Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Arap krizi bize de sıçrar mı?

YİNE nur topu gibi bir kriz bulduk kucağımızda. Şimdi de Körfez birbirine girdi. Haber dün sabah patladı: Önce 2 Körfez ülkesi - Suudi Arabistan ve Bahreyn- Katar’la diplomatik ilişkilerini kestiklerini açıkladılar. Hemen ardından Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Maldivler ve Yemen ile Libya’nın uluslararası tanınan hükümetleri de onlara katıldı.

Dahası Katar’la deniz ve hava sınırlarını kapattılar. Ülkelerini terk etmeleri için Katar vatandaşlarına 14 gün süre verdiler. Ve bu ülkeler Katar’ı, Yemen’de El Kaide ve DEAŞ başta olmak üzere “terörü güçlendirmekle” suçladı.

Türkiye ise aslında bu krizin tarafı değil. Çünkü hem Katar’la arası “fevkalade”. Hem de Suudi Arabistan’la ilişkilerini son zamanlarda iyice geliştirdi. Ancak sorun şu ki, özellikle birçok bölge ülkesinde Türkiye Katar’ın tarafında gibi algılanıyor. Bu algıyla birlikte birkaç faktör, bizi de yakında sıkıntılı günlerin bekleyebileceğine işaret ediyor.

KATAR VE KÖRFEZ’İN İRAN MESELESİ

ASLINDA bu kriz damdan düşmedi. Zaten bir süredir ısıtılıyordu. Arkasında ise 2 sebep var. 1.si; Suudi Arabistan ve BAE başta olmak üzere Körfez ülkeleri, İran’ın bölgedeki gücünü kırmak istiyor. Katar’ın ise bir süredir İran’la ilişki kurduğu biliniyor. Geçtiğimiz hafta İran’ın Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani’nin Katar Dışişleri Bakanı’yla görüşmesi, Körfez’de kaşları iyice kaldırdı. Dahası, Katar’ın İran’la Körfez arasında arasında arabuluculuğa soyunduğu bile konuşuluyordu.

Katar aynı şekilde Hizbullah ve Hamas’a karşı da –onları “terör örgütü” diye tanımlayan Körfez’in aksine- ılımlı bir tutum sergiledi. Hatta hatırlarsanız Hamas, karargâhını Şam’dan Katar’ın başkenti Doha’ya taşımıştı.

Hakeza geçtiğimiz hafta Suudi Arabistan ve BAE basınında köpürtülen bir haber de, bu tutumu ele verdi. Buna göre Katar Emiri askerlerin mezuniyet töreninde, İran’la anlaşmazlığın tırmandırılmasına itiraz etmişti. Hizbullah ve Hamas’ı da “direniş hareketleri” olarak nitelemişti.

MÜSLÜMAN KARDEŞLER AÇMAZI

KÖRFEZ’deki Katar karşıtlığının 2.sebebi ise: Müslüman Kardeşler (İhvan) başta olmak üzere “ılımlı İslam” tanımına giren gruplar. Katar, İhvan’ın baş destekçisi ve finansörü olageldi. Körfez ülkeleri ve Mısır için ise Müslüman Kardeşler bir terör örgütü.

İşte İran ve İhvan konusunda aralarındaki bu uçurum, Trump’ın başkan olmasıyla daha da derinleşti. Çünkü Trump da, aynı Körfez gibi hem İran’ı sistemin dışına itmek istiyor. Hem de İhvan’ı DEAŞ’la aynı kefeye koyuyor. Tüm bunların üstüne ABD başkanının daha yeni Suudi topraklarında 350 milyar dolarlık anlaşma imzalaması ve Mısır-İsrail-Suudi Arabistan üçlüsüne kollarını açması, bu ittifakı iyice pekiştirdi.

Dolayısıyla ciddi bir kriz zaten kapıdaydı. Ama açıkçası daha hakim olan beklenti, bunun Katar’da bir saray darbesiyle meydana gelmesiydi.

TÜRKİYE KRİZİN NERESİNDE?

PEKİ bu kriz bizi nasıl etkiler? Önce genel tablo: Her ne kadar Suudi Arabistan ve Bahreyn’le ilişkilerimiz iyi olsa da, BAE ile ilişkilerimiz sıkıntılı. Mısır’la ise yok derecesinde. Diğer taraftan Katar’la altın çağımızı yaşıyoruz. Ülkenin Türkiye’deki yatırımları katlanarak artıyor. Ve Katar’da bir askeri üs kurma hazırlıkları içindeyiz. En önemlisi, birçok ülke bizi Katar’la aynı safta algılıyor.

SETA’da kıdemli araştırmacı olan, Ortadoğu uzmanı Dr. Talha Köse, önemli bir uyarıda bulunuyor. Ve Körfez’in Katar’dan sonraki hedefinin “muhtemelen” Türkiye olacağını söylüyor. “En azından ekonomik hamlelerde bulunabilirler” diyor. Bu cephenin asıl meselesi ise, Ankara’nın İhvan bağlantılı tüm gruplarla bağlantısını kesmesi. Ve İhvan bağlantılı kişileri ülke dışına çıkarması. Buna Hamas da dahil.

Bununla birlikte eğer bu kavgada Katar’ın yanında konumlanırsak, hem Körfez hem Batı nezdinde aynı sepete konulup “terörü destekliyorsunuz” diye itibarsızlaştırma kampanyasına maruz kalabiliriz.

*

Tabii bir de İran meselesi var. Hem Trump hem Körfez, Ankara’yı bu konuda net bir tavır almaya zorlayacak gibi görünüyor. Bu ise bizi en çok zorlayan meselelerden biri olacak. Hele ki, bölgeyi kasıp kavuran Şii-Sünni çatışmasının dışında kalmaya çalışıyorken... Bununla birlikte Mısır’la ilişkileri normalleştirmemiz için de baskı görebiliriz.

Kısacası bu kriz Ankara’yı son derece sıkıştırmış durumda. Hep andığımız o meşhur “denge politikası”nı izlemezsek ve bazı ince manevralar yapmazsak, maalesef biz de kendimizi ciddi bir krizin içinde bulabiliriz gibi görünüyor.

Umalım ki, kriz Katar’ın “taviz” vermesi ve ABD’nin devreye girmesiyle aşılsın. Yoksa işimiz iş.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI