Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye’nin vakti geldi

GEÇTİĞİMİZ hafta ünlü Amerikalı televizyoncu Charlie Rose’un konuğuydu. Eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton. İsrail-Filistin konusundaki soruya cevap verirken şöyle dedi: “Çözüm için Türkiye’nin esas arabulucu (interlocutor) olduğunu düşünüyoruz. Türkiye bölgede çok etkili olabilir.”

Ne var ki, nasıl Ankara Mısır’ın ateşkes girişimini kabul etmiyorsa. Mısır, Hamas’ı muhatap almadığı için. Türkiye’nin girişimini de İsrail ve Mısır tanımıyor. İkili ilişkiler kopmuş olduğu için. Oysaki şu anda sadece Filistin’in değil, tüm bölgenin ihtiyacı var Türkiye’nin arabuluculuğuna. Hem de daha önce hiç olmadığı kadar.

*

ARAP ayaklanmalarıyla birlikte bölgede yeni aktörler ortaya çıktı. Demokrasi talep eden. Rejimler ise insafsız davrandılar. Ve bu aktörleri sindirdiler. Türkiye de baş döndürücü bir hızla ortaya çıkan bu tabloda, kendisine taraflar seçti mecburen. Demokrasi talebinin yanında yer aldı. Rejimlerle ilişkisini kopardı. Ve ister istemez yumuşak gücünü kullanamadı.
Ancak şimdi yeni bir döneme giriyoruz. Irak ve Suriye parçalanmanın eşiğinde. Terör tehlikesi sınırlarımızda. Bölge yangın yeri. Ve çok acilen bir arabulucuya, lidere ihtiyaç duyuyor. Bu rol de Türkiye’ye düşüyor.

*

IRAK, Suriye ve Filistin kendi derdinde. Mısır bölgeden tecritli. Zira İsrail’i Filistin’e tercih ediyor. Suudi Arabistan, Ürdün ve Körfez ülkeleriyle birlikte. Bölgede ihtilâfları çözmeye çalışacak, liderlik edebilecek Türkiye ve Katar’dan başka kimse yok.
Ancak Katar Körfez ülkesi ve Hamas ve Müslüman Kardeşler’in baş destekçisi. Bu da tarafsız algılanmasına engel. Dahası, Türkiye’yi ayırt eden en önemli özelliği: Batı ile organik ilişkisi. Bu, onu bölgede benzersiz bir konuma yerleştiriyor.
Kaldı ki ABD de bölge sorunlarını artık tamamen bölge ülkelerine havale etmeye çalışıyor. Bu da bölgede yeni bir liderlik gerektiriyor. Zaten ABD’nin Filistin-İsrail ateşkesi için Mısır’ı dışlayıp Türkiye’yi öne çıkarması. Clinton’ın Türkiye’nin önemine vurgu yapması. Şu anda uluslararası konjonktürün de Türkiye’yi bu konuma yerleştirdiğinin kanıtı.

*

ANKARA bir an önce stratejik bir tercih yapmalı. Kendisine hem bölgenin, hem de uluslararası aktörlerin biçtiği bu role soyunmak istiyorsa, 2012 öncesindeki yumuşak güç perspektifine geri dönmeli. Bunu yapabilmesinin tek yolu ise tüm taraflarla yeniden diyalog inşa etmesi. Zira bu, arabuluculuk ve liderliğin olmazsa olmazı.
Bunun için ise sadece şu iki seçenek yok önünde: Ya darbeci veya otoriter bir rejimi desteklemek. Ya da o rejime karşı olmak. Bu siyah ve beyaz seçeneklerin üzerinde, ötesinde bir duruş var. Ankara hem taraflarla ilişkisini kesmeden. Hem de özdeşleşmeden. Böylelikle iki taraf üzerindeki etkisini kaybetmeden. Dışarıdan, yapıcı bir güç olarak el uzatabilir. Ki bu, söz konusu rejimle işbirliği yaptığı anlamına gelmez.

*

TÜRKİYE ancak bu şekilde yumuşak gücünü kullanabilir. Çatışmalara son verebilir. Ve bunun da ötesine geçip, “yapıcı liderlik” yapabilir. Bölge sorunlarını çözmek için bölge ülkelerinden oluşan koalisyonlar oluşturabilir. Ve bölgeye demokratik değerlerin yayılması için çabalayabilir. AB üyelik perspektifini sürdürmesi ise, ancak bu rolü daha da pekiştirir. Hem bölge, hem de Batı nezdinde.
Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı “vizyon belgesi”, bu yeni sayfanın açılmasına vesile olabilir. Zira belgede, Ankara’nın bölgesel meselelere çözüm bulmak için “öncü ülke” olarak çaba göstereceği vurgulanıyor.
Vakti geldi. Hadi.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI