"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

‘O’nun balonları vardı...

Stephen King’in en etkileyici romanlarından ‘O’nun devamı niteliğindeki ‘O Bölüm 2’de, artık yetişkin olan ‘Kaybedenler’ adlı yedi kişilik çete, 27 yıl sonra tekrar ortaya çıkan ölümcül palyaço Pennywise’a yine dayanışma ruhuyla karşı koyuyor. Kadrosunda James McAvoy, Bill Skarsgard, Jessica Chastain, Bill Hader, Isaiah Mustafa gibi isimleri barındıran filmde Stephen King de küçük bir rolde seyirci karşısına çıkıyor.

‘O’nun balonları vardı...
O BÖLÜM 2  (BEŞ ÜZERİNDEN İKİ BUÇUK YILDIZ)

Yönetmen: Andy Muschietti
Oyuncular: James McAvoy, Bill Skarsgard, Jessica Chastain, Bill Hader, Isaiah Mustafa, Jay Ryan, James Ransone, Andy Bean, Jaeden Martell, Wyatt Oleff, Jack Dylan Grazer, Finn Wolfhard, Sophia Lillis, Chosen Jacobs, Jeremy Ray Taylor, Xavier Dolan, Stephen King
Kanada-ABD ortak yapımı

Malum, Amerikan sinemasının en bereketli kaynaklarından biridir Stephen King. Neredeyse yazdıklarının hepsinin beyazperdede bir yansımasını görürüz. Son birkaç yıldır Başkan Trump’a karşı yükselen en sert seslerin başında gelen ve muhalefetini özellikle Twitter üzerinden sürdüren emektar yazarın 1986 tarihli romanı ‘O’ (‘It’), 1990’da mini bir TV serisine dönüştürülmüş ve Tommy Lee Wallace imzalı yapım çok beğenilmişti. Hollywood metne 2017’de bir kez daha uğradı ve romanı uzun metraja çevirirken, projeyi de daha çok ‘Mama’ adlı filmiyle tanınan Andy Muschietti’ye teslim etti. Yeni ‘O’ serüveninin ilk adımı belki dizi kadar çarpıcı bulunmasa da (en azından benim için) belli ölçülerde geren ve etkileyici sahneler barından bir yapım olarak zihinlerdeki yerini aldı.

İki yıllık bir aranın ardından ‘devam filmi’ niteliğindeki ‘O Bölüm 2’ (‘It Chapter 2’) huzurlarımızda. Hatırlanacağı gibi ilk hamle, romandaki zamandan farklı olarak 80’lere taşınmıştı. Küçük kardeşi Georgie’yi, kırmızı balonlara ve tuhaf, irkiltici bir kahkahaya sahip olan Pennywise isimli katil palyaçonun yok etmesinin travmasıyla başa çıkmakta zorlanan ve toplam yedi kişiye ulaşan ‘Kaybedenler’ adlı çetesi sayesinde zorlukların üstesinden gelen Bill odaklı ilk filmin peşi sıra yeni serüvende ana karakterlerin 27 yıl sonraki halleriyle baş başayız. Ekip üyesi altı kişi olayların merkezi konumundaki Maine’e bağlı Derry adlı kasabayı terk etmiş ve farklı yerlerle yeni hayatlarını kurmuştur. Merkezde kalan Mike, işlenen bir cinayet ve yörede kaybolan kimi çocukların ardından Pennywise’ın yıllar sonra ortaya çıktığını düşünür ve vakti zamanında verilen sözlere istinaden çeteyi tekrar ‘göreve’ çağırır. Ekip, geçen zaman dilimi içinde birbirleriyle ilişkilerini koparmıştır ve ilk kez kasabadaki bir Çin lokantasında buluşurlar ve palyaçonun yeniden peşlerinde olduğunu anlarlar...

‘O’nun balonları vardı...

Geçmiş zamanda çok zaman kaybediyor!

İlk filmde olduğu gibi yönetmenliğini Andy Muschietti’nin üstlendiği bu ‘devam’ niteliğindeki yapımda bir tür hatırlatma babından öykü sık sık geçmişe uzanıyor ve yetişkinlerin, önceki filmdeki halleriyle buluşuyoruz. Bu durum da elbette süreye yansımış; şimdiki zaman, geçmiş, yedi yetişkinin bir tür ‘Flatliners’da olduğu gibi kendi günahlarıyla buluşması (ki bu tek tek anlatıldığı için yine külliyatlı bir süre tutuyor) derken huzurlarımızda iki saat 49 dakikalık bir yapım var. Lakin ‘Bölüm Bir’deki üçlü senaryo ekibinden sadece Gary Dauberman’ın kaleme aldığı metin, bir noktadan sonra sıkıcı bir hal alıyor. İşin korkutma-germe bölümü de ilk adım kadar etkileyici değil, zamane gerilimlerinin özel efekt yardımlı imajları, istenilen sonucu sağlamaktan uzak. İlk film 80’ler esprisi içinde ‘E.T.’den mülhem bisikletli çocuk çetelerine (ya da gruplarına) selam göndermiş, bir tür saygı duruşunda bulunmuştu. Ki bu hamleye daha önce J.J. Abrams’ın ‘Super 8’inde rastlamıştık, ayrıca ‘Stranger Things’ dizisinin de aynı sularda yüzdüğünü söyleyelim...

Tim Burton karakterleri gibi

Yetişkin Beverly’nin büyüdüğü evi ziyaret etme sahnesinde az biraz gerilim kalitesini yükselten ‘O Bölüm 2’, homofobiye karşı tavrıyla da alkışı hak ediyor. Lakin öykü kendi giriftliğinde (bunu zorluk anlamında söylemiyorum) kayboluyor ve gereksiz uzatmalar sonucu hem dikkat dağıtıyor hem de atmosfer anlamında istediği dünyayı kurmakta zorlanıyor. Pennywise’ın sürekli değişen formları da bana kalırsa fazla karikatürize olmuş ve sanki kimi yerlerde sarkastik takılan Tim Burton karakterlerinin halini almış. ‘Bölüm İki’ belli noktalarda King’in bizde ‘Düş Kapanı’ olarak bilinen ‘Dreamcatcher’ını da andırıyor.Ben filmde en çok yetişkin Bill’in yazar olmasını, romanlarındaki beğenilmeyen finale ilişkin etraftan yapılan eleştirileri ve Stephen King’in kısa ama öz rolde (antikacı) karşımıza çıkarak bu duruma ilişkin iğnelemelerini beğendim...

Oyunculuk cephesinde James McAvoy, Jessica Chastain, Bill Hader, Isaiah Mustafa gibi isimlerin başarılı performanslarıyla filmi sürüklediklerini, Xavier Dolan’ın kısa bir rolde huzurlarımıza geldiğini, yetişkin Eddie’yi canlandıran James Ransone’un bazı mimikleriyle Jim Carrey’yi hatırlattığını, Pennywise’da Bill Skarsgard’ın ağır makyaj eşliğinde yine harikalar yarattığını belirtmeliyim.  

Sonuç itibariyle ilk film, dizinin yanında daha alt çizgideydi, ‘O Bölüm 2’ de ‘Pennywise külliyatı’nın en zayıf halkası olmuş...

Bir zamanlar Türkiye’de...

KOLEJ HAVASI (BEŞ ÜZERİNDEN ÜÇ YILDIZ)
Yönetmen: Sertan Ünver / Türkiye yapımı

‘O’nun balonları vardı...

Evet, bir zamanlar Türkiye’de futbol yine aynı heyecan dalgasını estirir, yine gönüllerdeki bir numaralı eğlence kaynağı ve spor kimliğini korur, yine ‘Dört Büyükler’den biri şampiyon olur, diğerlerinin payına hüsran düşerdi ama genel olarak ortama hâkim olan duygu ‘amatör’lüktü. Evet, işin içinde yine para vardı ama ölçekler bugünden bakıldığında o kadar küçüktü ki, sevda, forma aşkı, sadakat gibi kavramlar her şeyi hallediyordu. İşte bu dönemin en simgesel takımlarından biri Rıza Çalımbay, Ulvi Güveneroğlu, Kadir Akbulut, Ziya Doğan gibi  emekçilerin yoğun olduğu, yıldız kavramını ise ‘Metin-Ali-Feyyaz’ tezahüratında yer alan isimlerin ifade ettiği Beşiktaş’tı. Bu ekip, İngiliz teknik direktör Gordon Milne öncülüğünde uzun süre ligi domine etti, Siyah-Beyazlı camiayı üç şampiyonluk, üç de ikincilikle taçlandırdı. Lakin dışarıdan bakıldığında resmi tarih başarının adresini Milne olarak gösterse de gerçekte bu takımın dişlilerini, parçalarını adım adım tasarlayan, genç filizleri yarışmacı kimliğe sahip futbolcu profiline dönüştüren isim Serpil Hamdi Tüzün’dü. Adnan Dinçer’le birlikte ‘Dream Team’ adını almayı hak eden bu oluşum Milne’in elinde hızlı, tempolu, rakiplerini hem skor hem de oyun olarak ezen bir kimliğe büründü.

Haftanın yenilerinden ‘Kolej Havası’, işte bu dönemi yaşayan tanıkları eşliğinde perdeye taşıyan bir belgesel. Sertan Ünver imzalı yapımın bence en önemli yanı Tüzün’ün ‘Özkaynak düzeni’ şeklinde adlandırdığı, bugünkü terminolojide karşılığı ‘altyapı’ olarak tanımlanacak bir sistemi inşa etmesine ve hayata geçirmesine dair yaptığı vurgu; bir başka deyişle de Tüzün’ün hakkını teslim etmesi... Filmin hakkını verdiği bir başka simge isim de Süleyman Seba. Dönemin başkanı, futbolcuların anıları ve arşiv görüntüleri eşliğinde bir kez daha o müstesna özellikleriyle karşımıza geliyor.

‘Kolej Havası’, bir ruhun, ‘endüstriyel futbol’ çağında geçmişte kalmış bir kültürün ifadesi. Ünver’in çalışması ‘Ertem Eğilmez filmleri’ tadındaki o günleri hatırlatıyor, ister Beşiktaşlı olsun isterse diğer takımlara gönül veren taraftarlar olsun; yaşı yetenleri de o anılarıyla buluşturuyor. Bu tür çalışmalar sinemamızda çok az; bu alanda hayli eksik sayfamız var. ‘Kolej Havası’, ‘Eski Açık Sarı Desene’, ‘Güzel Adam Süreyya’, ‘Teknik Direktör Adnan Dinçer’ gibi filmlerin yer aldığı ailenin yeni üyesi oluyor. Umarız bu aile daha çok üyeye sahip olur...

Futbol ve diğer sanatlar üzerine...
9 Eylül Pazartesi günü, saat 16.00’da Maltepe Kitap Fuarı etkinlikleri çerçevesinde futbol, edebiyat, mizah, sinema gibi duraklarda dolaşan bir sohbet var. Katılımcılar Metin Tekin, Vedat Özdemiroğlu, Mahir Ünsal Eriş ve naçizane bendeniz. Moderatörümüz ise Hürriyet’ten takım arkadaşım Kenan Başaran. İlgilisine duyurulur...

Büyümüş de küçülmüşler...
USLU ÇOCUKLAR (BEŞ ÜZERİNDEN ÜÇ BUÇUK YILDIZ)
Yönetmen: Gene Stupnitsky
Oyuncular: Jacob Tremblay, Keith L. Williams, Brady Noon, Molly Gordon, Midori Francis, Josh Caras, Millie Davis, Izaac Wang, Chance Hurstfield, Will Forte
ABD yapımı

‘O’nun balonları vardı...

12 yaşlarındaki üç çocuk; Max, Lucas ve Thor... Uzun süredir arkadaşlar ve her konuda birlikte hareket ediyorlar... Okulda bir tür kanaat önderi gibi ‘takılan’ Soren’in evinde verilecek ‘öpüşme partisi’, onları bambaşka bir maceranın içine çekiyor. Çünkü bu parti Max’in âşık olduğu Brixlee’yle buluşması için büyük bir fırsattır. Lakin hedefe giden yolda öylesine zorlu engellerle karşılaşıyorlar ki...

‘The Office’ dizisinin yaratıcılarından Gene Stupnitsky’nin ilk uzun metrajlı çalışması ‘Uslu Çocuklar’ (‘Good Boys’), filmin yapımcıları arasında bulunan Seth Rogen-Jonah Hill’in de içinde yer aldığı ekolün espri anlayışında bir yapım. Nedir bu anlayış? Kısaca özetlersek sürekli bir karmaşanın hâkim olduğu, hemen her konudaki klasik değerlerin tersyüz edildiği, işlerin bir türlü yoluna girmediği, seksle ilgili vurguların yoğun olduğu, saçma noktalara uzanan olaylar silsilesi...

‘Uslu Çocuklar’da üçlü çete, partide falso yapmamak için öpüşme tekniği hakkında bilgi toplamak üzere yola çıkıyor. Bu iş için Max’in babasının gözü gibi baktığı ‘dron’dan yararlanmak isterlerken sobeleniyorlar, peşi sıra bir uyuşturucu işinde kurye olmak zorunda kalıyorlar vs vs...      

Stupnitsky’yle birlikte Lee Eisenberg’in kaleme aldığı senaryo zekice espriler, göndermeler ve art arda sıralanan durum komedileriyle süslenmiş. Hoş, film bir ara yoruluyor ve yer yer küçük ölçekli irtifa kaybına uğruyor ama yine de izlenmesi güzel bir komedi ‘Uslu Çocuklar’. En tanınmış ismi Max’te karşımıza gelen Jacob Tremblay (‘Room’dan hatırlıyoruz) olan filmde Lucas’ta Keith L. Williams, Thor’da da Brady Noon da çok başarılı performanslara imza atıyor.

Tıpkı ‘O’ serisinde olduğu gibi ‘bisikletli yıllar’a selam yollayan (ki burada senaryo direkt olarak ‘Stranger Things’e göndermede bulunuyor) bu ilginç komedi, haftanın en eğlenceli seçeneği; kaçırmayın derim...


Diğer seçenekler...
Haftanın yenilerinden ‘Hangi Kadın’ (‘Celle que vous croyez’), Safy Nebbou imzalı bir yapım; filmin başrollerinde Juliette Binoche, Nicole Garcia ve François Sivil var. Başrollerinde Ansel Elgort, Taron Egerton, Emma Roberts, Kevin Spacey gibi isimlerin boy gösterdiği ‘Düzenbazlar Kulübü’nü (‘Billionaire Boys Club’) James Cox yönetmiş. ‘45-24: Kusursuz Cinayet’ Biray Dalkıran imzasını taşıyor, filmin kadrosunda Gökhan Mumcu, Mehmet Baştürk ve Beyzanur Mete gibi isimler yer alıyor. Haftanın diğer filmleri şöyle: ‘Bozkır: Kuşlara Bak Kuşlara’, ‘Bharat’, ‘Aslan Çocuk’, ‘Uzay Parkı’ ve ‘Serseriler’.
‘O’nun balonları vardı...


 

 

 

X