"Ünal Çeviköz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ünal Çeviköz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ünal Çeviköz

Kuzey Kore ne istiyor?

Bu yıl dünyayı meşgul eden sorunlar arasında Kuzey Kore giderek yükselen bir eğri çiziyor. Bir yandan kıtalararası balistik füze teknolojisini ilerletmeyi, bir yandan da bu füzelere nükleer başlık takma denemelerini sürdüren Kuzey Kore tüm dünyayı tedirgin ediyor.

3 Eylül Pazar günü Kuzey Kore tahrip gücü yüksek bir hidrojen bombası imal ettiğini açıkladı. Bu açıklamadan birkaç saat sonra, ülkenin kuzeyinde daha önce nükleer denemelerin gerçekleştirildiği bir bölgede, yeryüzünden on kilometre derinlikte 6,3 kuvvetinde bir deprem sarsıntısının meydana geldiği ABD, Güney Kore, Japonya ve Çin yetkilileri tarafından açıklandı.

 

Bu gelişmenin hemen ardından Kuzey Kore basını bir hidrojen bombası denemesinin başarıyla gerçekleştirildiğini duyurdu. Çin kaynakları, birinci sarsıntıdan hemen sonra, aynı noktada bu defa 4,6 kuvvetinde bir sarsıntı daha tespit edildiğini, bunun da bir tür "artçı şok" olarak belirlendiğini açıkladılar. Japonya yaşanan bu patlamaların Kuzey Kore tarafından gerçekleştirilen altıncı nükleer deneme olduğunu belirtiyor.

 

Kuzey Kore elinde menzili yedi bin kilometreye kadar ulaşabilen kıtalararası balistik füzeler bulunduğunu ileri sürüyor. Bu mesafe, sadece geçtiğimiz ay gündeme gelen ve ABD toprağı olan GUAM'ı değil, aynı zamanda ABD'nin anakarası ve batı kıyılarını da Kuzey Kore'den atılacak füzelerin menzili içine sokuyor. Öte yandan, yapılan nükleer denemeler bu konuda tam anlamıyla somut bir veri oluşturmasa da, eğer Kuzey Kore'nin iddia ettiği gibi bu füzelere nükleer başlık yerleştirme teknolojisi de elde edilmiş ise, Kuzey Kore ABD'yi nükleer bir tehditle karşı karşıya bırakıyor.

 

Peki, bütün bunlar bir nükleer savaşa doğru yaklaştığımız anlamına mı geliyor? Kuzey Kore'nin lideri Kim Jong-un'un hedefi gerçekten böyle bir savaş çıkarmak mı? İşlerin bu kadar ileri bir safhaya varma tehlikesini ne kadar ciddiye almak gerekiyor?

 

Açıkçası, oldukça ciddiye almak gerekiyor, zira oyunun aktörleri bir yanda Kim Jong-un, diğer yanda da Donald Trump. İkisi de dikkatleri üzerlerine çekmekten ve ilgi odağı olmaktan zevk duyan şahsiyetler. Bu tür kişiliklerin ne kadar güvenilir ve öngörülebilir oldukları hakkında da maalesef kesin bir yargıya varmak güç. Her an beklenmedik bir karar verebilir ve dünyayı dehşete sürükleyebilirler.

 

Buna rağmen, yine de konuya "akıl ve mantık" kalıpları içinde bakmaya çalışmakta yarar var. Kim Jong-un, ABD'ye karşı böyle bir denemeye giriştiği takdirde ülkesinin ve kendisinin kısa sürede yok olacaklarını biliyor. Donald Trump'ın elinde iki olasılık var: ya rakibinin elindeki imkanları yok etmeyi deneyecek, ya da ilk darbeyi yedikten sonra topyekün karşılıkla Kuzey Kore'yi yok etmeyi...

 

Birincisi zor, zira Kuzey Kore elindeki füzeleri ülke toprakları üzerinde çok iyi gizlemeyi ve sürekli olarak bunların yerlerini değiştirmeyi becerebiliyor. Bu da hedefi bulmayı güçleştiriyor. İkincisi ise zaten nükleer caydırıcılığın temel felsefesini oluşturuyor: karşılıklı imhanın kesin olarak garanti edilmesi.

 

Kuzey Kore'nin son olarak denediğini ileri sürdüğü bombanın tahrip etkisinin ikinci dünya savaşında ABD tarafından Japonya'nın Nagasaki kentine atılan atom bombasından beş kat daha güçlü olduğu belirtiliyor. Dolayısıyla, karşılıklı nükleer bombaların atılması olasılığı tüm dünyayı ciddi bir tehditle karşı karşıya bırakıyor.

 

Tehlikeli, otoriter ve tüm dünyayı bu şekilde meşgul eden liderlerin asıl maksatlarının iktidarlarını sürdürmek olduğu, bunun için tehdit silahını kullandıkları, böylelikle kendilerini "saydırmak" ve "muhatap olarak kabul ettirmek" için uğraştıkları söylenir. Dünya barışı bu gibi şahsiyetlerden çok çekti, çekiyor.

 

Kim Jong-un da bu tür liderlerden biri. Uluslararası gözlemciler gerginliğin bir nükleer savaşa tırmanmasını aslında Kim'in de tercih etmeyeceğini, sadece kendi bölgesinde sözünün dinlenmesini sağlamaya uğraştığını dile getiriyorlar.

 

Kuzey Kore'nin asıl derdi ABD ile konuşabilmek, bölgedeki askeri dengelerde ABD'nin üstünlüğünü aşındırabilmek, mümkünse Güney Kore'deki askeri varlığını azaltmasına yol açabilmek. Bu hedeflere konvansiyonel silahlarla yaratılabilecek bir caydırıcılık ile ulaşmak mümkün değil, zira bunun kaybeden tarafının Kuzey Kore olacağı belli. Ama nükleer caydırıcılık, kullanılmaması halinde dahi önemli bir kaldıraç olarak işleyebiliyor ve karşı tarafı da belli koşullarda ikna etmeye yarayabiliyor.

 

ABD diyaloğu ve diplomatik yöntemleri denemeli mi? İnsanlığın topyekün bir felakete gitmesini önlemek için elbette denemeli. Bunun zayıflık, aşağılanma veya küçük düşme gibi bir sonuç doğuracağından korkmak sağlıklı bir düşüncenin ürünü olmaz. Aksine, kompleksli bir kafa yapısına işaret eder.

 

Kuzey Kore "tanınmak ve sayılmak" istiyor. Yöntemi yanlış da olsa, dikkate almak gerekiyor. Ancak bundan sonra nükleer silahların yayılması anlaşmasını daha ciddi uygulamak, yeni Kuzey Kore'lere izin vermemek gerekiyor.

X