"Vedat Milor" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Vedat Milor" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Vedat  Milor

Gastronomik doğrular ve kişisel tercihler

Geçen hafta Hürriyet Cumartesi’deki yazımda bu ikisinin çok farklı olabildiğini belirtmiştim. Ama bu durum, doğruların doğru olduğu gerçeğini değiştirmiyor elbette. Ülkemizde çok yaygın olan ve mutfağımıza ciddi zarar veren meseleyi farazi örneklerle anlatıyorum...

Gastronomik doğrular ve kişisel tercihler

Bertrand Russell’ın “Aptallığın cennetinde yaşayanların mutluluğunu kıskanmayın; çünkü sadece aptallar bunun gerçek mutluluk olduğunu düşünür” diye bir sözü var.

Karmaşık bir konu. Düşünür elbette bu sözü gastronomiyle ilgili söylememiş. Daha çok, dar kalıpların içinden çıkamayan, ufku sınırlı bireyleri kastetmiş.

Geçen haftaki Develi lokantası yazımda şöyle bir ifade vardı: “Gastronomik doğrularla kişisel mutluluğa götüren tercihler çok farklı olabiliyor.” Bu konuda bir örnek verdim ve kişisel tercihin, kimseye zarar vermedikçe itiraz edilecek bir tarafı olmadığını belirttim.

Farazi bir örnek verip daha da ileri gideyim: Mükemmel yemek ve ürün nedir, çok iyi bilen biri var. Bunları bulmak çok zor. Vasat şey yiyemiyor, zevk almıyor. Kronik hoşnutsuz. Bir de yemekten çok zevk alan ve beğenme eşiği çok düşük olan biri var. Ha bire yiyor ve devamlı mutlu. Kronik neşesi de bulaşıcı... Böyle birine gıpta edilir bence. “Keşke böyle insan daha çok olsa” diye düşünülür.

Falanca ülkenin reklamını yapma bana!

Şimdi farazi örneği biraz değiştirelim: Kişisel tercihi vasat insan, aynı zamanda otoriteryen bir kişilik sergiliyor. Belli bir ürün ya da yemek hakkında, referans noktaları gelişmeden, “Doğrusu budur” diye kesip atıyor. Hem dar yöreselci hem de katı milliyetçi açıdan bakıyor gastronomik olgulara. Kendi yöresinin pidesi için “Benim en sevdiğim bu tip” dese lafim yok. Ama illa en iyisi o pide. Öyle iddia ediyor.

Ya da diyelim, memleketinin peyniri... Aşırı tuz basılmış, ticari maya ve kalitesiz süt kullanılmış. Bu kişiye olağanüstü bir peynir gösteriyorsun. Yabancı. Hamasi damarı kabarıyor. Hemen seni suçluyor: “Memleketimin peyniri dururken neden bunu yiyorsun?”

Cevap versen bir türlü, vermesen bir türlü. Verdin ve farkı izah ettin diyelim. Bu sefer seni suçluyor: “Falanca ülkenin reklamını yapma bana...”

Yukarıda zikrettiğim Bertrand Russell, Can Gürses’in bir tweet’inden öğrendiğime göre aynı bağlamda, “Kanıtları göz ardı ederek ve saklayarak ilerlemekte bir değer olduğunu düşünmeyin; kanıtlar er geç ortaya çıkacaktır” demiş. Bahsettiğim bağlam, bir ‘öğretmen-otorite’nin öğrencilere söylediği kılavuz niteliğinde sözler...

Ünlü matematikçi-filozof ülkemizde çok yaygın olan bir davranış biçimine parmak basıyor burada. Gastronomi özelinde de oturduğumuz yerde sayıp ‘Dön baba dönelim, usul usul aşağı gidelim’ gerçeğinin temelindeki kültürel olgu bu.

Kendi tercihlerimizden farklı tercihler ortaya çıktığı an çok huzursuz oluyoruz. Hele bu farklı tercihlerin ciddi olgusal dayanağı ve otorite desteği varsa... O zaman öfkelenip kişisel suçlama ve hakaret moduna geçiyoruz.

Gastronomik doğrular ve kişisel tercihler
Gastronomik olgulara dar yöreselci ve katı milliyetçi açıdan bakan çok.

Beğenmeyebilirsiniz ama kötüye iyi de diyemezsiniz

Aslında gene Russell’ın dediği gibi, “Her zaman bir otoritenin karşısında başka otorite bulmak mümkündür”. O zaman gereksiz kutuplaşmadan çok, tartışma derinleşir. Gastronomide de bu böyle. Ama bu iş zahmet, araştırma ve doğru soru sorma yeteneği gerektirir.

Diyelim ki ben “İtalya’da filanca zeytinyağı yüksek aroma kategorisinde olağanüstü” dedim. Buna “Bizde daha iyisi var, İtalyan reklamı yapma!” diye cevap olmaz. Konu araştırılır, otoriteler tespit edilir, kalite ölçütleri iyice anlaşılır ve ondan sonra bizim dünyadaki tam yerimiz ve meziyetlerimiz doğru yerine oturtulur. Tabii bunun için internet kullanmak gerekir ama internet doğru soruları soran ve reklamla doğru bilgiyi ayırt etmeyi bilenler için büyük bir nimet.

Farklı tercihleri araştırıp, değerlendirip sonra kendi bildiğinizi yapmak gene tercih meselesi. Örneğin ben size fenollü bir zeytinyağı önerdim. Hiçbir kusuru da yok otoritelere göre. Siz yakıcı buldunuz. Beğenmediniz. OK. Beğendiğiniz zeytinyağında da küf kokusu var ve pamukyağıyla karışık. Bunlar nesnel olgular. Siz istediğinizi tüketirsiniz. OK. Ama kusurlu olana “En iyisi bu” der ve iyisi için “Bu kötü” derseniz OK değil.

Bu tip, ülkemizde çok yaygın tutumların mutfağımıza verdiği zararı da haftaya tartışalım.

Tercihlerimizden farklı tercihler ortaya çıktığı an çok huzursuz oluyoruz. Hele ciddi olgusal dayanağı ve otorite desteği varsa... O zaman öfkelenip hakaret moduna geçiyoruz.  

 

 

 

 

 

X