"Vedat Milor" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Vedat Milor" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Vedat Milor

Düsseldorf’ta bir lezzet yolculuğu

Almanlar eğlenmeyi de iyi biliyor. Gasthaus dedikleri tavernalar başlı başına bir sosyal kurum. Düsseldorf bu yönden zengin ama bir de çok özel bir restorana sahip.

Mosel Vadisi ve Karaorman dışında Almanya’ya nadir giden biriyim. Yıllar önce Münih’e gittim ve sevdim. Münih çevresi de çok güzeldi. ‘Hans Winkler’de harika bir yemek yediğimi hatırlıyorum. Ayrıca Münih’te ‘Acquerello’ adlı bir İtalyan lokantasına bayılmıştım. Acaba halen aynı düzeyde  midir? Kim bilir!

Düsseldorf’a iki kez gittim. Nedense bindiğim taksilerin şoförleri hep bizden çıkıyor. Belki eksik gözleme dayanan bir genelleme ama hepsi efendi ve hoşsohbet. En önemlisi de hoşgörü sahibi insanlar. Nasılsa bu arkadaşlarla sohbetlerimde odak noktası hep iş güvenliği oldu. Politikayı bir yana bırakalım ve Sezar’ın hakkını Sezar’a verelim. Almanlara bu konuda şapka  çıkarırım. Bizi geçin, Amerika’dan bile çok öndeler bu konuda. ‘İnsan’a önem veriyorlar. Sosyal gelişme düzeyinin önemli göstergelerinden biri.

Almanlar eğlenmeyi de iyi biliyor. Gasthaus dedikleri tavernalar başlı  başına bir sosyal kurum. Hemen hepsinde masalar tahta ve banketlerin üzerinde ceket ve pardösüleri asmak için kanca var. Ne iyi bir fikir. Ayrıca istediğiniz masaya oturuyor ve sipariş vermek için pek beklemiyorsunuz. Fiyatlar da çok çok uygun. Gördüğüm kadarı ile ‘Gasthaus’lara insanlar iyi yemekten çok bira içmek için geliyor. Köln ve Düsseldorf’ta hoşuma giden bir gelenek, biraların küçük bardaklarda gelmesi. Münih’te bira istediğimizde adeta bir kova içinde gelmişti ve tabii bitirememiştik.  

Düsseldorf’ta bir lezzet yolculuğu

Brasserie 1806’ya iki kez gittim

Münih’in buğdaydan yapılan taze birası çok güzel ama hem Düsseldorf’un esmer birası hem de Köln’ün açık renk Kolsch birası çok iyi. Bizim grup Düsseldorf’ta iken Alt denen birayı denemek için ‘Uerige’ isimli çok  eski bir Gasthaus’a gittik. Değer gitmeye. Domuz sosis ve farklı cinsleri elbette ki bu tip mekânlarda ağırlıkta ama domuz eti yemiyorsanız başka yemekler de var. Dana sosis dışında, biz gittiğimizde güzel bir Macar gulaş vardı. Yanında iyi bir patates salatası. Almanların hafif tatlı, ‘gherkin’ denen turşusu benim damak tadıma uygun değil. Peynir olarak ise ‘Gouda’ iyi bir tercih. ‘Mainzer’ belki biraya uygun ama benim damağıma uymadı.

Hem servisi hem ambiyansı iyi ve fiyatları kaliteye göre makul olan güzel bir lokanta istiyorsanız ‘Brasserie 1806’yı kaçırmayın. Ben çok sevdim ve ilk gün arkadaş grubuyla, ikinci günse eşimle gittim.

Kaz ciğeri glase elma dilimleri ve ahududu ile güzel bir başlangıç. Daha ilginci ise üzerinde 20 gram gerçek siyah havyar ile ya da sade olarak ısmarlayabileceğiniz çiğ dana eti. Tartar. Süt danası İtalya’nın Piemonte bölgesinden. Güvenebilirsiniz.

Ana yemekler çok iyi. İlk ziyaretimde spesiyalleri Viyana usulü schnitzel denedim. Viyana’da iyi schnitzel yedim ama bu kadar iyisini görmemiştim. Adeta puf böreği gibi kabarık geldi. Tereyağında kızarmış. Dana eti yumuşacık. Eşimin ısmarladığı kuzu pirzola da çok iyiydi. Çift kalem. Üzerinde keçi peynirinden bir kabuk. Bir nevi tere püresi, arpacık soğanı ve kekik ile aromalandırılmış, kendi suyu ile sunuluyor. Bu yemeklerin yanında da Pfalz bölgesinden olağanüstü bir sek, ‘Grosses Gewächs’ Riesling ve et ile Almanların ‘spätburgunder’ dediği ‘Pinot Noir’ sepajından bir şarap tavsiye ederim. Ahr Vadisi, Baden, Franken gibi bölgelerde çok iyi pinot noir’lar üretmeye başladı Almanlar.

‘Brasserie 1806’yı ikinci ziyaretimizde farklı iki giriş yemeği ısmarladık. Brandy kreması ve mango meyveli ıstakoz kokteyli, orijinal ve lezzetli. Fransa’dan gelen ‘Pierre Herme No 2’ çiğ istiridye de belli ki çok iyi şartlarda ithal edilmişti. Çiğ istiridye her zaman risklidir çünkü sıcakta kalırsa hemen bakteri ürer. Doğru yerde yemeniz şart.

Ana yemek ise insanın önüne yaşamda nadir çıkacak bir et yemeği idi. Japon ‘wagyu’ danası. Bunların derecesi var yağlılığa göre. Fiyat da buna paralel olarak artıyor. Şu ana kadar 5 derece denemiş ve çok sevmiştim. Burada denediğim 8 derece olanı idi. Tüm pirzola kısmı ve 2 kişilik ısmarlanabiliyor. Dişinizi bile kullanmaya gerek yok çünkü damakta eriyor. Çok derinliği olan bir lezzeti var. Alman aşçıbaşı bunun yanında  kemik iliklerinden öyle bir konsome hazırlamış ki, o bile başlı başına adamı doyurur. Patates püresi ile çok iyi gidiyor.

Bence sağduyusu olan insan, yaşı elliyi geçtiyse bunu ısmarlamaz. Evet damak patlaması ötesinde bir deney ama ya kolesterol?

Ismarladığım bir gün öncesinden farklı Alman pinot noir çok iyiydi, en azından ertesi güne kadar bu konuyu düşünmeyi erteledim!

X