"Ünal Çeviköz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ünal Çeviköz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ünal Çeviköz

Kristof Kolomb gibiyiz  

Kristof Kolomb Avrupa kıtasının kıyılarından Atlantik Okyanusuna açılarak batıya doğru gidip Hindistan'a varmayı hedefliyordu. 525 yıl önce bugün, 12 Ekim 1492'de Kuzey Amerika civarına vardığı söylenir.

Kolomb o tarihte yeni bir kıta keşfettiğini bilememiş, ilk ulaştığı kara olan adalara da Batı Hint Adaları adını vermiştir. Kolomb'un bilmeden keşfettiği Amerika kıtasında 12 Ekim tarihi  ona duyulan saygıyı sembolize eden bir anma günü olarak "Kolomb Günü" adıyla kutlanır. (Amerika kıtasına ilk varan ve  keşfedenlerin 11. Yüzyılda Vikingler olduğu kanıtlanmış bilgidir. Bunu da bu vesile ile kayda geçelim.)

 

Kolomb'un bilmeden yaptığı "keşif"in üzerinden 525 yıl geçmesine rağmen Türkiye hala Amerika'yı tanıyamamanın dayanılmaz hafifliği içinde kıvranıp duruyor. Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin çok uzun bir geçmişi yok. İkinci Dünya Savaşı ertesinde Türkiye'nin jeopolitik ve jeostratejik önemini iyi kavrayan ABD ile Kore savaşında daha yakın bir tanışıklık içine girmişiz. 1952 yılında NATO üyesi olmamızla birlikte de Türkiye-ABD müttefiklik ilişkileri gelişmeye başlamıştır.

 

Bugün son yaşanan vize krizi nedeniyle Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin tarihinin en kritik döneminden geçiyoruz. Neden? Zira ne Vaşington'da Türkiye'ye karşı güven kaldı, ne de Ankara'da ABD'ye karşı. Bu karşılıklı güven bunalımı neredeyse yetmiş yıllık bir müttefiklik ilişkisinin ciddi şekilde sarsılmasına yol açıyor. Son yıllarda her önümüze gelen ülke ile içine girdiğimizi ileri sürdüğümüz "stratejik ortaklık" kavramını eskiden sadece ABD için kullanırdık. Artık en az ABD için kullanır olduk.

 

2009-2013 yılları arasında ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak görev yapan, 2013-2015 yılları arasında da Beyaz Saray'da Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Körfez'den sorumlu koordinatör sıfatıyla Başkan'ın özel danışmanlığını yapan Philip Gordon, Financial Times gazetesinde bu hafta başında yazdığı bir makalede "Türkiye'nin artık eski tanıdığı Türkiye olmadığını" dile getiriyor. Phil Gordon Türkiye'yi iyi tanıyan, Dışişleri Bakanlığı'mızın da birçok üst düzey diplomatını, eski Bakanları tanıyan önemli bir Amerika'lı diplomattır. Gordon'un Türkiye hakkındaki gözlemleri ABD'den Türkiye'ye bakışı anlamaya yetiyor.

 

Gordon'un yazısında Türkiye'de ABD karşıtlığının yüzde 72'ye ulaştığı dile getiriliyor. Türkiye'de yapılan kamuoyu araştırmalarında da farklı bir bulgu yok. Yazık ki, Türkiye toplumu içinde ABD aleyhtarlığı kışkırtıldıkça bu oran artıyor ve iki halk arasındaki uzaklık giderek açılıyor.

 

Bugün başta Suriye'de olmak üzere ABD ile Türkiye arasında Ortadoğu coğrafyasının sorunları hakkında önemli görüş farklılıkları var. Buna rağmen, son vize sorununun ABD'nin Türkiye hakkındaki peşin hükümlerinden kaynaklandığını, Türkiye'nin Suriye'de İdlib eyaletinde çatışmasızlık bölgesi kurulmasına katkıda bulunduğu için bu şekilde "cezalandırıldığını" ileri sürmek gerçekten fahiş bir çıkarsama olur. Kaldı ki, İdlib ile ilgili olarak Özgür Suriye Ordusu'nun Suriye topraklarına ilk adımlarını atmasını müteakip ABD Savunma Bakanlığı Pentagon'dan yapılan açıklamada "Türkiye'nin Suriye'de çatışmasızlık bölgelerine katkıda bulunması ve kendi güvenliği için Suriye'de terörle mücadele etmesi"nin takdirle karşılandığı vurgulandı.

 

Türkiye'nin Suriye'de izlediği ve Astana süreciyle başlayan çatışmasızlık bölgelerine katkı yapma politikası ABD tarafından destekleniyor. Esasen, aynı çatışmasızlık garantörlüğü işlevi ABD tarafından da, Suriye'nin güneyinde Ürdün sınırına yakın Deraa bölgesinde Rusya ile birlikte sürdürülüyor. Yani, Suriye'de rejim ile muhalefet güçleri arasındaki çatışmaların önlenmesi, IŞİD ve diğer terör örgütlerine karşı ortak mücadele verilmesi güneyde ABD ve Rusya, kuzeyde Türkiye ve Rusya işbirliği ile gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla, ABD'nin "Türkiye neden Rusya ile işbirliği yapıyor?" gibi zorlama bir soru üreterek bu soruya "Türkiye'nin ekseni kaydı" diye zorlama bir yanıt vermesi de gerçeklerle uyumlu bir çaba olarak görünmüyor.

 

ABD'de Türkiye'nin son yıllarda hukuk devleti ilke, prensip ve uygulamalarından ciddi biçimde uzaklaşıldığı algısı var. Sadece ABD'de değil, bu ilke, prensip ve uygulamalara evrensel ölçüler doğrultusunda bakan ve önemseyen tüm müttefiklerimizde aynı algı var. Türkiye'nin bu algıyı düzeltmesi gerekiyor. Bu algı düzeltilmedikçe, Türkiye'nin evrensel değerlerden uzaklaştığı izlenimi artacaktır. Philip Gordon'un da vurguladığı gibi, Türkiye'nin hızla bir Ortadoğu ülkesi olma yolunda ilerlediği düşüncesinin değişmesi de mümkün olmayacaktır.

 

Bu değişikliğe neden mi ihtiyaç var? İhtiyaç var, zira Ortadoğu'da komşumuz olan bütün ülkeler Türkiye'yi bir Batı ülkesi olarak görüyor ve onun gibi olmaya öykünüyorlar. Öyle olmadığını anladıkları zaman onların gözünde de Türkiye'nin bir çekiciliği  kalmayacak.

X