"Vedat Milor" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Vedat Milor" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Vedat  Milor

Bir güvercinin düşündürdükleri...

İtalya’da nefis bir güvercin tattım. Instagram’a koydum. Aldığım yorumlardan sonra bu yazıyı yazmaya karar verdim. Ülke mutfağının geleceği parlak gözükmüyor. Üç nedenle: 1. Geçmişi unuttuk. 2. Farklı mutfakları bilmiyoruz. 3. Merak yerine peşin yargı öne çıkıyor.

Bir okurum şunları yazmış: “... Ben aslen Gesiliyim. Eskiden her hanenin güvercinliği olur, et ihtiyacı yavrulardan karşılanırmış. Koyun ya da dana eti nadiren tüketilirmiş. Güvercinlikler son 50 yılda virane haline gelmişler. Ben yemedim ama yiyenler sizin de dediğiniz gibi tadının bambaşka olduğunu söylüyor.”

Bir güvercinin düşündürdükleri...

Türü tehlikede olanlar korumaya

Aynı okur şunları da ekliyor: “Ülkemizin mutfak seviyesi günümüzde kaldırabilir mi bilmiyorum ama 100 yıl önce mantı bile güvercin etinin satır ya da tokmakla dövülmesiyle elde edilen kıymadan yapılıyormuş.”

Aklıma ilk gelen; geçmişle aramızdaki bu kopukluk ve kolektif bir bilincimizin olmaması. Daha sonra 100 seneki mantının bugün olsa, gerisindeki hikâyeyle birlikte dünya gastronomi çevrelerinde ses getirebileceğini düşünüyorum. Son olarak da yazılı bir geleneğimiz olmadığı için acıyla dolup taşıyorum.

Özellikle yabani güvercin, yakın geçmişe kadar bu ülkenin damak tadı olan fertleri arasında çok sevilen bir lezzetti. Başka bir okurum da çocukluğunda teyzesinin hazırladığını söylüyor. Bir diğeri, “15 yıl önce benim köyümde çok olurdu” diyor.

Yerkürenin tanık olduğu en acımasız yaratık insan. Doğayı resmen katlettik. Avlanma da elbette bilinçli olmalı, türü tehlikede olan yaratıklar kesinlikle koruma altına alınmalı! Aynı okurumun söylediğine göre Çukurova topraklarında inanılmaz çok olan güvercin, bilinçsiz avlanma sonucu tükenmiş.

Standartlaşma ve vasatlaşma

Ama etnik-kültürel-coğrafi çeşitlilik ortadan kalkmadıkça ülkeden ve ülke mutfağından ümit kesilmez. Bir tarafta standartlaşma ve vasatlaşma... Ama... ‘Ama’sı var. Günümüzle ilgili olarak bir okurum da şunları söylüyor: “Trakya’nın küçük ilçe ve beldeleri tam bu tarz mutfağa uygun. Özellikle de muhacirlerin mutfağı. Av mevsimine göre göçmen kuşlardan; gökçe veya tahtalı güvercini, üveyik, bıldırcın, çulluk, yabankazı ve yabantavşanı, her daim azalsa da mutfağımızda var. Bu hayvanlardan envai çeşit yemekler yapılır bizde.”

Şahsen et kategorisinde dünyanın en lezzetlileri olduğunu düşündüğüm bu tatları ancak yurtdışında buluyorum. Oralarda da seçici bir kesime hitap ediyor. Ancak bu ülkelerde bunları denemeyenler bile seçici damağı olanlara saygı duyuyor. Ya bizde? Yukarıdaki okurumun sözleriyle bitireyim yazıyı: “Hayatlarında bunları tatmamış, şoklanmış et ürünlerine, ilaçlı tavuk kanadına ya da içinde et namına bir şey olmayan salam ve sosise bayılan... Tek bildiği güvercin, o beyaz illüzyonist güvercin olan insanlar... ‘O güvercine nasıl kıydınız’ falan diyorlar”. Yani doğadan bu kadar kopup ona adeta savaş açmış bir ülke için normal. Kuru-pilava devam. Bari onları hakkıyla yapsak!

 

 

 

X