"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

‘Arı elçisi’ müthiş bir kadın

‘MİLAS Zeytin Hasadı Şenliği’nde bizim Kelebek yazarı Yonca Tokbaş ile beraberdik. Yonca, geçen yılki hasat etkinliği boyunca zeytin konusundaki hassasiyeti ve sevgisi ile yöre halkı tarafından çok ilgi görmüştü, ben de zaten yazmıştım. Bu yıl mı? Yonca bana, 8 yıldır aklını taktığı ve son 4 yıldır da üzerinde ciddi çalışmalar yaptığı ‘Arı Sevgisi’ni anlattı.

Ondan önce söyleyeyim... Gazetede herkesin bilmediği müthiş bir kadın Yonca Tokbaş... Zaten kendisi ‘yazar, koşar, konuşur ve arısever’ olarak tanınıyor. Doğa üzerine insan çok öğreniyor kendisinden.

Hiçbir yerde benzeri olmayan ‘Anadolu Arıları Projesi’nin kurucusu ve fikir annesi... Toplum Gönüllüleri Vakfı gençlerine ‘Arı Sevgisi’ eğitimleri veriyor. Gençler Türkiye’nin 4 bir yanından geliyor, arılar hakkında eğitim alıp sorunları görüp, arılar hakkında farkındalığı anlatıyor.

Gürcistan sınırında. A. Nihat Gökyiğit, kendi adını taşıyan ANG Vakfı ile TEMA’nın yarattığı Machael’e giden ve İstanbul’da yapılan 9 bin kişinin katıldığı –kaç kişinin haberi var?- Apimondia Dünya Arıcılık Kongresi’ni izleyen bir gazeteci olarak arıların yaşamı üzerinde anlattıkları bilinmesi ve öğrenilmesi gereken gerçekler.

Emin olun, çoğu arı üreticisi hiçbir şey bilmiyormuş diye düşündük.

Peki bu öğretiye nasıl başlamış: Yonca bir gün Yalıkavak’taki bahçesine muz ağacı dikmiş. O ağaca gelen çok fazla arı olunca, bu arılar burada ne yapıyor diye oturup günlerce izlemiş ve ‘Arı Mucizesi’ne tanıklık etmiş. Arı olmazsa, muz hevenk içinde hapis kalıp oluşamıyor. Bunun üzerine Kelebek’deki köşesinde ‘Muz Mucizesi’ diye bir yazı yazıyor. Herkes üzerine atlıyor, ondan sonra başlıyor arılar üzerine kafa kormaya...

ARILAR ÖLMESİN

Arıların tüm dünyada koloniler halinde öldüğünü, hastalandığını öğrendiğinden, ilk iş insanlara arı sevgisini anlatmak oluyor: “Bir insan bir canlıyı tanırsa, o zaman korkusu biter. Onu anlar ve sevgi de başlar. Ve eğer severse onun için bir şey yapar...”

Yonca’nın yazılarını okuyun, çok şey öğrenecek ve arıları çok seveceksiniz. Sosyal medyadaki köşesinde, eylem ve söyleminde... Uzun soluklu bir ‘Arı Elçisi’ yolculuğu ve amacı var.

Yonca, “Ortadoğu, Balkanlar, Türkiye Arı Elçisi olmak istiyorum” diyor, başka bir şey demiyor.

GENÇLERE ARI SEVGİSİ

Diyor ki: Şimdiye kadar sponsorlar ve koşarak toplanan bağışlar ile ‘Arı Sevgisi’ eğitimleri, 3 kere gerçekleşti. Sırasıyla Nesin Matematik Köyü Şirince’de 36 TOG Genci, Bafa’da 37 genç, geçtiğimiz ay da Kozan’da 24 genç Arı Sevgisi eğitimi aldılar.  Gençlerimiz gerçekleştirdikleri 16 aktarım toplantısıyla yaklaşık 500 Toplum Gönüllüsü genci arılar hakkında bilinçlendirdiler. “

Yonca Tokbaş bu eğitimler sonrasında gerçekleştirilenleri de şöyle anlatıyor:

*Gençlerimiz gerçekleştirdikleri 16 aktarım toplantısıyla yaklaşık 500 Toplum Gönüllüsü genci arılar hakkında bilinçlendirdiler.

*Nazilli’de “Güneşin Arıları” isimli sürdürülebilir sosyal sorumluluk projesi kapsamında 7-12 yaş arası çocukları; atölyelerle, eğitimlerle, oyunlarla bilgilendirdiler.

*Koç Üniversitesi yemekhanesinde arılar ve sebze-meyvelerin üretimi hakkında insanları bilinçlendirmek için afişleme yaptılar. Yine Koç Üniversitesi’nde arıların sevdiği bitkilerden tohum bombaları yapıp doğaya attılar. “Koç Üniversitesi Permakültür Girişimi” ile birlikte arıların sevdiği çiçeklerin olduğu bir bahçe yarattılar.

*Samsun İğne Deliği Gençlik Merkezi gönüllülerinin düzenlediği doğa kampında katılımcılara 1 günlük hap gibi Arı Sevgisi eğitimi verdiler.

*Greenpeace’in düzenlediği “Gençlik Kampı”nda arılarla ilgili bir atölye düzenlediler.

*“Doğal Olarak Genciz” kampında 110 gence daha arılarla ilgili öğrenilenlerin aktarımı yapıldı.

Sosyal medya paylaşımlarımızla, arı gören “Yonca” der oldu.

Çiçek eken Yonca’yı işaretliyor haber veriyor, arı gören mesaj atıyor.

Yonca, Dubai’de Zayed Üniversitesi’nde yaptığı “Bee Love – Arı Sevgisi” konuşmalarıyla, arıların önemini Körfez Ülkeleri’ne de taşımış.

Aldığı geri bildirimlerin şaşırtıcı ve çok dokunaklı olduğunu söylüyor.

Bafa’da verdiği eğitime Fransa’dan katılan gönüllü genç, projeyi Fransa’da büyütmeye çabalıyor. Bilgilenen çocukların ailelerine gidip anlattıkları, çocuktan büyüklere eğitim oluyor.

GÜNÜN SÖZÜ

“Hırsıza hırsız olduğunu unutturursan sana ahlak dersi verir.”

Fransız Atasözü

NE KENDİNİ NE DE RAKİBİNİ TANIMAZSAN HEP YENİLİRSİN

İSTANBUL yeşilin ballı böreği ya... Hem yerel yöneticiler hem de ilçe örgütleri birbirlerine girmeye başladı şimdiden. Kılıçdaroğlu’nun, bazı şeyleri bilip ses çıkarmadığı için bu kez artık burnundan solumaya başladığı anlaşıldı. Ve bir anda ilçe kongrelerini iptal etti. İstanbul örgütüne yakışır mı diye sorabilirsiniz. Tabii ki yakışmıyor. Neden kavga, neden bu delege avcılığı; hep aynı delegeler bu partiye hizmet edecek.

Tam bunları yazarken Gürbüz Evren’in ‘Millet CHP diyecek (mi?) CHP’ye Yeni Örgüt ve Çalışma Modeli’ (Berkan Yayınevi) kitabı geldi. Evren, Paris Sorbon’da ‘Siyaset sosyolojisi, kentçilik ve bölgesel kalkınma’ bölümlerinde okumuş. Sömürgecilik tarihi, Ermeni sorunu, AB, Kürtçülük, AKP üzerine kitapları var. CHP’de Temmuz 2012 kurultayında ‘Bilim, Yönetim ve Kültür Platformu’ndan PM’ye aday gösterilmiş, ama seçilememiş.

Kitabın başındaki bir söz dikkat çekiyor.

Yaklaşık 2500 yıl önce yaşamış Çinli general Sun Tzu’nun sözleri anlatmak istediğim birçok gerçeğe tercüman olacak içerikte.

Sun Tzu, “Rakibini ve kendini tanıyorsan, yüz kere mücadele etsen hiç yenilmezsin, rakibini tanımayıp kendini tanırsan bir yenilir bir kazanırsın, ama ne kendini ne de rakibini tanımazsan, sürekli yenilirsin” der.

CHP’nin son 15 yıldır tek başına iktidarda bulunan AKP karşısında neden her seçimden yenilgiyle çıktığının sorusunu önce İstanbul örgütüne, sonra da Genel Merkez’e sormak gerekiyor.

AKP siyaseti altüst ettiği için can alıcı bir şey yapamıyorsunuz. Man Adası, Zarrab’dan öte şeyler yapılması gerekmiyor mu? Sanki önümüzde iki seçim yok muş gibi davranılamaz.

‘İSTANBUL’UN GÖZLERİ MAHMUR’

TİYATRO Ayna–Dilek Türker olarak sahneye konulan Melisa Gürpınar’ın yazıp Hakan Altıner’in yönettiği ‘İstanbul’un Gözleri Mahmur’ adlı oyunun prömiyeri yarın Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek. İstanbul’un dününü, bugününü ve gönlümüzdeki yarınını konu alan oyun, içinde hem gerçek İstanbul estetiği hem de umut barındırıyor. 1900’lü yıllarda başlayıp Cumhuriyet sonrası döneme, hatta günümüze kadarki İstanbul’u ve bu şehrin insanını konu olan müzikli oyun, hem dramatik hem mizahi örgüsü ile tam da bu şehri anlatıyor.

Eski İstanbul kültürünün yerini yavaş yavaş farklı bir kültüre bırakması ile yaşanan sancılı, komik ve düşündürücü değişimi anlatan oyun, siyasetçiler ve yerel yöneticiler tarafından öncelikle izlenmeli; sonra da mimar ve mühendisler tarafından... Bu oyun devlet desteksiz olduğundan bir başka gözle izlenmeli.

BİLİYOR MUSUNUZ

BAKIRKÖY Belediyesi’nin düzenlediği ‘Konya Mevlânâ Müzesi’ne ücretsiz gezinin 13 Aralık Çarşamba gerçekleşeceğini, tüm Bakırköylülerin katılımına açık olan gezi için 414 9688 numaralı telefondan bilgi alınabileceğini...

PANO

- RİZE Yaylası için kentsel tasarım/dönüşüm projesi hazırlayan TOKİ, Ayder’e eski doğal güzelliklerini geri kavuşturacakmış! Bilmesek TOKİ’yi, Türkiye’nin güzellik uzmanı olarak yutturacaklar bize... Sanki yaylaları yurttaş bozmuş! Ömer ŞAN

- “HER bir emniyet mensubu şehit adayıdır. Emniyet Genel Müdürü Selami ALTINOK

TREN HATTI KAMULAŞTIRMALARI ÖDENMİYOR

ÇILDIRLILARA İSTİMLAK KAZIĞI

Bildiğiniz gibi BAKÜ-Tiflis-Kars hattı tren yolu yapımı devam ederken bir yandan da tren yolunun bağlantı karayollarının istimlak çalışmaları da sürüyor. Bu anlamda bizim Çıldırlılar devlet tarafından ciddi anlamda mağdur edilmiş durumdalar. Ben çok iyi anımsıyorum ki, bizzat Başbakan Binali Yıldırım televizyonda “istimlak edilen tarlaların tamamının parası ödenecek, hiçbir vatandaşımız mağdur edilmeyecek” demişti. Gelgelelim, bırakın tarlanın tam parasını, istimlak edilen kısmının parası bile 7. aya gelinmesine karşın ödenmiş değil.

Diyelimki bir tarla 400 dekar ve bunun karşılığı 200-250 bin lira. Başbakanın sözüne göre bu paranın tamamı ödenecekti. Ancak Karayolları yetkilileri, tarlanın ortasından geçen yolun istimlak bedeli olan 10 ila 25 bin lira arasında bir para ödeyebileceklerini söylüyor. Bu paranın 45 gün içerisinde ödenmesinin de sözü veriliyor. Oysa  devletin verdiği sözün üzerinden 7 ay geçmesine karşın henüz bir ödeme yapılmadı. Arazi sahipleri tarlalarının işe yaramaz hale gelmesine mi yoksa 80 küsür yaşında insanların aylardır her gün bankamatiklere gitmek için başkalarından yardım istemelerine mi yansınlar, bilemiyorlar.

Metin TÜKENMEZ

 

 

X