Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Charlie olarak yaşayabilmek

7 Ocak Paris katliamı, bir diğer deyişle “Paris’in 11 Eylül’ü”, bir milat.

*


RADİKAL İslam, onlarca yıldır insanoğlunun gündeminde. Ancak ilk kez 1979-89 arasında Sovyetler Birliği’nin Afganistan işgaliyle birlikte küreselleşti. O yıllarda dünyanın dört bir yanından cihatçılar, Afgan mücahitlerin yardımına koştular.
11 Eylül 2001 saldırısı ve hemen akabinde ABD’nin önce Afganistan, sonra Irak işgâli, bu küreselleşmenin 2’nci dalgasını oluşturdu.
Suriye savaşıyla birlikte ise 3’üncü evre başladı. Washington Post gazetesine göre, bugün ayda 1000’den fazla yabancı cihatçı Irak ve Suriye’ye akın ediyor. Gelen her yeni dalgayla birlikte de, radikal İslam biraz daha küreselleşti, güçlendi, şiddetlendi.
Paris katliamı da, işte bu 3’üncü dalganın 11 Eylül’ü.


*


ANCAK 7 Ocak aynı zamanda bir ilk. Zira 30 yıllık bu süreçteki ilk uyanış. Bir diğer deyişle, “medeniyetler çatışması”yla mücadelenin başlangıç noktası.
Malum, Samuel Huntington “medeniyetler çatışması” tezini 93’te ortaya atmıştı. Ona göre bundan böyle dünya üzerindeki çatışmalar farklı medeniyetler arasında olacaktı. En şiddetlisi Batı ve İslam medeniyetleri arasında olmak üzere.
“Soğuk Savaş”ın bitmesiyle ortaya çıkan ideolojik boşluk da, bu tezin ekmeğine yağ sürdü. 11 Eylül saldırıları ve akabinde yükselen İslam karşıtlığı, iki “medeniyet” arasındaki uçurumu giderek daha da derinleştirdi.
7 Ocak’ta Twitter’da açılan “bütün Müslümanları öldürün” (“kill all Muslims”) başlığının bir anda dünya çapında iki numaralı trend hâline gelmesi, bu uçurumun en iyi örneği.


*


NE var ki 7 Ocak, bu teze karşı güçlü bir devinim yarattı. İki “medeniyet” içinde de bir uyanış başlattı.
Pazar günü Paris’teki birlik yürüyüşüne katılan 50 ülke lideri arasında Müslüman liderlerin de olması, bunun en iyi göstergesi. İslam aleminin önde gelen din adamlarının yaptıkları şiddetli kınamalar da aynı şekilde. Mısır’ın darbeyle gelen Cumhurbaşkanı Abdülfettah es Sisi’nin İslam’da bir reform hareketi yapılması çağrısı da, başlı başına önemli.


*


BATILI liderler ve Batı medyası da bu sefer çok ihtiyatlı davrandılar. Söylemlerinde İslam’la radikal İslam’ı özellikle birbirinden ayrıştırdılar.
Yine Fransa’nın aşırı sağcı partisi Ulusal Cephe’nin Pazar günkü yürüyüşten dışlanması da bu uyanışa işaret. Parti lideri Marie Le Pen’in aynı gün düzenlediği alternatif yürüyüşe 1000’den az kişinin katılması da şunu gösterdi: Aşırı sağ, istenirse marjinalize edilebilir.
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ise bu uyanışı en iyi dillendiren kişi oldu. “Bugünkü cinayetler, medeniyetler arasında değil. Medeniyetin kendisiyle, medeni dünyaya karşı çıkanlar arasındaki daha geniş bir çatışmanın parçası” diyerek.


*


BU uyanışta en büyük rol ise Türkiye’ye düşüyor. Zira Türkiye’nin her iki dünyayla ilişkisi, omuzlarına ağır bir sorumluluk yüklüyor.
Türkiye hem İslam âleminin kendi içinde bir tartışma başlatabilir. Yani Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Paris’te yaptığı açıklamada vurguladığı gibi, “kapsamlı bir yüzleşme”ye önayak olabilir.
Hem de iki dünya arasındaki diyaloğu pekiştirebilir. Böylelikle Müslümanları da bu yeni mücadelenin parçası yapabilir.
Buna yönelik olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın insiyatifini aldığı “medeniyetler ittifakı” projesi yeniden canlandırılabilir. Yine Birleşmiş Milletler ve 57 İslam ülkesinden oluşan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi uluslararası kuruluşlar da harekete geçirilebilir.


*


YAZAR Albert Camus şöyle demişti: “Bugünün insanı, tarihi kendi buyruğu altına alacağı yerde, her gün biraz daha onun kölesi olmaya razı oluyor.” 7 Ocak, insanların tarihi eline aldığı günlerden biri oldu. “Hepimiz Charlie’yiz” diyerek.
Ne var ki iş Charlie olmakla bitmiyor. Charlie olarak yaşayabilmek gerekiyor. Bunun için de iş başa, yani devlet adamlarına düşüyor.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI