Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Acıda Birleşmek

Londra’da yüksek lisans tezimi bitirmeye çalıştığım günlerdi.

Bir yıldır her sabah yaptığım gibi okula en yakın olan metro istasyonundan çıkmış, hızlı adımlarla yürüyordum. Bir anda arkamda müthiş bir patlama sesi duydum. Biraz önce çıktığım metroda patlayan bombadan kıl payı kurtulmuştum.

Sene 2005’ti. 11 Eylül saldırılarının üzerinden tam 4 yıl geçmişti. ABD El Kaide’yle savaştığı gerekçesiyle artık Afganistan ve Irak’taydı.

Tam 2 yıl önce, 2003’te ise yine El Kaide’nin bombalarına bu sefer İstanbul’da teğet geçmiştim. Türkiye de ABD ve İngiltere gibi, “küresel terör”ün mağduru olmuştu.

Ne Değişti?


İşte 2005’te dünyaya hakim olan bu atmosferde ve tam da bu konuda yazıyordum tezimi. Ve şunu savunuyordum:


“Türkiye bugün dünyanın en sorunlu olan bölgesinin hemen yanı başında, Batı için benzersiz bir jeo-stratejik önem taşıyor. Bölgede tek laik sistemle yönetilen ve birçok Batılı örgüte üye olan tek Müslüman ülke olduğu için, İslam dünyası için rol model oluşturuyor. Bu özellikleri sayesinde Türkiye küresel terörle mücadelede eşsiz bir konumda.”

İşte Ankara’daki feci saldırının amacı tam da bu argümanı çürütmek. Türkiye’nin sahip olduğu bu kendine has özellikleri yok etmek. Böylelikle onu terörle mücadelede kilit bir ortak olmaktan; terör mağduru, Ortadoğu’nun kronik sorunlu ülkelerinden biri haline getirmek.


*


Bugünkü koşullar da buna zemin hazırlıyor. Ve El Kaide’nin saldırdığı 2003’tekilerden çok farklı.
Herşeyden önce 2003’ten bu yana geçen 12 yıl, Türkiye tarihinin belki de en kritik yıllarıydı. İlk kez bu kadar uzun süreli bir tek parti iktidarının sağladığı ekonomik ve siyasi istikrarı deneyimledik. Ve Kürt meselesinin çözümüne doğru epey yol almıştık.
Ancak tablo bir anda değişti. 1 Mayıs 2013 Reyhanlı, 20 Temmuz 2015 Suruç, yaz başından beri hızla artan terör ve sonunda da Ankara... İşte bu tablo, arkamızda bıraktığımız 10 yıllık istikrar tablosuyla büyük tezat oluşturuyor. Ve tüm bu kazanımlardan sonra bu noktaya gelinmesi insanı çok daha fazla üzüyor.


Dikkat!


Bununla birlikte, 2003’ten farklı olarak bu sefer bir terör silsilesi, yani istikrarsız bir ülke profili ortaya çıkıyor. Bu da Ortadoğu’nun içinde bulunduğu durumla birleşince, belli ki bu saldırılar Türkiye’yi bölgenin dağılan ülkeleriyle aynı kefeye koymayı hedefliyor.

Dahası, son on yıldır (bu yıl Paris’teki Charlie Hebdo saldırısı dışında) Batı topraklarında büyük çaplı bir terör saldırısı meydana gelmedi. Bu da 2003’te Batı’yla aynı kaderi paylaşan Türkiye’yi bugün onlardan ayırıyor.


*


Ve bölge... 2003’te ateş Ortadoğu’yu bu kadar sarmamıştı. Ve bu ateş sınırlarımıza dayanmamıştı.

Zaten Ankara faciasının arkasındaki asıl sebep de, bu ateşin sınırlarımızı aşıp içeriye sıçraması.

İkinci sebep ise, içerideki kırılganlık. Zira saldırı tam da çözüm sürecinin bittiği, terörün tırmandığı günlere denk getirildi. Hem de tam PKK’nın ateşkes ilan ettiği günde. Sanki nispet yaparcasına.

Birinci sebep elbette bizim kontrolümüz dışında.

Ancak ikincisi öyle değil. Ve Türkiye’yi Türkiye yapan şeyleri kaybetmek istemiyorsak, içeride istikrarın bir an önce sağlanması gerekiyor.


Acil Eylem


Bunun için siyasilerin üzerine düşen belli: Sadece kendi partilerinin ve seçmenlerinin değil, Türkiye’nin arkasında durmak. Ve çözüm süreci, terör gibi ülkenin hayati meselelerine artık partiler-üstü yaklaşmak.

Bunun için de tüm siyasi liderler bir an önce kafa kafaya verip birlikte düşünmeyi, çözüm üretmeyi başarmak zorunda.
Çözüm sürecine de bir an önce dönmekten başka çaremiz yok. Tüm partilerin bu sürece katkı sunmasının da önü açılmalı. Ve hepsi ellerini bu taşın altına koymalı.


*


Türkiye demokrasisi için çıpa olan AB üyelik sürecine de acilen sarılmak gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son yaptığı “AB ile durum farklılaşıyor” mealindeki olumlu açıklamalar bu bakımdan umut verici.

Son olarak, dış politikada mümkün mertebe tüm dengeleri gözetmek ve bölgenin iç dinamiklerinin dışında kalmak gerekiyor.

En büyük sorumluluk ise bizlere düşüyor. Birbirimizi daha da kutupların uçlarına itmeyi artık bırakmalıyız. Ve en azından bu tarifsiz acıda birleşmeliyiz.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI