"Vedat Milor" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Vedat Milor" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Vedat Milor

Hudson’a varoluşçu bir yolculuk

Bir kentin nabzını tutmak mümkün mü? Bir ölçüde. 25-40 yaş arası kesimin nasıl eğlendiğine bakmak lazım. Arnavutköy Hudson’ın terasında oturuyoruz. Bir sorun var ama sorun Hudson’da değil, bende, bizim grupta.

Geçen yaz benim bacağım iki yerinden kırıldığında eşim beni ‘emin ellere’ bırakıp, Paris’e bilimsel konferansa gitmek zorunda kalmıştı. Onu en çok etkileyen Seine Nehri kıyısının yazın suni bir plaja dönüşmesi. Sere serpe uzanmış, birbirine sarılmış çiftler... Herkesin elinde bir şişe şarap... Yemek yemiyor, gülüşüyor, koklaşıyor, 10 Euro’nun altında ama düzgün şarap içiyorlar. Elbette ki Kaliforniya doğumlu zevcemin çok hoşuna gitmiş ve nostalji duymuş. Dört gün sonra Yeşilköy’e döndüğünde taksi sahilyolundan Kabataş’a gelirkense hanım çok farklı bir sahneye şahit olmuş: Sahil boyu aileler... Mangal yakmış herkes... Ellerinde katlanmış gazeteler, ateşi yeterli hararete getirmek için çabalayan babalar... Pet şişeler... Şişe geçirilmiş etler... Sucuk kokuları...

 

Hanım eve geldiği zaman “Alçı çıksın da iyi bir kebap yemeye götür beni” dedi; “Ama kırmızı şarap götürebileceğimiz bir kebapçıya”.

 

Batı ile Doğu... Geçen pazarki yazımın konusu olan ‘Islak ve Kuru’ (Lawrence Osborne’un kitabı). Alkol öncelikli ya da alkol haram...

 

Şu anda Batıda yemek-içki sentezinde öne çıkan ikincisi. Özellikle de şarapçılıkta inanılmaz bir devinim yaşanıyor. Perakende fiyatı 10 Euro’ya düzgün, 20 Euro civarı harika şaraplar o kadar çok ki... Lokantalarda da genç ve orta yaşın başlarındaki kesimin şu andaki ‘mood’ durumu artık öyle bilmem kaç Michelin’li lokantalarda yemek değil. İyi, az ve öz ve pahalı olmayan lokantalarda zaman geçirmek istiyorlar. Kaliteli şarküteri, artizanal peynirler... Şaraba en iyi eşlik eden bunlar.

 

 

 

FATİH VE HARBİYE

 

 

Zengin olmaya gerek olmadan doya doya yaşıyor gençler. Gençler mutlu olunca toplum da sağlıklı ve huzurlu oluyor.
Ya bizde? Tam Doğulu olmadığımız için iyice kuru değil ülke. Yaşlı kesim rakıcı. Gençler arasında şaraba ilgi duyanlar var ama fiyatlar ürkütücü. Bira seviliyor.

 

Ama şu andaki ‘mood’ kokteyl. Özellikle de Bebek, Arnavutköy, Karaköy ve Nişantaşı’nda.
Peyami Safa’nın başyapıtına gönderme yaparsak Fatih kesimi sahillerde mangal yapıp renkli gazozlar içerken Harbiye kesimi akşamüzerinden sabahın erken saatlerine kadar minik atıştırmalıklarla birini söndürmeden diğer sigarayı yakıp ve kokteyl üzeri kokteyl devirip hayat felsefelerini tartışıyor.
Bu kesimin nabzını yakalayan işletmeciler, hele hele güleryüzlüyse, barmen iyiyse, yemekler de kötü değilse ve her zevke sesleniyorsa, başarılı oluyorlar. Aynen Hudson gibi.

 

Eğer bir sorun varsa sorun Hudson’da değil, bende, bizim grupta. Terasta oturuyoruz. Sigara serbest. Söylenecek bir şey yok ama beni fevkalade rahatsız ediyor. Üç kişilik erkek grubumuzdan biri demografik özellikleri açısından buraya cuk oturuyor. 40’ı geçmemiş, bekâr, varlıklı, yakışıklı. Mutlu ve müşterilerden yarısını tanıyor. Diğer arkadaşsa benim yaşımda ve etraftan saygı görmesine rağmen halinden, tavrından ve dar mekânda devamlı kıpırdanmasından çok rahat olmadığı ve içinin daraldığı anlaşılıyor.

 

Onu bilmem ama kendi adıma düşünüyorum: İşim ne burada? Sigara işi kötü ama daha kötüsü var: Piyasa yapacak yaşım geçti. Etrafta güzel bayanlar var ama artık ilginin odağı olmadığınızın bilincine vardığınız an burasının sizin için doğru adres olmadığını düşünüyorsunuz.

 

İşletmeci kibar ve hareketleri ölçülü ve benim elimi okuyacak, lokantanın düzeyi hakkında ne düşüneceğimi, Hudson’ı nereye oturtacağımı tahmin edecek bilgi ve zekâya sahip. Tuluata başavurmayan nadir işletmecilerden. Takdir ediyor, rahatlıyorum. “İyi ki geldim” diye geçiriyorum içimden.

 

Başka bir açıdan da şans yüzüme gülüyor.

 

 

KALKIK BURUNLU HANIMLAR

 

Hayır yüzüme gülen o ceylan gözlü, kalkık burunlu, uzun ince topuklu hatunlardan biri değil. Yanımıza gelen üç kişilik erkek grubunda benle diyalog kuran 40 yaşlarındaki bey geceyi renklendiriyor. Her şeyden önce görgülü, bilgili, saygısı pozisyona değil, kişiye yönelik ve seçici. Tiryaki olmasına rağmen iki saat boyunca sigara yakmama nezaketini gösteriyor. Ayrıca Hudson’ın özünü kavramış: Bir Negroni ya da Hudson Mule kokteyli. Bitince ikinci, üçüncü, dördüncü... Yanlarında da tiftik kaburga, teriyaki sos, salatalık ve kişniş yağlı bun. Belki bir ikincisi. Tanesi 28 TL. Kokteyl 40 TL. Her ikisi de iyi. Az ye. Yavaş yavaş iç ve ülkemizin genel ortamındaki kabalık ve hoyratlıktan uzak, gecenin hazzını çıkarmaya bak.

 

Öte yandan bir şeyler yazmam gerektiği için birçok yemeğin tadına bakmak zorundayım. Tattıklarım arasında bir tek 22 TL’lik kestane çorbası hayalkırıklığı yaratıyor. Kestane tadı ya yok ya ben alamıyorum. Bunun dışında her şey belli ve benim ‘vasat artı’ diyeceğim düzeyde. Ponzu soslu somon... Tulumpeynir, köz biber ve mayonezli arancini yani kızarmış pirinç köfte... Bun ayarında değiller ama kötü de değiller. Moda olduğu üzere keçi peynirli pancar ve kinoa salataları var. Bileşimler iyi ama ‘seasoning’ denen sirke, tuz ve karabiber kullanımı Batıda geçerli normların çok altında. 75 TL’lik ‘Hudson kaburga’ yumuşak olsun diye şimdilerde moda olduğu gibi vakumda pişirilmiş. Ben sevmiyorum çünkü doku tekdüze oluyor, jelatini ve kıkırdağı kalmıyor. ‘Izgara Granyoz’ yazıyor listede ama önünüze gelen yetiştirme levrek. Yakılmış tereyağı, karnabahar püre, semizotu ve tarhunyağı yakışmış. Yavan değil. 44 TL.

 

Ne söyleyebilirim? Yemeğin sonunda ne yeni Fatih’in ne de yeni Harbiye’nin parçası olmadığımı ama bu durumdan hoşnut olduğumu düşünüyorum.

X