"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Bağdat Caddesi’ne bir bakın

SUADİYE, Bostancı, Feneryolu vs. tam bir şantiye oldu.

Kamyonlar hiçbir ‘yol kapalı levhası’ koymadan yolu kapayıveriyorlar. Sürücüler girilmesi yasak yollara girip trafik suçu işlemeye mecbur bırakılıyorlar. İnşaatlar son derece düzensiz devam ediyor; sanki yağma... Büyük vinçlerden sallanan yükler başımızın üzerinde sallanıp duruyor. Bunlara derhal önlem almak gereklidir. Bir kazadan sonra bütün medya oraya üşüşür ve sonra önlem alınmaya başlanır.
Böyle bir durumda kalmayalım. Acil önlem almak gerekiyor. Benden söylemesi.
Prof. Dr. Siber GÖKSEL
Emekli hâkim

Bir dekana yakışmaz

ALMAN üniversiteleri, Nazilerin iktidarında, Yahudi ve muhalif bilimadamlarını üniversiteden nasıl kovduklarını, bugün başları önde anlatırlar. Silinmez bir utanç abidesidir, ama inkâr edilmez, tam tersine gelecek kuşaklara bir derstir. Allah’ın günü anayasayı ayakları altında çiğneyen birine hukuk doktorası vermek, sahnede elini öpmeye kalkışmak da, en az bu kadar ağır bir utanç abidesidir. (Okurumuzun eleştirdiği Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Fatih Uşan’dır.) Mehmet CANBEYLİ
ALMANYA

GÜNÜN SÖZÜ

“İnsan soyunun en son kazandığı duygu utanmadır. Hukuksuz güç, çetedir.
Prof. Dr. Ali DEMİRSOY

1 milyon teşekkürü

‘1 milyon genç atama bekliyor” yazısıyla öncelikle sesimiz olduğunuzdan dolayı teşekkürlerimizi belirtmek isterim.
Biz Sosyal Hizmetler bölümü önlisans mezunları mağdurlarıyız. Okursan ne olacak; önümüze taş koyduktan sonra; bir anlamı var mı?
Umarım bu sesimiz içimizde değil dışarda yankı bulur... Zehra BÜYÜK

İmamdan önce daha önemli şeyler var

ÖĞRENCİ Ülke Sönmez bir şeyler söylüyor; anlayan var mıdır? “Artık hastanelerde de manevi destek olması için imamların bulundurulacağını söyleyen bir haber izledim. Yıllardan beri hastane ataması bekleyen bir biyolog olarak bu habere isyan etmemek elde değil. Devlet ve hükümet önce hastanelerdeki şartlarını düzeltsin ve gerekli sayıda hastane personelini bulundursun. Önce hastanelerdeki hizmet kalitesini yükseltsin ve maddi olarak insanları rahatlatsın. Neden her durumda akıllarına din-iman ve imamlar geliyor. Yakında bu imam atamaları anasınıflarına kadar inecek bu gidişle... Minicik yavruların manevi yardıma ihtiyacı olabilir nede olsa (!)... Yeter artık, isyan ediyorum bu duruma; siz önce atamadığınız sağlık personelinin atamasını yapın da, imamlar nasıl olsa bu devirde mutlaka yerleşecek bir kadro bulurlar.”

MESAJ PANOSU

SAĞLIKTA çağ atlatıldığını ileri sürenler lütfen Bakırköy Sadi Konuk Hastanesi’ndeki mahşeri kalabalığı, uzayan kuyrukları ve saatlerce sıra bekleyenleri görsün. Aydil EROL

Ayancıklı Emrah’ın ölümü için suç duyurusu yapıldı

SİNOP Ayancık Belediyespor’un amatör futbolcusu Emrah Kandemir, Türkeli spor maçında rakiple çarpışmasından dolayı hayatını kaybediyor.
Bunu ilk kez gündeme getirip TFF ne yapacak diye beklerken, Bursa’dan bir futbol adamı, teknik direktör ve spor taban birliği başkanı olarak Niyazi Aşır, İzmir’de, 2001’de Tiresporlu amatör Serkan Tugay’ın, 2012’de milli kayakçı Aslı Nemutlu’nun, 2014’de tekvando milli takımı sporcusu Seyithan Akbalık’ın Mısır’da milli maç sırasında ölümleri nedeniyle, Genel Müdür Mehmet Baykan, TFF Başkanı Yıldırım Demirören ve TASKF Başkanı Ali Düşmez hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuyor ve diyor ki:
Türkiye’de geçmiş dönemlerde sağlıkçı olmadan ve ambulans olmadan hiçbir amatör maç oynanmazdı. Şimdi ise bu kural TFF ve TASKF tarafından kaldırılmıştır. Yani maçın 22 futbolcusunu sahada sağlığını hiçe sayan ve buna tedbir almayan, maçı organize eden yerel merkez ve genel merkez nezdindeki bu ihmalkârlığın hesabı verilmedir.”
“Allah aşkına, bu kepazelikler, bu çağdışı görüntüler ve bu ölümler bitsin diyoruz.”

CHP’li eski milletvekili Mustafa Özyürek, AKP’li vekilleri uyarıyor: Oylama üzerindeki markaja dikkat edin!

SORUŞTURMA Komisyonun 4 eski bakanın yargılanmasını önlemesinden sonra gözler TBMM genel kurulunda yapılacak oylamaya çevrildi. Bazı çevreler oylamanın gizli olması nedeniyle vicdanlı AKP’lilerin muhalefetle birlikte oy kullanacağı umudunu taşıyorlar. Uygulamada gizlilik ortadan kalkıyor. Şimdiden oyundan şüphe edilen milletvekilleri tespit edilip çeşitli yöntemlerle baskı altına alınmaktadır. Oylama sırasında R.T. Erdoğan’ın çok güvendiği milletvekilleri ‘mütereddit’ milletvekillerini markaja alacaklardır. Oy kulübesini perdenin aralığından gözetleme, kulübeye şüpheliden hemen sonra girerek hangi renk markaları orada bıraktığını belirleme gibi yöntemler uygulanacaktır. Grup başkanlarının görevlendirdiği milletvekilleri, kırmızı (ret) ve mavi (çekimser) markaları göstermelerini isteyeceklerdir. Oylamada, AKP’li başkan kürsüde görevlendirilerek markaj uygulamalarını görmezden gelecektir. Mayıs 2010’da yapılan anayasa değişikliği oylamasında bahsettiğim markaj yöntemlerini uygulayan AKP ret oyu verenleri belirlememiş ve tasfiye etmiştir, yolsuzluğa karşı çıkacak cesareti göstermedikçe, bedel ödemeyi göze almadıkta sonuç değişmez.
Mustafa ÖZYÜREK (22.ve 23. Dönem Mv.)

İfade özgürlüğü ve “bütün insanlığı öldürmek”

PARİS’te ifade özgürlüğünü, inançların kutsalları da dahil olmak üzere, her konuda, radikal bir biçimde kullanan bir derginin bürosuna yapılan saldırıda aralarında önemli çizerlerin de bulunduğu 12 kişi öldürüldü. İfade özgürlüğü, AİHS’den kaynaklanan diğer hakların da kapsayıcısı/koruyucusu bir temel hak olarak, demokratik toplumun temel taşı olarak kabul ediliyor.
Sözleşme ile ilgili karar mercileri, ifade özgürlüğünün mutlak bir hak olarak kullanımında ölçüt olarak, ‘hoşgörü paradoksu’ teorisini değerlendirmeye alıyor... Bu yaklaşıma göre, ifade özgürlüğü temel bir haktır, kısıtlanması sadece diğer hak ve özgürlüklerin korunması amacına matuf olmalıdır. Mutlak bir hoşgörü, hoşgörüsüzlüğü güçlendirecek fikirlere hoşgörü ile yaklaşılması halinde, hoşgörü ortamının ortadan kaldırılması ile sonuçlanabilir.
İfade özgürlüğünün kullanımına müdahalenin meşru sayılabilmesi için, diğer şartların yanında, kamu düzenin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi korunmaya değer diğer şartlarında bulunması gerekiyor. İnançlar ile ilgili ifade özgürlüğü konusunda, Yahudi, Hıristiyan ve İslam dinlerinin kutsalları ile ilgili, dini öğretileri aşağılama suçlaması hakkında verdiği kararında (OPI-Avusturya, 1994), AİHM, dini duygulara saygı hakkının, vicdan ve din özgürlüğü hakkı’nın bir parçası olduğu, dini bakımdan yüceltilen kişilerin kışkırtıcı bir tarzda resmedilmelerinin, inananların dini duygularının rencide edilmiş olduğunu düşünmelerine neden olabileceği ve demokratik bir toplumda olması gereken hoşgörü ruhunun da kötü niyetli bir ihlali olarak görülebileceği hususlarına atıfta bulunmaktadır. Mahkeme, “İnsanlığa ilişkin konularda ilerlemeyi sağlayabilecek bir kamusal tartışmaya herhangi bir katkıda bulunamayacak ve başkalarına karşı gereksiz yere aşağılayıcı ifadeler’den kaçınılması yönünde bir göreve de işaret etmektedir.
sonuç olarak, ifade özgürlüğü hakkı siyasal demokrasinin ve demokratik bir toplumun olmazsa olmaz bir şartı olup, toplumsal barışı yakından ilgilendirmektedir. Fransa Cumhurbaşkanı da ifade özgürlüğüne vurgu yaparken, inanç kimliği üzerinden bir değerlendirme yapmamış olması doğru bir davranıştır. Ortadoğu’ya demokrasi götürme misyonu, harabe haline getirdiği coğrafyanın yanında, dünya ölçeğinde, inanç kimlikleri üzerinden de ağır bir tahribata neden olmuştur. “Bir kişiyi öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir” emrinin takipçilerine büyük görevler düşmektedir.
S.Ö.


Külliye üniversite yerleşkeleri için kampustan daha uygun bir kelimedir

SAYIN Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Bey, üniversite yerleşkelerine kampus yerine külliye denmesini önermiş. Bu önerisinde yerden göğe haklıdır: Niçin mi? Kampus, Latince Campus, yani kamp kelimesinden gelir ve genellikle çevresi koruma altına alınmış askeri kampları ifade eder. Külliye ise, Arapça kökenli kull (=bütün) kelimesinden türetilmiş bir terim olup, hayır için bir cami etrafına yapılmış kütüphane, aşevi, fırın, hamam, hastane, medrese gibi kendi içlerinde birbirlerini tamamlayan ve verdiği bilgiyi beğensek de beğenmesek de bilgi veren ve genellikle bir vakıf tarafından beslenen bir kurumu dile getirir. Külliye, adı Arapça olsa da büyük ölçüde Türk kökenli devletlerin öne çıkardığı bir kurumdur. Aynı bir üniversite gibi, külliye de pek çok fonksiyonu bünyesinde toplar ve genel bir bilgi vermek iddiasındadır. Bu bakımdan çok olmasa da Avrupa’nın eski üniversite ‘külliyelerine’ benzer (Bologna, Sorbonne, Oxford, Cambridge). Tayyip Bey’in her söylediğine saldırmaya meraklı kişiler, bakıyorum bu doğru sözüne karşı da saldırıya geçtiler. Unutmayın, düşman kişi değil, onun dile getirdiği fikirlerdir, uygulamalarıdır. Doğru bir fikrine de cahilane saldırırsanız, inanılırlığınız beş para olur.
Diyorum ya, Türkiye sırf AKP ile değil, iktidarı ve muhalefetiyle ve ne acıdır ki halkıyla birlikte külliyen bir Afganistan’dır. Maksat işte bu fecî halden kurtulmaktır. Kurtulmazsak, aşırı sol ile yobaz dinin işlediği cinayetlerde kendi çocuklarımızı fail olarak görmeye başlarız. Ondan sonra istediğimiz kadar anlatmaya çalışalım elâleme: “Efendim Marx’ın dediği bu değildi; İslâm asla teröre sebep olamaz.” Bu cehaletle kimseye derdimizi anlatamayız. İşte Atatürk onun için “Hayatta en hakiki mürşid ilimdir, fendir” diye yırtınıyordu.
A. M. Celâl ŞENGÖR


X