"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

‘Satıcı’ yine ölecek mi?

‘Bir Ayrılık’ ve ‘Geçmiş’ gibi filmleriyle dikkat çeken İranlı yönetmen Asghar Farhadi, son çalışması ‘Satıcı’da başlarına gelen bir olayla dengesi bozulan genç bir çiftin ahlaki ve vicdani hesaplaşmalarını anlatıyor.

Vakti zamanında da yazmıştım; Batı sinema entelijansiyası biraz oryantalist refleksler, biraz ‘öteki’ni de tanıma çabası ama çokça da kendi kaynaklarını tüketmenin ardından aradığı yeni sesler ya da yeni ruhları önce ‘Uzakdoğu’, sonra da ‘İran sineması’nda bulmuştu. Özellikle Çinli yönetmenlerin göz kamaştırdığı ve hikâyenin yanı sıra görselliğin de ön planda olduğu ‘Uzakdoğu cephesi’nin aksine ‘Komşu’nun sinemasına sakin ve minimalist bir üslup hâkimdi. Abbas Kiarostami, Cafer Panahi, Behram Beyzai, Majid Majidi, Mohsen Makhmalbaf gibi yönetmenlerin sürüklediği ve genel olarak ‘İran Yeni Dalgası’ olarak adlandırılan hareket, bir anlamda ivmesini kaybetmişken heyecan katan yeni bir isme tanıklık ettik. Asghar Farhadi, ‘Elly Hakkında’ (‘Darbareye Elly’) adlı filmiyle dikkat çekmişti ama asıl çıkışını ‘Bir Ayrılık’la (‘Jodaeiye Nader az Simin’) yaptı. Berlin’den ‘Altın Ayı’yla dönen bu filmin ardından bu kez öyküsü Fransa’da geçen ‘Geçmiş’i (‘Le passé’) izledik İranlı yönetmenden. Genel olarak akıcı bir üslupla kişisel tercihler üzerinden ahlak ve vicdan meselelerine odaklanan ve son derece iyi yazılmış senaryolardan çekilen filmlerdi bunlar.

Farhadi’nin, geçen çarşamba açıklanan Oscar listesinde ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ dalındaki beş adaydan biri olan son çalışması ‘Satıcı’ (‘Forushande’), bu hafta salonlarımıza uğruyor. Film, genç bir çiftin başlarına gelen bir olay sonucu dengelerini kaybetmeleri üzerine gelişen bir öyküye sahip. Önce kısaca özet: Tiyatroyla amatörce ilgilenen Rana ve Emad çifti, oturdukları apartman, yandaki inşaattan dolayı büyük bir hasar görünce yeni bir yer aramaya başlar. Çok geçmeden, sahneledikleri oyunda rol alan arkadaşlarının tavsiye ettiği bir evi tutarlar. Lakin evin önceki kiracısı olan kadının ilişkileri çok geçmeden kendilerine sorun olarak döner. Emad’ın evde olmadığı bir zamanda, kapıyı yanlışlıkla açan Rana’nın başına gelenler, çift için gerilimli bir sürecin başlangıcı olacaktır.

Adını, Rana ve Emad’ın sahneye koydukları, Arthur Miller’ın ünlü klasiği ‘Satıcının Ölümü’nden alan bu son filminde Farhadi, yine hayatın kendilerine çizdiği yeni pozisyonlarda vicdani ve ahlaki ikilemlere giren ve bu aşamalarda iç dengeleri bozulan bireylerin portrelerine soyunuyor. Belki akış anlamında şu türden bir farkı var ‘Satıcı’nın: Hikâye başlarda sakin ilerlerken, Rana -yaşadığı olay sonucu doğaldır- fiziksel olduğu kadar psikolojik olarak da örseleniyor. Ama asıl problemler Emad’ın cephesinde yaşanıyor. Karısının olayı polise götürmemesi, ardından içini kemiren şüphe aslında bir öğretmen olan genç kocanın hem öğrencileriyle olan ilişkilerini sekteye uğratıyor hem de bir noktadan sonra öykü dedektifvari bir hal alıyor. Emad, eldeki tek ipucu olan bir kamyonet üzerinden zorlu bir sürek avına soyunuyor.

BU KEZ ERKEKLER SUÇLU!

Bence ‘Satıcı’nın bir başka farklı noktası da var. Farhadi sinemasını çok seven ve önemseyen biri olmama rağmen, önceki iki filmine bakıldığında, anlatılan öykülerin bilinçaltında sanki yaşanan problemlerin arkasında kadınların olduğuna dair refleks olduğunu düşünürüm hep. Açmak gerekirse ‘Bir Ayrılık’ta kocasının, alzheimer’lı babasına olan düşkünlüğüne ve şefkatine bir anlamda karşı çıkan ve geleceklerini yurtdışında arayan Simin’le ‘Geçmiş’te gurbet eldeki iki İranlıyı birbirine düşüren Marie karakterleri, bu bakışın soyuttaki tezahürleridir. ‘Satıcı’da ise sanki bir noktaya kadar bu refleks korunuyor gibi gözüküyor ama nihayetinde Farhadi, bence ilk kez her türlü suçun ve günahın vebalini erkeğe, onun şehvet düşkünlüğüne, yalancılığına yüklerken ‘İyi aile babası’ portresinin ardındaki sırları kazıyor. Bir anlamda ‘orta sınıf ahlakı’nı sorguluyor.

‘Satıcı’ yine ölecek mi

Performanslardan kısaca bahsedersek: ‘Elly Hakkında’da Farhadi’yle çalışan Taraneh Alidoosti’nin Rana’da, Shahab Hosseini’nin de Emad’da parladığı filmde çiftin oyuncu dostları Babak’ta da Babak Karimi’yi (ki o da ‘Bir Ayrılık’ta da oynamıştı) izliyoruz. ‘Satıcı’, Farhadi’nin önceki iki filmi gibi sarih ve akıcı değil, nispeten daha sert köşelere sahip; finali de yıpratıcı ama yine de insan doğasına ilişkin dertleri ve bu dertleri aktaran iyi bir metne sahip senaryosuyla dikkate değer bir çaba. Kuşkusuz Miller’ın oyununa ve kahramanları Willy ve eşi Linda Loman’ın öyküsüne hâkim izleyici, Emad ve Rana üzerinden yapacağı kıyaslamalarla filmden daha fazla zevk alacaktır.    

SATICI

Yönetmen: Ashgar Farhadi
Oyuncular: Shahab Hosseini, Taraneh 
Alidoosti, Babak Karimi, Mina Sadati, 
Farid Sajjadihosseini / İran yapımı

 

BUNUN NERESİ KOMEDİ?

Osmanlı döneminde bir Anadolu köyü... Erkekler 19 yıl önce savaşa gitmiş ve kendilerinden bir daha haber alınamamıştır. Geride kalan kadınlar, artık yeni bir hayat kurmak istemekte ama sorunlarına çare üretememektedir. En nihayetinde hemşerileri olan vezire bir mektup yazarak yardım isterler. Vezir, emrindeki kıdemli memur Müstesna’ya, ahaliden ‘güçlü-kuvvetli’ beş kişi bularak köye gitmesini ve meseleyi çözmesini söyler. Ayrı etnik kökenden seçilen beş kişi, vatan için savaşacaklarını sanarak yola çıkarlar. Köydeki kadınlar ise gelecek erkekler heyetini heyecanla beklemektedir.

CİNSİYETÇİ BAKIŞ AÇISI

Mahsun Kırmızıgül imzalı ‘Vezir Parmağı’nın konusu kısaca böyle. Komedi iddiasıyla çekilen bu filmin doğrusu hedefine vardığını söylemek zor. Öte yandan hedefin ne olduğunu anlamak da zor. Gittikçe muhafazakârlaşan bir toplum modeli içinde cinsellik etrafında inşa edilmeye çalışılan metin (ki senaryoyu da Kırmızıgül kendisi kaleme almış), başlarda en azından kâğıt üzerinde cesur gibi duruyor.

Ama film ilerledikçe anlıyorsunuz ki, ortada bir cesaret alan yok, aksine alabildiğine cinsiyetçi, kadını sadece cinsel meta olarak gören, demode, erkekliği yücelten bir mantığın ifadesi var. Kırmızıgül, “İyi ama ben bunları komedi olarak yaptım” diyorsa bu daha da kötü, çünkü bu çabanın üstesinden gelinememiş hem de filmde komedi falan yok. Az biraz görsellik ve kostüm tasarımı açısından özenilmiş, bu yanıyla belki estetik açısından farklı olmaya çalışılmış ama temel olarak ‘Recep İvedik’ mantığının ambalajlanmış ve geçmişe taşınmış haliyle karşı karşıya olduğumuzu
söyleyebiliriz.

Bir de şu çaba var; ‘Vezir Parmağı’, Arzu Film ekolünden çıkmış kimi yapıtların ruhundan ve izinden gitmeye çalışmış. Kimi kadrajlar ve hava, ‘Şekerpare’, ‘Gulyabani’, ‘Tosun Paşa’ ve dahi ‘rahmetli’ Atıf Yılmaz’ın ‘Değirmen’ini hatırlatıyor ama sadece görüntüler düzeyinde, yoksa içerik açısından bu filmlerin yanından dahi geçmiyor. Bu arada bir zamanlar tıpkı ‘Yeni Pele’, ‘Yeni Maradona’ ve de ‘Yeni Zidane’ları arar gibi sinemamız dahili içinde birtakım isimler üzerinden ‘Yeni Yılmaz Güney olabilir mi?’ sorusu sorulurdu.

‘Satıcı’ yine ölecek mi

YILMAZ GÜNEY’DEN ERTEM EĞİLMEZ’E

Bu sorulardan birinin muhatabı da hatırladığım kadarıyla Mahsun Kırmızıgül’dü. ‘Vezir Parmağı’nı izlediğinde insan, ‘Yeni Yılmaz Güney’likten vazgeçilip ‘Yeni Ertem Eğilmez’lik arayışına girilmiş diye düşünüyor. Karakterlerin de genel bir hâkimiyet arz etmediği, bu yüzden oyunculuk performansları üzerinden (belki bir nebze ‘üçkâğıtçı kadı’ rolündeki Rana Cabbar’ın öne çıktığını söyleyebiliriz) yazıp çizmeye mahal vermeyen filmde,
ne fikirsel ne de komedi açısından pek bir şey bulamıyoruz.

Sonuç olarak sezonun vasat altı yapımlarından biri olmuş ‘Vezir Parmağı’.   

Vezir Parmağı
Yönetmen: Mahsun Kırmızıgül
Oyuncular: Ali Sürmeli, Yasemin Yalçın, Peker Açıkalın, Ece Uslu, Gülben Ergen, Rana Cabbar, Selim Bayraktar,
Mahsun Kırmızıgül
Türkiye yapımı

AKSİYONA ‘NEYMAR KATKISI’

Günümüz sinemasında bir yıldız oyuncunun birkaç tane ‘özel’ forması olmalı ve birini çıkarıp ötekini giymeli ki, hayranları da “Yeter artık, hep aynı rol” diye sıkılmasın! Bu durumun kapısını ilk olarak Sylvester Stallone aralamıştı, bir ‘Rocky’yle yoluna devam ederken araya ‘Vietnam gazisi’ John J. Rambo’yu alıyor ve ‘İlk Kan’ sürekli akmaya devam ediyordu. Bu türden bir girişimin şimdiki zamanlardaki en faal temsilcisi de Vin Diesel. Amerikalı aktör daha çok ‘Hızlı ve Öfkeli’ ekibinin üyesi, arada bir ‘Riddick Günlükleri’ serisinde forma giyiyor; bu haftadan itibaren salonlarımıza uğrayan ‘Yeni Nesil Ajan: Xander Cage’in Dönüşü’yle (‘xXx: Return of Xander Cage’) birlikte kariyerdeki üçüncü seriye “Merhaba” diyor.

Bu ikinci adımda, ekstrem sporlarla uğraşırken hükümet adına çalışan bir elemana dönüşen ‘xXx’ namlı Xander Cage, artık etraftan el ayak çekip Dominik’te maç izlemek isteyen yerel halk için şifre kırmak gibi işlerle uğraşırken yeniden göreve çağrılıyor. Çünkü eski patronu Gibbons öldürülmüştür ve Dünya, uzaydaki uyduları düşürüp yeni sorunlar çıkaran bir grubun tehdidi altındadır. Üstelik ortalık yeni ‘xXx’ ajanları kaynıyordur.

D. J. Caruso imzalı ‘Yeni Nesil Ajan: Xander Cage’in Dönüşü’, muhteviyat açısından bir tür ‘Hızlı ve Öfkeli-Yan hikâye’ şeklinde gelişiyor ve ‘full aksiyon’ içeriyor. Filmde araba takip sahneleri, düşen uçak, dev dalgalarda mücadele gibi günümüz aksiyon sinemasının klişelerine bolca rastlamanız mümkün, belki türe kattıkları tek bir yenilik var; Barcelona’lı Neymar’ın futbol yetenekleriyle meseleye dahil olması... 

Kadrosunda Vin Diesel’in yanı sıra Danimarka doğumlu Hint asıllı model Deepika Padukone, ‘Ip Man’den hatırladığımız ve en son ‘Rogue One’da izlediğimiz Donnie Yen, ‘Game of Trones’un Sandor The Hound’ Clegane’i Rory McCann, Çinli yıldız Kris Vu gibi isimleri barındıran filmde Samuel L. Jackson ve Ice Cube, ‘Ustalara saygı’ kabilinden yer alıyor. Toni Collette de kariyeri için yeni bir sayfa açıyor ve CIA yöneticisi
oluyor.

Sonuç; kimi anları itibariyle eğlenceli bir aksiyon arıyorsanız, ‘Yeni Nesil Ajan: Xander Cage’in Dönüşü’ uygun bir seçenek  olabilir.

 ‘Satıcı’ yine ölecek mi

DİĞER SEÇENEKLER

Haftanın diğer seçeneklerine gelince: Farren Blackburn’un yönettiği gerilim filmi ‘İçeride’de (‘Shut In’) başrolleri Naomi Watts, Jacob Tremblay, Oliver Platt ve Charlie Heaton paylaşıyor. Viktor Andrenko ve Manuk Depoyan ikilisinin imzasını taşıyan ‘Cesur Kahraman: Ejderha Büyüsü’ (‘The Dragon Spell’) ise miniklere seslenen bir animasyon.

ELEŞTİRMENLER ZİRVESİ Türkiye’nin en iyi sinema yorumcuları haftanın filmlerini değerlendiriyor...

‘Satıcı’ yine ölecek mi

X