"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Rayından çıktı bir kere...

Espri anlayışı, ilişkileri, olaylara bakış tarzıyla ideallerden uzak bir ‘Süper kahraman’ portresi sunan ‘Deadpool’da kariyerinin çıkışını yapan Ryan Reynolds, emektar Samuel L. Jackson’la iyi bir ikili oluşturduğu ‘Belalı Tanık’ta yine gırgır bir tiplemeye imza atıyor. Film, oyuncu kadrosu, akıcı anlatımı, çekici Amsterdam görüntüleri ve iyi yazılmış diyaloglarının yanı sıra komik sahneleriyle öne çıkan bir aksiyon.

Sıkıcılık iyidir...” Peki ama hangi meslekte? Haftanın yenilerinden ‘Belalı Tanık’a göre ‘Bodyguard’lıkta... Müşterinizin, kendi görev ve yetki alanınız dışına kadar hayatta kalmasını başarıyorsanız, varsın yaprak kımıldamasın, varsın her şey rutin denkleminde aksın, varsın her şey sıkıcı olsun... Mesleki tanımındaki en yüksek sertifika olan ‘AAA’ lisansına sahip Michael Bryce, müşterisi Japon işadamı Bay Kurosawa’yı Londra seyahati dönüşü uçağına uğurlarken işinin ‘sıkıcı olmayan’ yönüyle yüz yüze geliyor. Bu durum hem kariyer basamaklarından hızla aşağı düşmesine hem de kız arkadaşı Amelia Roussel’i kaybetmesine neden oluyor...

Rayından çıktı bir kere...

BELALI TANIK

Yönetmen: Julian Rosefeldt

Oyuncular: Ryan Reynolds, Samuel L. Jackson, Elodie Young, Salma Hayek, Gary Oldman, Richard E. Grant, Yuri Kolokolnikov / ABD yapımı

İki yıl sonra ise hayat önüne yeni bir fırsat sunuyor: Belaruslu diktatör Vladislav Dukhovich’in Lahey’deki ‘Divan’da savaş suçlusu ilan edilebilmesi için gereken tanığı mahkemeye sağ salim getirebilmek. Bu görev de ona, Interpol’de çalışan eski kız arkadaşı Amelia’nın ricasıyla ‘tesadüfen’ veriliyor. Bir başka tesadüf de tanığın, çok ünlü bir ‘tetikçi’ olan Darius Kincaid olmasıdır...

Rayından çıktı bir kere...

‘Belalı Tanık’ (‘The Hitman’s Bodyguard’) son zamanlarda sıkça karşımıza çıkan gırgır, neşeli, temposu yüksek ve ait olduğu türün klişeleriyle dalga geçen aksiyonlardan. Sinemadaki en bilinen işi ‘Cehennem Melekleri 3’ olan Patrick Hughes imzalı yapım, teknik işçiliğine ve maharete dayanan görselliğiyle ve kamera kullanımıyla dikkat çekiyor. İşin metinsel kısmını da Tom O’Connor üstlenmiş; senaryo son derece kıvrak ve akıcı, göndermeler de yerli yerine oturmuş. ‘Belalı Tanık’ yakın bir zaman önce huzurlarımıza gelen ‘Tam Gaz’ı (‘Baby Driver’) da çağrıştırıyor ama Edgar Wright’ın söz konusu filmi kendisini yer yer ciddiye alırken “Ben farklıyım”ın ve “Türe çok hâkimim”in altını fazlaca çiziyordu. ‘Belalı Tanık’ ise sahaya üzerinde hiçbir baskı hissetmeden çıkan, maç boyunca da top oynamaktan çocukça zevk alan takımlara benziyor.

Rayından çıktı bir kere...

SALMA HAYEK KARİKATÜRİZE TAKILMIŞ

Performanslara gelince: Hollywood’un Kanadalı iki Ryan’ından Reynolds, özellikle ‘Süper kahraman’ meselesinde farklı bir rüzgâr estiren ‘Deadpool’da oyunculuk serüvenindeki en iyi işlerinden birine imza atmıştı. ‘Belalı Tanık’taki Michael Byrce tiplemesi de benzer bir karakterin tezahürü gibi. Üstelik Reynolds, Darius Kincaid rolündeki emektar aktör Samuel L. Jackson’la sanki özel bir kimya tutturmuş, bireysel performansların yanı sıra ikilinin birlikte olduğu sahneler de çok iyi. Byrce’ın kız arkadaşı Amelia’da Fransız oyuncu Elodie Young gayet iyi oynarken Kincaid’in hapisteki karısı Sonia’da Salma Hayek de karikatürize takılmış. Gary Oldman da ‘Diktatör Dukhovich’te gayet iyiydi.

Rayından çıktı bir kere...

‘Belalı Tanık’ta Ryan Reynolds’la Samuel L. Jackson iyi bir kimya tutturmuş.

‘Belalı Tanık’ta öykü Londra, Manchester, Amsterdam ve Lahey gibi kentlerde geçerken Hughes’un yapıtı, sanırım en çok, Hollanda’nın kanallar ve dar sokaklarla süslü başkentini aksiyon alanına çevirmesiyle hatırlanacak. Filmin en hoş sahnesi ise Darius’la Sonia’nın tanışma faslı olsa gerek.

Sonuç? Oyuncu kadrosu, akıcı anlatımı, çekici Amsterdam görüntüleri, iyi yazılmış diyalogları ve (‘Tam Gaz’ ve ‘Sarışın Bomba’ kadar olmasa da) kulak kabartmaya değer soundtrack’iyle ‘Belalı Tanık’, haftanın en iyi seçeneği. Son olarak afişindeki görüntü dışında filmin Kevin Costner ve Whitney Houston’lı ‘The Bodyguard’la pek bir ilgisi yok.  

Rayından çıktı bir kere...

SON PORTRE

Yönetmen: Stanley Tucci

Oyuncular: Geoffrey Rush, Armie Hammer, Sylvie Testud, Clemence Poesy, Tony Shalhoub, James Faulkner

ABD yapımı

PORTRE ÇİZEN BİR SANATÇININ PORTRESİ

Sinema salonlarından içeri adeta sanat sızıyor! Geçen hafta ‘Manifesto’da akımlar arasında slalom yapmıştık; bu hafta da sırada 20. yüzyılın önemli ressam ve heykeltıraşlarından Alberto Giacometti’nin hayatından bir kesit sunan ‘Son Portre’yi (‘Final Portrait’) izliyoruz. Oyuncu-yönetmen Stanley Tucci imzalı yapım, İtalyan asıllı İsviçreli sanatçının, Amerikalı genç bir yazarın, James Lord’un portresini yaptığı sürece odaklanıyor. Giacometti, modelini “En fazla birkaç gün sürer” diyerek ikna ediyor ama sonrasında iki taraf da adeta sonu belirsiz bir yolculuğa çıkıyor.

Tucci’nin filmi aslında Lord’dan ziyade Giacometti’nin portresine soyunuyor. Her daim dalgın, kayıtsız, hep kafasında başka şeyler varmış hissi yayan görüntüsü, paraya pula önem vermeyen kişiliği (eserlerine karşı galerilerden aldığı tomarlarca frankı, evin hangi köşesine saklayacağını bile kestiremiyor), yaptığı işe odaklanmadaki zorluğu ama aniden içinden çıkan cevher vs. derken ‘Son Portre’, derdini anlatan bir film olmuş. Üstelik sadece ana karakterini değil, yakın çevresini ve de Paris’i de güzel ‘resmetmiş’.

Giacometti’yi büyük bir ustalıkla perdeye taşıyan Geoffrey Rush’ın ışıltılı bir performans ortaya koyduğu ‘Son Portre’de Amerikalı yazar James Lord’u da son dönemin yükselen ismi Armie Hammer canlandırmış.

Tucci, vakti zamanında Jean-Paul Sartre ve Jean Genet’nin ‘Varoluşçu sanatçı’ olarak nitelendirdiği Giacometti’yi sinema yoluyla hatırlatarak bence işlevsel de bir işe imza atmış. Öte yandan ayrı zamanlarda rastlasak da belki fark etmezdi ama ‘Manifesto’nun üzerine böylesi bir filmi izlemek daha bir keyif veriyor kanaatindeyim.

Rayından çıktı bir kere...

ANNABELLE: KÖTÜLÜĞÜN DOĞUŞU

Yönetmen: David F. Sanberg

Oyuncular: Anthony LaPaglia, Talitha Bateman, Lulu Wilson, Stephanie Sigman, Mirando Otto, Samara Lee, Grace Fulton, Philippa Coulthard

ABD yapımı

YİNE ‘ŞEYTAN’A UYMUŞLAR...

Kimilerine göre ‘Rosemary’nin Bebeği’nin günümüzdeki uzantısı niteliğindeki ‘Annabelle’, aslında kötülük bayrağını daha çok ‘Chucky’den devralmışa benziyor. Bizde ‘Korku Seansı’ adıyla gösterilen 2013 tarihli ‘The Conjuring’te ‘kenar süsü’ gibi duran bir bebeğin sahaya inip bizatihi kendi yeteneklerini gösterdiği filmi (‘Annabelle’) Ekim 2014’te izlemiştik. Emektar görüntü yönetmeni John R. Leonetti imzalı bu yapımın ardından yeniden huzurlarımıza buyur ettiğimiz bu karakter, ‘Annabelle: Kötülüğün Doğuşu’nda (‘Annabelle: Creation’) bizi meselenin en başına götürüyor.

‘Işıklar Sönünce’yle tanınan David F. Sanberg imzasını taşıyan bu yeni adımda oyuncakçı Samuel Millins ve eşi, evlat acısını bir rahibenin önderliğindeki evlerine konuk ettiği bir grup yetimle unutmaya çalışıyor. Lakin küçük kızlar, yeni yurtlarında çok geçmeden tuhaf olaylarla karşı karşıya
kalıyorlar.

YENİ BİR ‘ÜRPERTİ’ YOK!

Malum, bu tür yapımların referans noktası ‘Şeytan’ (The Exorcist’). 70’lerin bu ünlü klasiğinin teması, şimdiki zaman gerilimlerinin de ruhuna girmiş durumda! ‘Annabelle: Kötülüğün Doğuşu’nda doğaüstü güç ortaya çıkana kadar sakin ve sinematografik açıdan çekici bir film izliyoruz. Ne zaman ki kapılar kendiliğinden açılıp kapanmaya, karakterlerin arkasından birtakım gölgeler geçmeye, başka odalardan gürültülü sesler gelmeye başlıyor; film germek adına bildiğimiz bütün klişeleri sahaya sürüyor. ‘Annabelle’ de çok iyi bir film değildi ama birkaç sahnesi korkutmayı ve zihnimizde iz bırakmayı başarıyordu. ‘Kötülüğün Doğuşu’nda gerilim sineması adına yeni bir ses, soluk, heyecan, ürperti yok. (Sadece bir önceki filme zarifçe bağlanıyorlar, bu noktanın hakkını vermek lazım.) Performanslara bakıldığında sevdiğimiz aktörlerden Anthony LaPaglia, oyuncakçı Samuel Mullins’te gayet iyiydi; keza minik oyuncular Talitha Bateman (‘Janice’ rolünde) ve Lulu Wilson (‘Linda’ rolünde) gelecek için umut vericiydiler.   

Sonuç itibariyle iki dakika trafikte kalsa yeterince gerginleşen bir toplumun seyircisi olarak salonlarda daha iyi gerilmek hakkımızdır diye düşünüyorum! 

Rayından çıktı bir kere...

‘Doraemon: Buz Devri Macerası’

DİĞER SEÇENEKLER

Hint yapımı ‘Dangal’ı Nitesh Tiwari yönetmiş, oyuncular Aamir Khan, Sakshi Tanwar ve Fatina Sana Shaikh. Gerald Rascionato imzalı ‘Açık Deniz 3: Kafes Dalışı’nda (‘Open Water 3: Cage Dive’) başrolleri Joel Hogan, Josh Potthoff, Megan Peta Hill ve Pete Valley gibi isimler paylaşmış.’B Planı: Yemişim A Planını’nın (‘Plan B: Scheiss Auf Plan A’) kadrosunda Can Aydın, Cha-Lee Yoon, Phong Giang ve Eugene Boateng gibi isimler var; yönetmenler Ufuk Genç ve Michael Popescu. Haftanın gerilimlerinden ‘Avcı’nın İntikamı’nın (‘The Hunter’s Prayer’) başrollerinde Sam Worthington, Odeya Rush, Martin Compston ve Tina Maskell’i izliyoruz, yönetmen deneyimli bir isim: Jonathan Mostow. Yerli gerilim ‘Semur: Şeytanın Kabilesi’ Gökhan Aksu imzasını taşıyor, oyuncular İpek Erdem, Balamir Emren, Gamze Pelin Gökçe ve Batuhan Yar. Haftanın tek animasyon seçeneği ‘Doraemon: Buz Devri Macerası’nın (‘Eiga Doraemon: Nobita No Nankyoku Kachikochi Daibouken’) yönetmeni ise Atsushi Takahashi.

Rayından çıktı bir kere...

‘B Planı: Yemişim A Planını’

 

 

X