"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Şimdiki zaman 'ET'si

Steven Spielberg’in Roadl Dahl’ın romanından uyarladığı ‘The BFG’, yetim bir kızla iyi yürekli bir devin dostluğunu anlatıyor. ‘E.T.’vari bir yapıda ilerleyen film, anlatım ve içerik olarak demode olsa da, görselliğiyle ilgi çekiyor.

Önce ‘Savaş Atı’ ve ‘Lincoln’, ardından da ‘Casuslar Köprüsü’ gelince ve kendi ifadeleriyle “Artık asıl ilgi alanım tarih” deyince, 70’inden sonra başka sularda yüzüyor sanmıştık ama ‘The BFG’yi (‘The Big Friendly Giant’) izleyince anladık ki Steven Spielberg’ın içindeki çocuğu öldürmeye niyeti yok! Hoş, zaten ‘İnsan yaşlanınca çocuklaşır’ diye de bir genelleme var. Yani sözün özü Amerikan sinemasının heyecanını asla yitirmeyen üretken ismi yeniden huzurlarımızda ve yine bize ‘E.T.’ günlerinden kalma bir öykü anlatıyor.

Klasik senaristi Melissa Matheson’ın da bir tür vasiyet çalışması (malum, kendisini geçen yıl kaybetmiştik, zaten film de Matheson’a adanmış) niteliğindeki ‘The BFG’, karanlıkla fazla flört eden romanlarıyla bilinen Galli yazar Roadl Dahl’ın bir kitabından uyarlanmış. ‘Charlie’nin Çikolota Fabrikası’, ‘Dev Şeftali’ ve ‘Matilda’ gibi yapıtlarıyla tanıdığımız Dahl’ın bu çalışması yetimhanede kalan Sophie adlı bir kızla ‘Devler Ülkesi’nden gelen ama insanları yemeyen bir devin dostluğu üzerine kurulu.

 

GİRİŞTEKİ GİZEM ETKİLEYİCİ

 

Sophie, başlarda bir Charles Dickens karakteri gibi görünse de, iyi yürekli dev tarafından fark edilip varlığını kamuoyuna açıklamaması için kaçırılınca film asıl ruhunu buluyor. Gittikleri yerdeki diğer devler, ‘fasulye’ olarak adlandırdıkları insanları yerken Sophie, giderek boyut ve yaklaşım olarak farklı bir yapıya sahip olan devin hayatında önemli bir unsura dönüşüyor.

 

‘The BFG’, Spielberg filmografisi içinde özellikle ‘E.T.’ çizgisine sahip bir film. İnsanlığın saf bir temsilcisi, benzer şekilde kötülüklerden arınmış ‘Öteki’yle sıkı bir dostluğu paylaşıyor. Sophie’nin, devin evindeki ilk anları ‘Jack the Slayer Giant’taki kimi sahneleri andırıyor. Rüyalar âlemindeki gezinti de ‘Hook’taki bazı kadrajları akla getiriyor. Yer yer Tim Burton tadı da taşıyan ‘The BFG’, geride genel çizgileri itibariyle naif bir çocuk masalı tanımından öteye bir şey bırakmıyor. Kuşkusuz büyükleri bu filme çekebilecek unsur görselliği olabilir. Gerçekten de çoğu bilgisayar yardımıyla yaratılmış birçok sahne görsel açıdan etkileyici ama bütün bunların oyalayıcılığı da bir yere kadar. Girişteki gizem, ‘Devler Ülkesi’ndeki ilk anlar vs. belli noktalara kadar sürükleyici ama sonrasında hikâye demode limanlara uğruyor ve film sadece görselliğiyle ayakta kalmaya çalışıyor. Devin, Buckingham Sarayı’nda Kraliçe’yi ziyareti de bir nebze oyalayıcı ve yer yer komik. Oyunculuklara gelince: Spielberg, ‘Casuslar Köprüsü’nün kadrosunda da yer alan (ve sonrasında performansı Oscar’la ödüllendirilen) Mark Rylance’a bu kez dev rolünü vermiş. Minik Sophie’de de Ruby Barnhill gelecek vaat eden bir performans ortaya koyuyor.
Sonuç? Özellikle İngiliz eleştirmenlerin çok beğendiği ‘The BFG’, nedense bana bir nebze çekici ama Spielberg açısından son zamanlardaki en sıradan işi olarak geldi (kim bilir, İngilizler sonuçta kendi edebiyatları içinde gördükleri Dahl’ın yeni bir uyarlaması olarak bu filme özel ilgi
göstermiş olabilirler).

Şimdiki zaman ETsi

The BFG

Yönetmen: Steven Spielberg

Oyuncular: Ruby Barnhill, Mark Rylance, Penelope Wilton, Rebecca Hall, Bill Hader, Jermain Clement, Rafe Spall ABD yapımı

 

MARANGOZDAN ‘SUİKASTÇI’ YARATAN KARANLIK


Geçmiş zaman işleri arasında en çok Adolf Hitler’in son günlerine odaklanan ‘Çöküş’le (‘Der Untergang’) tanınan Oliver Hirschbiegel, ‘Diktatör’le olan hesaplaşmasını bitirmemiş olacak ki (!) yine aynı sulara dönüyor. Lakin bu kez gezindiği alan ve zaman dilimi, hikâyenin önceki adımları... Malum, Hitler’e karşı yapılan en önemli suikast olarak ‘Valkyrie Operasyonu’nu biliriz. Hirschbiegel ‘Hitler’e Suikast’ (‘Elser’) adlı bu son çalışmasında 1944’te Albay Claus von Stauffenberg yönetimindeki bir grup Nazi subayıyla gerçekleştirilen ve başarılı olamayan ‘Valkyrie’ öncesi az bilinen bir eyleme dikkat çekiyor. Film, 1939’da Georg Elser adlı bir marangozun gerçekleştirdiği ve 13 dakikayla ‘Führer’in kurtulduğu suikastı perdeye taşıyor. ‘Hitler’e Suikast’ sadece eylemi değil, perde arkası gelişmeleri ve sonrasını da seyircisiyle paylaşıyor.

 

 

13 DAKİKAYLA KAÇAN FIRSAT!

 

Kısaca öykü dersek: Kendi halinde bir marangoz olan Georg Elser, Nazilerin yükselişiyle birlikte toplumdaki kutuplaşmayı ve giderek hayatlarındaki eski sakin günlerinden kanlı ve intikam dolu vahşi bir geleceğe doğru yol alışı fark ediyor. Çözümü de, bütün bunların sebebi olarak gördüğü Adolf Hitler’e karşı suikast girişiminde bulunmakta görüyor. Bu iş için de Münih’teki Bürgerbraukeller Biraevi’ndeki kongrenin uygun bir fırsat olduğunu düşünerek harekete geçiyor. Kimi kayıplara rağmen Hitler mekânı 13 dakika erken terk etmesiyle eylem hedefini bulmuyor. Elser sonrasında yakalanıyor ve Nazilerce, “Arkanda hangi örgüt vardı?” sorusuna cevap aramak üzere işkence edilerek sorgulanıyor. Elser ise mühendislik açısından üst düzeyde tasarlanmış eylemi sadece kendisinin planladığını, örgütlü hareket etmediğini kanıtlamak için uğraşıyor.Film, zaman zaman Elser’in geçmişine uzanarak dönemin sosyolojisini ve Nazizm’in Alman toplumundaki yükselişini de perdeye taşıyor. ‘Çöküş’ü kimileri “Führer’e şefkatli davranıyor ve bir büyük ‘Katil’i insanileştiriyor” şeklinde eleştirmişlerdi. ‘Hitler’e Suikast’ bu açıdan bence tartışmaya mahal vermiyor. Öte yandan film, bu tür olası tehlikelerde çözüm Elser’in yaptığı gibi olabilir mi, yani meseleyi silahlı çözümle yok etmek bir seçenek midir gibi dertlerin peşinde de koşmuyor. Sadece bir dönemi ve kimilerince ‘Bir Alman kahramanı’ olan tam adıyla Johann Georg Elser adlı bir marangozun hikâyesini sade ama etkileyici bir öyküyle perdeye taşıyarak kendince tarihe not düşüyor. Kaçırmayın derim...

 

Şimdiki zaman ETsi

HİTLER’E  SUİKAST

Yönetmen: Oliver Hirschbiegel

Oyuncular: Christian Friedel, KatharinaSchüttler, Burghart Klaubner, Felix Eitner, Rudiger Klink Almanya yapımı

 

YİNE ÇOK ÂLAMETLER BELİRİYOR...

Portföyündeki en etkileyici çalışma olan ‘Sığınak’ta (‘Shelter’), bir tür ‘Kıyamet âlemetleri’ne soyunan, seyircisine de zorlu ve sinemasal açıdan etkileyici bir deneyim sunan Jeff Nichols, bir sonraki filmi ‘Mud’da adeta modernize edilmiş bir Tom Sawyer çalışmasıyla karşımıza çıkmıştı. Son adımı ‘Midnight Special’ ise tuhaf bir karışımın eseri...

 

Önce kısaca konu diyelim: Joy, bir tarikatın elinde bulunan ‘özel yetenekler’e sahip oğlu Alton’ı, yakın arkadaşı Lucas’la birlikte kaçırır. Peşlerinde eyalet polisi; üçlü eski tip bir arabayla Teksas’dan Louisiana’ya uzanan bir yolculuğa çıkar...

 

Kimi çatışma sahneleri itibariyle sağlam bir gerilim ve aksiyon tadı verse de ‘Midnight Special’, özünde en çok Spielberg’in ‘Üçüncü Türle Yakınlaşmalar’ıyla yakınlaşıyor. Film boyunca doğaüstü güçlere sahip Alton’ın bir Mesih mi, bir uzaylı mı ya da ‘Omen’vari bir varlık mı olduğu sorusu, seyircinin zihnini meşgul ediyor ve bu bence filmin hanesine artı yazılacak unsurlardan birine dönüşüyor. Sonuçta yine yer yer dinsel öğretilerden besleniyormuş gibi görünen bir öykü anlatıyor Nichols. Tıpkı ‘Sığınak’ gibi ‘Midnight Special’ da kulak kabartmaya değer bir çaba. Artık yönetmenin klasik oyuncusuna dönen Michael Shannon’ın yanı sıra Joel Edgerton ve Kirsten Dunst kadronun öne çıkan isimleri. Son dönemin yükselen aktörü Adam Driver da iyi niyetli devlet görevlisi (NSA ajanı) rolünde yine kısa ve etkileyici bir kompozisyon ortaya koyuyor. ‘Benim Komşum Bir Melek’ten de hatırladığımız Jaeden Lieberher de Alton’da gayet iyi.

 

Jeff Nichols, Amerikan sineması kanadında bence kuşağının dikkate değer en önemli yönetmenlerinden. ‘Midnight Special’ da bu saptamayı destekler bir çalışma olmuş. Kaçırmayın derim. 

 

Şimdiki zaman ETsi

 

MIDNIGHT SPECIAL

Yönetmen: Jeff Nichols

Oyuncular: Michael Shannon, Joel Edgerton, Jaeden Lieberher, Kirsten Dunst, Adam Driver, Sam Shepard / ABD yapımı

DİĞER SEÇENEKLER

Bu haftanın mönüsünde yer alan diğer yapımlar ise şöyle: ‘Arınma Gecesi: Seçim Yılı’ (Yön: James DeMonaco), ‘Üç Harfliler 3: Karabüyü’ (Yön: Alper Mestçi), ‘Bir Kadın + Bir Erkek’ (Yön: Claude Lelouch), ‘Babaannem’ (Yön: Serkan Özarslan) ve haftanın tek animasyon seçeneği olan ‘Küçük Şövalye Trenk’ (Yön: Anthony Power).

X