"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Sadece ‘Efsaneler’le maç kazanılmaz…

Anthony Hopkins ve Ben Kingsley gibi iki efsaneyi bir araya getiren ‘Otoban’, gösterişli aksiyon sahnelerine karşın vasatı aşamıyor. Film, Amerikalı genç bir oto hırsızının aşkı için büyük bir soyguna katılmasını anlatıyor.

1995 tarihli ‘Heat’, sinematografik özelliklerinin yanı sıra, Robert De Niro ve Al Pacino gibi iki efsaneyi bir arada barındıran o ünlü sahnesiyle hafızalara kazınmıştır. Michael Mann’in yapıtını izlediğinizde filmin önemli bir hatırlatmada bulunduğunu fark ediyordunuz, o da şuydu; maharet sadece bu tür çizgiüstü oyuncuları bir araya getirmek değildir, onları seyirciyle doğru dürüst hikâyelerin içinde buluşturmak gerekir...

Haftanın seçenekleri içinde yer alan ‘Otoban’ (‘Collide’), tam da bu meselenin açığa çıktığı bir film olmuş. İngiliz yönetmen Eran Creevy’nin imzasını taşıyan yapım, kadrosunda Anthony Hopkins ve Ben Kingley gibi iki devi barındırıyor ve üstelik, filmde tıpkı ‘Heat’te olduğu gibi devasa aktörleri karşı karşıya getiren sahnelerden iki adet var ama nafile; öykü ve işlenişi o kadar vasat ki, ‘Otoban’ın zihinlere kazınması çok zor.

Sadece ‘Efsaneler’le maç kazanılmaz…

OTOBAN

Yönetmen: Eran Creevy

Oyuncular: Nicholas Hoult, Ben Kingsley, Anthony Hopkins, Felicity Jones, Marwan Kenzari, Erdal Yıldız

İngiltere-Almanya-Çin ortak yapımı

Önce kısaca konuyu özetleyelim: Amerikalı genç araba hırsızı Casey, ülkesinden uzakta Almanya’nın Köln şehrinde küçük çaplı işler peşinde koşmaktadır. Bir barda âşık olduğu Juliette’in sağlık sorunlarının baş göstermesiyle ameliyat parası için hedef büyütür ve Türk mafya lideri Geran adına, İngiliz uyuşturucu satıcısı Hagen’in sahibi olduğu bir TIR’dan mallarını çalmak için
harekete geçer.

Sadece ‘Efsaneler’le maç kazanılmaz…

‘PSİKOPAT TÜRK’ BEN KINGSLEY

Vakti zamanında yabancı bir eleştirmen Keanu Reeves’li ‘Speed’ filmi için, “Yavaşladığında her şeyin çok bildik olduğu anlaşılıyor” türünden bir cümle kullanmıştı. ‘Otoban’ hızlandığında bile bildik olmaktan kurtulamıyor. Yönetmen işi süratle halletmeye çalışsa da taşlar yerine oturmuyor. Mesela Casey’nin kendisine sıkılan binlerce kurşundan kurtulmayı başarmasını film, kendi hengâmesi içinde bile açıklamaktan uzak; insan bu sahneleri izlerken “Bu kadarı da olmaz” diyor. Geran rolündeki Ben Kingsley’nin arada bir Türkçe ‘Allahım’, ‘Yallah yallah’, ‘Si... et’ gibi sözcükleri kullandığı ve ‘Psikopat Türk’ olarak anıldığı filmde, Tunceli doğumlu oyuncu Erdal Yıldız da ‘tetikçi’ Rainer rolünde karşımıza geliyor. Son dönemin öne çıkan iki ismi Nicholas Hoult ve Felicity Jones da öykünün âşık çifti Casey ve Juliette’i canlandırıyor.

Sözün özü ‘Otoban’, kayda değer kadroya karşın vasat bir aksiyon olmanın ötesine gidemiyor.

Sadece ‘Efsaneler’le maç kazanılmaz…

DAVID LYNCH: YAŞAM SANATI

Yönetmenler: Jon Nguyen, Rick Barnes, Olivia Neergaard Holm

ABD-Danimarka yapımı

 

SANAT BENİMLE YÜRÜR...

Vakti zamanında ‘Mulholland Drive’ vesilesiyle yazdığım eleştiride de altını çizmiştim, “Her Lynch filmi birer psikanaliz deneyidir”. Bir başka alamet-i farikası da, Cannes üzerinden bütün dünyaca tanınmasını sağlayan ‘Mavi Kadife’den (‘Blue Velvet’) beri gördüğümüz gibi Amerikan taşrasındaki sessiz, dingin, huzurlu görünen hayatların ardındaki karmaşa, kaos, entrikadır.

‘David Lynch: Yaşam Sanatı’ (‘David Lynch: The Art Life’), Amerikan sinemasının en heyecan verici yaratıcılarından birinin hayatından bir bölümü aktarıyor. Jon Nguyen’in imzasını taşıyan yapımın yardımcı yönetmenleri de Rick Barnes ve Olivia Neergaard Holm. Belgesel,      Lynch’in öğrencilik dönemine, aile ilişkilerine, üniversite hayatına ve resim serüvenine odaklanıyor. 90 dakikalık film, bu söz konusu duraklarda dolaşırken o yılları Lynch’in kendi ağzından, kendi yorumuyla izliyoruz.

‘David Lynch: Yaşam Sanatı’ (ki doğru çeviri ‘Sanat Hayatı’), yönetmenin sinemayla tanışmasını da anlatıyor ama genel olarak bir sanatçının düşlerini, gerçekleştirme çabasını, arayışlarını, insani ilişkilerini perdeye taşıyor. Özetle belki ilk kez içinden Lynch geçen bir filmde psikanalitik meselelerle uğraşmıyoruz ama onun sanatsal reflekslerini anlayacak kadar yeterli psikolojik doneyi de buluyoruz. 

Sadece ‘Efsaneler’le maç kazanılmaz…

‘Ghost in the Shell’

VE ‘FESTİVAL’ GÖRÜNDÜ...

Bu ülke sathında uzun bir süre ‘Sinematek’ görevini üstlenen, birçok sinemacının, eleştirmenin, sinefilin yetişmesine, bilgi ve görgüsünün artmasına zemin hazırlayan, yedinci sanatın birçok uluslararası ustasını, yıldızını bizatihi sinemaseverlerle buluşturan ve önemli bir geleneğin ifadesi olan İstanbul Film Festivali, 36’ıncı randevusuna hazırlanıyor. Bu yılki organizasyon 5 Nisan’da başlayıp 15 Nisan akşamı sona erecek. 11 gün boyunca 61 ülkeden 207 yönetmenin toplam 203 filminin gösterimi gerçekleşecek. Biletler bugün itibariyle satışa çıkıyor; festival seyircisi ne izleyeceğini, hangi filmin peşinde sürükleneceğini çok iyi bilir ama âdettendir, biz sinema yazarları sürecin bu aşamasında 10 filmlik listelerimizi yayımlarız. Dolayısıyla geleneğe uyalım ve listemizi paylaşalım.  

 Sadece ‘Efsaneler’le maç kazanılmaz…

BU FİLMLERİ KAÇIRMAYIN

◊ Lady Macbeth / Yön: William Oldroyd

◊ Hayalet Hikâyesi / Yön: Olivier Assayas

◊ Saklı Kalanlar / Yön: Jim Sheridan

◊ Beden ve Ruh / Yön: Ildikó Enyedi

◊ Raw / Yön: Julia Ducournau

◊ Ghost in the Shell / Yön: Rupert Sanders

◊ Ben Senin Zencin Değilim / Yön: Raoul Peck

◊ Ateş Serbest / Yön: Ben Wheatley

◊ Ayrılık / Yön: Navid Mahmoudi

◊ 14. Louis’nin Ölümü / Yön: Albert Serra 

Sadece ‘Efsaneler’le maç kazanılmaz…

HAYAT

Yönetmen: Daniel Espinosa

Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Rebecca Ferguson, Ryan Reynolds, Hiroyuki Sanada, Ariyon Bakare, Olga Dihovichnaya / ABD yapımı

 

TAKLİTLER ASLINI YAŞATIR...

Mars’tan getirilen bir parça üzerinden yaratılan hayat formunun, dünyaya yakın bir uzay istasyonundaki gelişimini ve mürettebata yaşattıklarını anlatan ‘Hayat’, Ridley Scott’ın 1979 tarihli klasiği ‘Alien’ın neredeyse tıpatıp aynısı.

Mars’ta hayat var mı? Ya da Mars’ta yaşanılır mı? Bilim çevreleri son dönemde bu soruların cevabını arayadursun haftanın yenilerinden ‘Hayat’ (‘Life’), öyküsünü söz konusu gezegenden getirilen bir parçadan yaratılan yeni bir yaşam formunun etrafında biçimlendiriyor. İspanyol yönetmen Daniel Espinosa’nın Hollywood sermayesiyle çektiği filmin konusu kısaca şöyle: Dünya’ya yakın bir yerde konumlanmış uzay istasyonundaki altı kişilik mürettebatın öncelikli görevi, Mars’tan getirilen bir parçadaki fosiller üzerinden yaratılacak yaşam formunun gelişimini izlemektir. Çok geçmeden sonuç alınır; gözlerinin önünde bir hayat filizlenmektedir. Dünya kamuoyu gelişmelere canlı bağlantılarla hâkim olurken küçük bir öğrenci, istasyonun yeni konuğuna okullardan ilham alarak Calvin isminin konulmasını önerir. Amma velakin belli bir süre sonra Calvin’in ‘gerçek yüzü’ ortaya çıkar!

Sadece ‘Efsaneler’le maç kazanılmaz…

‘Alien’ / 1979

Ridley Scott’ın 1979 tarihli ‘Alien’ı, halihazırda bilimkurgu sinemasının köşetaşlarından sayılır. Film, bir kargo gemisine zoraki bir şekilde konuk olan bir yaratığın büyüme ve gemiyi ele geçirme sürecini anlatır. Rhett Reese ve Paul Wernick ikilisinin (ki birlikte en son ‘Deadpool’u yazmışlardı) kaleme aldıkları senaryodan çekilen ‘Hayat’, nerdeyse birebir ‘Alien’ı yeniden öykülemiş. Scott’ın filminde tehlike Dünya’dan uzakta bir yerde, uzayın bir köşesinde hareket eden gemide yaşanıyordu, Espinosa’nın yapıtında ise hemen tepebaşımızdaki bir istasyonda. Bir başka değişiklik de yaratığın formunda olmuş; bu kez denizyıldızıyla denizanası şeklinde hayata ‘merhaba’ diyen, büyüdükçe de ahtapot ve mürekkepbalığı karışımı bir görüntüye ulaşan bir ‘düşman’ var karşımızda.

Sadece ‘Efsaneler’le maç kazanılmaz…

'Hayat’ / 2017

‘Hayat’ta Espinosa giderek yükselen bir gerilimi ve heyecanı, kapalı alanda başarıyla sağlamış (Keza istasyon çevresindeki sahnelerde de ‘Gravity’ tadı bulmak mümkün).

NERDE O ESKİ MÜRETTEBAT!

Peki yıllar önce çekilmiş bir filmi kimi rötuşlarla yeniden sunmanın mantığı ne? ‘Hayat’ı, ‘Alien’a bir saygı duruşu olarak da kabul etmek mümkün, yeni nesle böyle bir öyküyü sunma hamlesi olarak da... Ama ben, ortada orijinal bir yapıt varken ‘imitasyon’unu gereksiz olarak addetmekten yanayım. Üstelik orijinalin ekseni etrafında, yine Ridley Scott’ın yarattığı serinin yeni adımı olan ‘Alien: Covenant’ın, 12 Mayıs’ta seyirciyle buluşacağı düşünülürse...

Performanslar açısından gemi mürettebatında karşımıza gelen Jake Gyllenhaal, Rebecca Ferguson, Ryan Reynolds, Ariyon Bakare, Olga Dihovnichnaya ve Hiroyuki Sanada’nın ‘Alien’ ekibindeki Sigourney Weaver, John Hurt, Tom Skeritt, Yaphet Kotto, Harry Dean Stanton ve Ian Holm’ün ışıltılarına pek de ulaşamadığı ‘Hayat’, “Taklitler aslını yaşatmaktan başka bir işe yaramaz” sözü eşliğinde hatıralardaki yerini alacak gibi...

DİĞER SEÇENEKLER

Sadece ‘Efsaneler’le maç kazanılmaz…

‘Power Rangers’

‘Power Rangers’ adlı serinin sinemadaki en görkemli uyarlaması niteliğindeki yapım,  haftanın seçenekleri arasında. Dean Israelite’nin yönettiği filmde Dacre Montgomery, Bill Hader, Naomi Scott, Ludi Lin ve Bryan Cranston başrollerde. Ahmet Katıksız’ın yönettiği ‘Sonsuz Aşk’ta ise Fahriye Evcen, Murat Yıldırım, Fatih Al ve Filiz Ahmet başrolleri paylaşıyor. Haftanın bir diğer yerli yapımı ‘Beyaz Balina’nın kadrosunda Efe Karaman, Kaan Ürkmez, Erden Alkan ve Umut Karadağ gibi isimler var. Yönetmen A. Uygur Öztürk.

Sadece ‘Efsaneler’le maç kazanılmaz…

‘Sonsuz Aşk’

 

X