğraflar da olmasa nerede ise yok gibi! Dünyanın en gizli mimari projesiyle ilgili ilginç detaylardan bazılarını ‘İstanbulArt News’un haziran sayısında mimarlık ekinde bir yazıdan öğreniyoruz. Ömer Kanıpak, Ankara’da yapılan bina ile ilgili ilginç rakamlar veriyor. Başbakanlık Sarayı’nın 1000 (yazıyla da yazayım BİN) odası olduğundan ve bu devasa büyüklüğünden yakınıyor. “Bu kadar çok odalı bir Başbakanlık Sarayı’na ihtiyacımız var mı” sorusunu sorarken dünyanın en ünlü başkanlık sarayı olan Beyaz Saray ile kıyaslama yapma ihtiyacı duyuyor. Bu yazıdan da anlıyoruz ki Mimarlar Odası Başkanı Tezcan Karakuş Candan bile binayı yakından görememiş. Sadece yayımlanan fotoğraflara bakarak Arkitera dergisine yorum yapmış. Candan binayı bir mimar gözüyle Arkitera’da şöyle yorumluyor:
“Bu tür binalar baskıcı rejimlerde inşa edilir, insanın üstüne üstüne gelen yapılar hep faşizm dönemlerinde yapılmıştır. Bütün kolonlar çelik konstrüksiyon üzerine yeşil granit kaplama yapılmış. Bu granitler işlemesiz durumda 1 m² maliyeti 200 USD, işlemeli olunca maliyet artıyor. Antalya’dan gelen Limra taşının 1 m² maliyeti 120 USD ile 200 USD arasında değişiyor. Bunlar çelik uçlu matkaplarla işleniyor. İşlemeyle birlikte 250 USD. Mimari üslup olarak tam bir görgüsüzlük, yolsuzluk, hukuksuzluk abidesi.”
Başbakanlık Sarayı’nda 9 bin işçi 24 saat üç vardiya çalışıyor. Şimdilik maliyeti 1 milyar TL. Anlaşılan sarayın bu şekilde yapılması mimarları oldukça öfkelendirmiş. Başbakanlık Sarayı’nın mimarının başı mimarlar odası ile de dertte. Candan’ı dinlemeye devam edelim.
“Merdivenleri, Dolmabahçe Sarayı’nın merdivenlerinden, seyir terası Topkapı Sarayı’ndan özentidir. Anıtkabir’in önündeki meydandan daha büyük bir hitabet meydanı ve 1000 odalık sarayın büyük kabul salonları var. Cumhuriyet rejiminin yapısı olmadığı ayan beyan ortada. Mimarı Şefik Birkiye. Kültürel ve doğal mirasımızın ortasında, AOÇ’de bu yapıyı projelendirdiği için İstanbul Şubesi’ne üye olan Şefik Birkiye’nin onur kuruluna sevk edilmesi için start verildi.”


BİRKİYE KİMDİR

Brüksel’de yaşayan Şefik Birkiye, Silivri’de anıtsal Klasis Oteli’ni yapmış, böylece ismini ilk kez Türkiye’de duyurmuştu. Bir Dışişleri mensubunmun oğludur; esas Ordu’ludur; ancak Ankara doğumludur (1954) Belçika’da mimarlık okumuştur. Ekşi Sözlük’e göre, dünyadaki eserleri arasında Monako Prensi Rainer için dev bir otel, Kahire’de üç gökdelen, Rusya’da iki ve Polonya’da bir otel sayılabilir. Nil nehri turizmde öne çıkınca bir çok gemi-otel projelerinde yer almıştır.
Son yıllarda Ahmet Çalık’ın Haydarpaşa Kentsel Dönüşüm, Şan City ve Kuzey İstanbul Tasarısı gibi ‘bombastik’ projelerinin mimarlığını yürüten Birkiye, AOÇ’nin projesini de yürüttüğünden bazı çevreler tarafından kendisini “Başbakan’ın Başmimarı” olarak tanıtıyorlar ve “2023’e kadar çok iş yapar” diyorlar.

Atatürk mal varlığını iktidarlara bırakmadı

MUSTAFA Kemal Atatürk, olmazsa olur dediği örnek çiftliğini (AOÇ) ve mal varlığını devlete ve iktidarlara değil, hayatını adadığı Türk milletine bıraktı. Hakkı-hukuku olmayanlar el koydular. Hiçbir Ankaralı kıymet anne çıkıp dokunmayın demedi. Ankaralılardan hiçbir tepki çıkmadı. Ankara’da bakanlık binası yapacak toprak kalmamış gibi oraya Beyaz Saray inşaatı başlatılmış... Başbakan yaptırıp, içerisine gireceğim diyor. Kimin içine, Türk milletinin mirasının içine... Orası üniversite araştırma ve değerlendirme merkezi, yoksul halkın muayene ve tedavi edildiği, ilaçlarının verildiği Gazi Hastanesi Vakfı olmazsa hukuk yoluyla bizlere bırakılan mirasımızı yine aynı yolla geri alırız.
H. Sutude ERÜLGEN

Ben bir hıyarım...

KULAKLARI çınlasın, bir futbol maçı sırasında ara pası atacağıma şut çektiğim için öğretmenim “Hıyarlık yapma...” diye bağırmıştı. O zaman bile hıyar olamamışım...
Şimdi ise sigorta primlerini ayın 26’sında, muhtasarı ayın 25’inde, çalışanların maaşlarını ayın 28’inde “iki gün öncesinden” ödemişim, yatırmışım. 40 yıldır Allah’tan başka bir kimseye, kuruma borcumuz olmadı.
Şimdi ben hıyar mıyım, enayi mi?..
Hıyarlıktan enayiliğe terfi etmekten de onur duyduğumu canıyürekten belirtmek isterim.
Mali affa uğramamaktan da oldukça sevinçliyim.
Hey gidi Fuzuli, ne demişsin zamanında “Sussam gönül razı değil, söylesem tesiri yok”.
Salim TAŞCI

TÜBİTAK, TÜBİTAK mı yoksa fal evi midir?

TURGUT Koçak’ın yazısından özetlenmiştir:
30 Mart seçimleri öncesinde internete sızan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’la yaptığı görüşmeler, mahkemenin isteği üzerine TÜBİTAK tarafından incelendi. TÜBİTAK, ses kayıtları konusunda ‘montaj’ raporu verdi. TÜBİTAK’ın bağlı olduğu Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık da, göreve geldiği ilk günlerde yaptığı açıklamada, “Tapelerin montaj olduğunu hissettim” demişti.
AKP iktidarının dağıttığı kurum ve kuruluşlardan biri de TÜBİTAK... Bu kurumda görev yapan insanların bilim insanı olduğu tartışılmayacak denli açık. Doğal olarak çalışmaları da büyük ölçüde nesnel ve bilimseldi. Bu nedenle TÜBİTAK ülkemiz için önemli sayabileceğimiz bilimsel araştırmalara imza atmıştı.
Devran döndü.
TÜBİTAK’taki namuslu ve bilimden yana olan kişiler birer ikişer görevden alınarak (200 kişi olduğu belirtiliyor) yerleri hoca kılıklı, bilimle ve bilim ahlakıyla alakası olmayan iktidar yanlısı kişilerle dolduruldu. Aslına bakarsanız TÜBİTAK’a çekilen operasyon çok yönlüydü. TÜBİTAK öyle bir yalana imza attı ki, dünya durdukça bu ayıbını silmesinin olanağı olmayacak, son raporuyla...
Çiçeği burnunda Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık tapelerin montaj olduğunu müthiş hissiyatı ile hissetmiş, böyle bir açıklama yapmaktan da çekinmemişti.
Yani TÜBİTAK aracılığı ile nasıl birilerinin kurtarıldığına da böylece tanık olduk. Biliyoruz bu konu bir süre tartışılacak, hemen arkasından daha dehşetli yeni bir olayla birlikte unutulup gidecektir. Ne var ki, TÜBİTAK bu kararı ile öyle bir kirliliğe bulaşmış olacak ki, artık hiç kimse bu kurum aracılığı ile ortaya konmuş hiçbir çalışmasına ne inanacak ne de itibar edecektir.
Evet bu kurumdan kovulan ve yerlerine iktidarın adamlarının doldurulması gayretinin altında yatan gerçek nedir, öğrendiniz mi?

Havalimanı için 5 milyon ağacın kesileceği bölge ABD’den ödüllü


Başbakan uyarıları dinlemeli

DÜN 3. havalimanının temeli atıldı. Bu bölgede 150 yıldır yerleşik olan 11 köyün yeri değiştirilecek.
100 yıldan beri İstanbul ve bölgenin kömürünü çıkaran Yeniköy-Karaburun çevresi Genç Madenciler tarafından orman haline getirildi. Gerçek bir cennet yapıldı. Şimdi 5 milyon ağaç kesilecek, şaka gibi... Eğer pistlerin solunda kalan bu ormanlık bölgeye konut yapılmaz ise orman kalacak. Bunu Başbakanımıza anlatmak gerekli. Aslında belediye başkanı olduğu zaman Sayın Başbakan Erdoğan bu bölgedeki madencileri teşvik ederek dünyada olduğu gibi, bölgenin çevreci hale dönüşmesini istemişti. Öyle de oldu.
İstanbul’a oksijen koridoru oluşturan bu bölge kuş cenneti haline geldi.
Başbakan’a verilen yanlış bilgiler katliama sebep olacak... 30 yıldır yeşile dönüşen bu bölge Amerika’da en büyük çevre ödülünü kazandığını aktaralım.
Başbakan’ın dünkü konuşması ‘mutedil’di. Havalimanına dönük çevresel eleştiriler karşısında tepkili değildi, belki de bazı eleştiriler dikkate alınacaktı.
(Bu nota, iki gündür yazdığımız yazıya 55 yıllık bir medya emekçisi, bir iletişimci ve halkla ilişkilerci Ergüder Tırnova katkı sağladı. Demek ki onun da yüreği yanmış...)



Biliyor musunuz?

CHP’li, aralarında milletvekilleri Ayşe Eser Danışoğlu, Özgür Özel, Melda Okur, Veli Ağbaba, Nurettin Demir, Hüseyin Aygün imzalı dilekçe ile Marmara Üniveritesi, İletişim Fakültesi’nde birlik ve beraberliğinbozulması, Dekanlığın ötekileştiren uygulamaları nedeniyle 20 kadar öğretim üyesinin okuldan atılmasına ilişkin olarak bir araştırma komisyonu kurulması amacıyla Meclis’e önerge verdiklerini... CHP Muğla Milletvekilleri Prof. Dr. Nurettin Demir, Tolga Çandar, Milas Belediye Başkanı Muhammet Tokat, CHP Milas İlçe Başkanı Suat Özcan ve çevre gönüllerinden oluşan heyet, Bafa gölündeki aşırı kirliliğihi yerinde gözlemledidiklerini ve “Acıl olarak önlem alınmazsa bölgede turizm de bitme noktasına gelecektir” diye açıklama yaptıklarını...

X