"Vahap Munyar" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Vahap Munyar" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Vahap Munyar

Atatürk tarihimizin en büyük ‘toplum morali’ yaratıcısı

1982 yılının ekim ayı... Şeref Özgencil’in yayıncısı olduğu bir dergi için Alpullu, Eskişehir ve Turhal Şeker Fabrikaları ile Yapı Kredi Bankası’nın kurucusu Kazım Taşkent’in kapısını Atatürk üzerine söyleşi yapmak üzere çaldım.

1894 Preveze doğumlu Taşkent, söyleşi sonrası her sayfasında Atatürk’le ilgili küçük notlar yer alan kitabını imzaladı:

* Atatürk Aydınlığında Yaşamak.

Atatürk tarihimizin en büyük ‘toplum morali’ yaratıcısı

19 Mayıs’ın 100’üncü yılı nedeniyle kitabı bir kez daha okudum. 1991’de vefat eden Taşkent’in 1981’de yayınladığı kitabının bir sayfasında 20.07.1975’te yazdığı şu not var:

- Toplum moralinin olmadığı yerlerde uygarlık eksiktir, demokrasi öksüzdür. Kişisel moralin kökleri dinde, toplumsal moralin kökleri ise adalet, eşitlik ve özgürlüktedir. Ben, Atatürk’ü bizim tarihimizin en büyük moral yaratıcısı olarak bilirim.

Taşkent’in 16.01.1980, yani 24 Ocak kararlarından 8 gün önce yazdığı şu not dikkatimi çekti:

* 56-57 yıl önce (1922-1923) çalışma hayatına başladığım zaman devletin bütçesi 125 milyon liraydı. Toplam giderlerin yüzde 20’si dış borçlara, yüzde 23’ü kadarı ulusal savunmaya giderdi.

* Kişi başına yıllık gelir 50 liraydı. Yol, su, elektrik “yok” denecek kadar yetersizdi. Dışarıdan aldıklarımızın yüzde 70’i tüketim malıydı. Eğitim işlerimize yılda 6-7 milyon lira harcayabilirdik. 94 önemli işletmenin denetimi ve yönetimi yabancıların elindeydi.

* 1927 sanayi sayımında ülkede 256 bin işçi olduğu meydana çıkmıştı. 50 işçi çalıştıran atölye, büyük işyeri sayılırdı. Bankalardaki mevduat kişi başına 12-13 kuruştu.

* İşte Atatürk, böylesine yoksulluk ve darlık içinde olan bir millete diriliş, umut ve yarınlar için çalışma gücü vermiş bir liderdir. Bugünün yüksek potansiyeli içinde devlet gemisini batma tehlikesine uğratanları gördükçe üzülüyorum.

18.06.1980 tarihli notuna Ruşen Eşref Ünaydın’dan alıntıyla girdi:

- Atatürk bir gün bana, “Gizli iş gizli kalmaz” deyip, sürdürdü: “İyisi mi, her şey başından açık olsun, açık, açık...”

Taşkent, Atatürk’ün bu yaklaşımını şöyle irdeledi:

- Atatürk’ün Samsun’a çıktıktan sonra bütün yaptıkları, bu ilkeye bağlılığını ortaya koyar. Ulusal bir Meclis kurma çabası, ulusal işlerin açık bir tartışma ve karar organını yaratma isteğindendir. Her fırsatta halka gidişi ve halka hitap edişi, gizli kapaklı bir işi ve düşüncesi olmadığını göstermek içindir.

Atatürk’ün sofrasını da örnek gösterdi:

- Kendi sofrasını bir tartışma alanı haline getirmesi bile, özel hayatını halka açmaktır.

Ardından şu soruyu ortaya attı:

- Peki, ondan sonraki bunca gizli kapaklı işi kim öğretti bize? “Demokrasi açıklık rejimi” derken, neden bu kadar karanlıklar bastı etrafımızı?

Taşkent, 20.04.1948’de, Atatürk’ün vefatından 9.5 yıl sonra şu kısa notu kaleme aldı:

- Atatürk’ü övmek çok kolaydır.

- Eleştirmek de zor değildir.

- Çok zor olan, Atatürk’ü anlamaktır.

19 Mayıs’ın 100’üncü yılını kutlarken, geriye bakıp dersler çıkarsak, “zor olana” odaklansak...

 

ÇİFTÇİ, BÜYÜK TARIM ARAÇLARINI ORTAK KULLANMALI

KAZIM Taşkent, 11.04.1976 tarihli notunu dönemin Günaydın Gazetesi’nden alıntıyla oluşturdu:

- Gazetede Celal Bayar’la yapılmış bir konuşma vardı. Bayar, Atatürk’ün ekonomik kalkınma için “en ileri tekniklerle, en verimli çalışmalar”ı bağdaştırmanın şart olduğunu söylediğini anlatıyordu.

Bayar’la röportajdan Atatürk’ün şu yaklaşımının altını çizdi:

- Küçük toprak sahibi köylülere traktörü değil pulluğu uygun bulurum. Harman makinesi gibi büyük araçlar da köylüler arasında ortak olarak kullanılmalıdır.

Buradan şu dersi çıkardı:

- Kaynakları sınırlı bir toplum, elindeki imkanları en verimli biçimde kullanmalı, asıl amacının en kısa sürede ekonomisini iyileştirmek olduğunu aklından çıkarmamalı.

 

DEVLET EKONOMİK HAYATIN EN BÜYÜK BESLEYİCİSİDİR

 

Kazım Taşkent, 3 Mart 1974 tarihli notuna şöyle girdi:

- Paris’teki uçak kazası beni “devletçilik-özel teşebbüs-karma ekonomi” tartışmasını yeniden düşünmeye zorluyor.

Devletin hava yolu şirketine ait uçağın düşmesinin yarattığı havaya odaklandı:

- Şimdi devletin böyle işlerdeki başarısı ya da başarısızlığı tartışılacak. Oysa Atatürk konuya sağlam bir bakış açısı getirmişti. Memleket maddi varlık bakımından büyük bir yokluk içindeyken devlet ekonomik alanda da öncülük edecekti.

Ulusun toplu hizmetlerini görebilmenin devletin görevi olduğunu düşündü:

- Demir yolları, telefon, posta gibi pek çok alanda hizmeti devletin görmesi, devletçilik değil, devlet sorumluluğu idi.

Devletin ekonomideki özendirici ve öncü rolünün altını çizdi:

- Devlet kurar, işletir ve örnek olur. Özel teşebbüse devletin katkısı görmezden gelinemez. Devlet, ekonomik hayatımızın en büyük besleyicisidir. Devletin rolünü inkar etmek, Atatürk’ü iyi anlamamaktır.

 

X