"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

‘Ormanın kitabı’nı yazsam yeniden

İngiliz yazar Rudyard Kipling’in ölümsüz eseri ‘Orman Çocuğu’ bir kez daha beyazperdede. Jon Favreau imzalı uyarlama iyi kaleme alınmış senaryo, CGI teknolojisiyle elde edilen büyüleyici sahneler ve çok başarılı seslendirme derken birinci sınıf bir seyirlik olmuş.

Şimdiki zamanlarda, kâğıt üzerinde ‘Çocuklar için’ çekilmiş filmlerin (animasyon ya da değil; fark etmez) bir özelliği daha olmasına dikkat ediyoruz; o da şu: Miniklerle birlikte salonun yolunu tutan ebeveynlerin içindeki çocuğa da hitap etmeleri...Böyle özelliklere sahip bir filmi en son ne zaman izlediniz bilemem ama bu hafta vizyona giren ‘Orman Çocuğu’ (‘The Jungle Book’), tam da bu türden bir çalışma.Rudyard Kipling’in ünlü klasiğinin sinemadaki son uyarlaması niteliğindeki yapım, öykü, karakterler, CGI teknolojisinin üst düzey kullanımı, etkileyici sahneler, çok başarılı seslendirme derken birinci sınıf bir seyirlik olmuş.

 

MİNİK SETHİ DÖKTÜRMÜŞ

 

En son ‘Şef’ini (‘Chef’) izlediğimiz ve daha çok ‘Iron Man’ ve ‘Iron Man 2’nun yönetmeni olarak tanınan Jon Favreau’nun imzasını taşıyan ‘Orman Çocuğu’, bilindiği gibi ormanın hâkimi konumundaki kaplan Shere Khan’ın, kurtlar tarafından büyütülen Mowgli’yle olan çekişmesi üzerine kurulu. Justin Marks, Kipling’in romanını modern göndermelerle dolu bir senaryoya dönüştürürken çevreci bakış açısına uygun detaylarla örmüş (elbette orijinal metinde olduğu üzere ‘Orman içtüzükleri ve dengeleri’ne de bolca vurgu var). Bu tür yapımlarda, filmin göz alıcı bölümleri bir noktadan sonra tükenir, ‘Orman Çocuğu’ büyüleyici yanını uzun süre koruyor. Bir yandan da hınzırca bakış açısı ve birbirinden kaliteli esprileri de cabası. Seslendirmeye gelince ana karakterlere hayat veren isimler şöyle sıralanabilir: Bill Murray, Ben Kingsley, Idris Elba, Scarlett Johansson, Lupita Nyong’o ve Christopher Walken. Son derece hınzır ve sempatik Mowgli’de izlediğimiz minik oyuncu Neel Sethi de adeta ‘döktürmüş’.Ben, Kipling’in yapıtını ortaokulda Milliyet Çocuk Yayınları’nın ‘Küçük Mavi Kitaplar’ olarak hatırlanan serisinden okumuştum (1977). Yıllar sonra tekrar Mowgli’yle bu klas film vasıtasıyla karşılaşmak çok hoştu doğrusu. Ama bu minik kahramanla daha önceden tanışmasanız da ‘Orman Çocuğu’ kaçmaz diyorum.

 

BEKÂRLIĞIN BİLMEM KAÇ TONU...

 

‘Grinin Elli Tonu’nun yıldızı Dakota Johnson, şimdi de ‘bekârlığın tonları’nda dolaşıyor. Haftanın yenileri arasında yer alan ‘Bekâr Yaşam Kılavuzu’ (‘How to be Single’), New York’ta sürekli âlemlere akan ve birilerine bağlanmaktansa farklı kişilerle gönül eğlendirmeyi yeğleyen bir grup genç kadının öyküsünü anlatıyor. Christian Ditter imzalı yapım üniversite hayatını birlikte geçirdiği sevgilisinden ayrılıp tek başına ayakta durmaya ve yeni ufuklara yelken açmaya çalışan Alice, evinde kaldığı ablası Meg ve işyerinden arkadaşı Robin odağında ‘Şimdiki zaman kadınları ve ilişki biçimleri’ üzerine bir film. Bar sahibi Tom, internetten gönül arkadaşı bulmaya çalışan Lucy, Alice’in eski sevgili Josh ve bir ara çıktığı David derken ‘Bekâr Yaşam Kılavuzu’, ana ve yan karakterleriyle ‘Bridget Jones’un Günlüğü’ ve ‘Sex and the City’ güzergâhındaki sonraki duraklardan biri olmaya çalışıyor.

 

BAZI KLİŞELERİ KIRIYOR

 

Film, zaman zaman gayet iyi esprilerle güldürmenin, zaman zaman da romantizmin üstesinden geliyor ve en önemlisi bazı klişeleri kırıyor ama genel olarak çok da çarpıcı olamıyor. Öte yandan Ditter’ın çalışması, öyküdeki kimi bölümler itibariyle de bir ara ‘Noel filmleri’ kategorisine bile dahil oluyor.

 

YEMEKTEYDİK VE BİRBİRİMİZİ YİYORDUK

 

Kurban Bayramı vesilesiyle büyük bir masanın etrafında buluşan geniş aile meclisi... Oyuncu-yazar Görkem Yeltan’ın ilk filmi ‘Yemekteydik ve Karar Verdim’, bir orta sınıf hesaplaşmasına odaklanıyor. Pasif-agresif  baba, modern görüntüsünün altındaki despotizmiyle herkesin hayatına bir şekilde dokunmuş, herkesi kendi doğrularına göre şekillendirmeye çalışmıştır. Bu bayram buluşması, her zaman olduğu gibi ‘kurbanları’yla yüz yüze gelme fırsatı sunar. Film sakin anlatımıyla dikkat çekerken sanki yer yer çok karakterli yapıda kayboluyormuşuz hissine kapılıyoruz. Ayrıca genel çizgisi itibariyle çok teatral bir havaya sahipmiş izlenimini veriyor. Ama daha çok Fransız sinemasında ve Ferzan Özpetek fimlerinde rastladığımız bu tema, sinemamız dahilinde pek uğranılmamış bir liman (ilk elde akla ‘Yengeç Sepeti’ geliyor mesela), bu bakımdan farklı bir yeri tarif ediyor.

 

HEİDİ ŞİMDİ GEL

 

Johanna Spyri’nin ünlü klasiği yine huzurlarımızda. Alpler’in kızı ‘Heidi’, Peter ve büyükbaba, Clara derken çocukluk kahramanımızla bir kez daha buluşuyoruz. Yönetmen Alain Gsponer, oyuncular Anuk Steffen, Bruno Ganz ve
Isabelle Ottmann.

 

DİĞER SEÇENEKLER

 

Toplam 11 filmin vizyona çıktığı haftanın diğer seçenekleri şöyle: Kadrosunda Kevin Costner, Gary Oldman, Tommy Lee Jones, Gal Gadot ve Ryan Reynolds gibi isimlerin yer aldığı ‘Suç/lu’, yönetmenliğini Faruk Hacıhafızoğlu’nun üstlendiği ‘Kar Korsanları’, Mete Gümürhan imzalı belgesel ‘Genç Pehlivanlar’, Haluk Piyes’in ikinci yönetmenlik çalışması ‘Ateş’ ve gerilim filmi ‘Kapının Diğer Tarafı’...

 

TOZLARI ALINAMAYAN HAYATLAR…

 

İki katlı bir evde altlı üstlü oturan ve hayatlarını temizliğe giderek kazanan iki emekçi kadın... İkisi de Kürt kökenli. Büyük olanın, yani Hatun’un sistemle sorunu pek yok; biriktirdikleriyle ev alıp daha iyi bir muhitte kendisine gelecek arıyor. Kahve işleten kocasıyla da bir anlamda evinin direği. Gözlerinden dolayı Çerkese benzetilmesi de hoşuna gidiyor ve Kürt kimliğini pek de sahaya sürmüyor. Küçük olanın, yani Nesrin’in ise daha farklı bir durumu var; “İş bul çalış” dediği kocası ortadan kaybolmuş, küçük kızı Asmin’le birlikte ayakta durma mücadelesi daha güç koşullarda sürdürmek zorunda. Bunun için de öncelikle sosyal güvencesi olan bir işin arayışı içinde.

 

Ahu Öztürk imzalı ‘Toz Bezi’, kadın karakterler üzerinden sınıfsal okumalara soyunan son dönem yapımlarından. Film, dertleri ve kahramanlarının çıkışsızlıkları itibariyle Erdem Tepegöz’ün ‘Zerre’si ve Emine Emel Balcı’nın ‘Nefesim Kesilene Kadar’ıyla akrabalıklar taşıyor. Öyküyü Hatun’da Nazan Kesal, Nesrin’de de Asiye Dinçsoy’un oyunculukları hem taşıyor hem de daha bir gerçekçi kılıyor. Kesal karakterinin ‘Şark kurnazı’ yapısını, Dinçsoy da Nesrin’in tek başına ayakta kalma yolunda verdiği uğraşı başarıyla yansıtıyor. Mehmet Özgür de her zamanki klasında bir performans ortaya koyuyor. Yer yer orta sınıf konformizmine ve alt sınıfla olan gelgitli ilişkisine göz atarken kimi noktalarda bilinçaltındaki yerinden çıkıp yüzeye vuran ‘Kürt düşmanlığı’na vurgu yapan ‘Toz Bezi’, sezonun ilgiye değer yerli yapımlarından.

 

YİNE ‘ÖLÜ İNSANLAR GÖRÜYORUM’...

 

Gerilim sinemasına kendince yeni bir soluk getiren ama sonraları nefesi tükenmişçesine vasat işlere imza atan M. Night Shyamalan’ı popüler kültür en çok ‘Altıncı His’le bağrına basarken söz konusu filmin “Ölü insanlar görüyorum” (“I see dead people”) repliği de klasikler arasına girmişti. Avustralyalı senarist-yönetmen Michael Petroni, ikinci uzun metraj çalışması ‘Ölüm Treni’nde (‘Backtrack’), benzer şekilde ‘Ölü insanlar gören’ bir karakteri anlatıyor.
Filmin konusu kısaca şöyle: Çok sevdiği kızını bir yıl önce kaybeden ve yaşadığı travmayla birlikte hayata ve mesleğine bağlanmakta zorlanan Sydney’li psikiyatr Peter Bower’ın muayenehanesine tuhaf hastalar gelmektedir. Bower, çok geçmeden hastalarının aynı zaman diliminde hayatını kaybetmiş bir grup insanın hayaletleri olduğunu fark eder. Yaptığı araştırma onu geçmişte yaşanmış trajik bir olayla buluşturur...
‘Ölüm Treni’, filmin derdi anlaşılana kadar ağır seyreden ama sonrasında taşlar yerine otururken tadına varılan yapımlardan. Belki öykü itibariyle ortada anlatılanlar açısından yeni ya da farklı bir şey yok ama yönetmen Petroni, sizi içine çeken bir atmosferi yaratmayı ve bir noktadan sonra merakınıza merak katmayı başarıyor. Aslında film hayaletler vasıtasıyla ilk elde ‘Altıncı His’e yakın dursa da öykünün kıvrımlarında daha çok Shyamalan’ın bir başka çalışması ‘Ölümsüz’ (‘Unbreakable’) akla geliyor. Öyküsünü de Petroni’nin kaleme aldığı film, sadece başarılı olay örgüsüyle değil etkileyici hayalet sahneleriyle de dikkat çekiyor. ‘Ölüm Treni’, kimi filmlerde inandırıcılıktan uzak görsellikle sunulan bu tür kadrajların üstesinden gelmeyi başarıyor.

 

‘MELANKOLİK’ BRODY

 

 

Oyunculuklara gelince: Psikiyatrt Peter Bower’da Adrien Brody, son zamanlardaki en iyi performanslarından birini ortaya koyuyor. Oscar’lı aktör, karakterinin özellikle melankolisini yansıtmakta çok başarılı. Peter’ın emekli polis babası William’da George Shevstov kısa kompozisyonunda etkileyici olmayı başarıyor. Sam Neill de ‘ustalara saygı’ kabilinden kadroda yer almış gibi görünüyor.
Sonuç? Önemli olmasa da ‘ilginç bir çaba’ şeklinde tanımlanacak ‘Ölüm Treni’, 90 dakikalık süresi de göz önünde bulundurulduğunda, ‘kısa ve öz’ gerilimlerden biri olarak
ilgiye değer bir çalışma.

X