"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

‘Metal’ist ‘E.T.’

‘Transformers’ serisinin yeni halkası ‘Bumblebee’, hikâyeyi en başına taşıyor. Film, müzikleri ve göndermeleriyle 80’ler nostaljisi estirirken, öykünün iki ana karakteri, genç bir kızla öncü robotun dostluğu ‘E.T.’ tadı taşıyor.

‘Metal’ist ‘E.T.’
Daha önce suretini beş kez perdeye düşüren ‘Transformers’ serisi, bu kez farklı bir üye ve farklı bir ruhla seyirci karşısına çıkıyor. Peki bu seride mesele neydi, hemen özetleyelim: Bir zamanlar uzaydan devasa robotlar gelmiştir ve bir kısmı TIR suretinde, bir kısmı da spor araba formundadır aramıza karışmışlardır. Bizim derdimiz bize yetmiyormuşçasına aralarındaki savaşı Dünya’ya taşıyan bu metalik devlerden insanlığın yanında yer alanların ismi ‘Autobots’, kendi gezegenleri
Cyberton’da hükmünü sürdüren ve direnişçilerin peşinden gelerek Dünya’yı hem onlara hem de bize dar etmeye çalışanlarınki ise ‘Deceptions’dır. Geride kalan beş toplam içine Michael Bay imzalı ilk üç film sıradan, ‘dört’ (‘Kayıp Çağ’) serinin en iyisi, beş (‘Son Şövalye’) de “Eh işte, fena değil’iydi.

‘Metal ailesi’nin en naif üyesi

Altıncı adım niteliğindeki ‘Bumblebee’, takımdan ayrı düz koşan bir robotun hikâyesi ve aslında bütün her şeyin evveliyatını anlatıyor. Gezegenlerindeki mücadelede vakit kazanmak ve güç toplamak üzere kendilerine yeni bir yuva arayan, bu hedefler için de ‘gurbet’ olarak Dünya’yı seçen direnişçilerin lideri ‘Optimus Prime’, bir tür öncü kuvvet olarak ‘B-127’ adlı robotu gezegenimize gönderir. Ajan Jack Burns önderliğindeki bir tatbikatın ortasına düşen ‘B-127’, çabuk deşifre olur ve bertaraf edilir.

Babasının ölümünden sonra kendisini mutsuz hisseden, annesiyle uyum problemleri yaşayan, öte yandan mekanik konulara meraklı Charlie Watson adlı genç bir kız ise, arada bir takıldığı hurdacıda bulduğu eski Volkswagen’e göz koyar. Çok geçmeden doğum günü hediye olarak kendisine verilen bu aracın aslında bir ‘Autobot’, daha da ötesi ‘B-127’ olduğunu anlar. Ona, arıya benzediği için ‘Bumblebee’ ismini koyarken yeni bir dostluğun kapısı aralanır. Öte yandan ‘Optimus Prime’ın yerini öğrenmek isteyen iki ‘Deception’, ‘Dropkick’ ve ‘Shatter’, ‘B-127’yi bulmak için Dünya’ya gelmiştir ve çok geçmeden robotlar arası bir ‘sürek avı’ başlar... 

‘A-ha’lar, ‘The Smiths’ler vs...

Yönetmenliğini Travis Knight’ın (‘Kubo and the Two Strings’) üstlendiği, senaryosunu da Christina Hodson’ın kaleme aldığı ‘Bumblebee’, ‘Sert metallerin gürültülü resmi geçidi’ şeklinde zihinlere kazınan ‘Transformers’ serininin kuşkusuz en yumuşak ve naif üyesi olmuş.

Film, öykünün geçtiği 1987 itibariyle fazlasıyla nostaljik rüzgârlar estirirken ana karakter Charlie’yle ‘Bumblebee’ arasındaki ilişki de ilk elde ‘E.T.’yle minik Elliot’ı çağrıştırıyor (sonrasında ‘King Kong’u da hatırlamak mümkün). Genç kız, bu sevimli ve bakışları hüzünlü robot sayesinde adeta babasının yokluğunda hayata tutunma adına yeni bir dal buluyor. Başta ‘A-ha’, ‘The Smiths’, ‘Tears for Fears’ olmak üzere 80’lerin öne çıkan gruplarına ait şarkılar da filmin gönlümüzü çelen unsurlarından (bu yanıyla da akla ‘Galaksinin Koruyucuları’ geliyor). Ayrıca walkman dinlemek, ‘Alf’ izlemek, ‘Miami Vice’a göndermelerde bulunmak, nostaljinin tadını yükselten diğer unsurlar.

San Francisco’da geçen ve Golden Gate Köprüsü’nden kimi kadrajlar sunan filmde genç yıldız Hailee Steinfeld filmi sürüklemeyi ve karakterin duygusal yanlarını etkileyici bir şekilde öne çıkarmayı başarıyor. Keza sarı renkli bir 1967 model Volkswagen klasik Beetle’ın da filmde ağırlıklı bir rolü var!

Sonuç olarak 80’ler kuşağı temsilcilerinin daha çok sahipleneceği ama genel olarak herkes için seyir zevki vaat eden bir film ‘Bumblebee’. ‘Metal yorgunu’ seyirciler için de huzur veren bir çalışma demek mümkün...  

‘Metal’ist ‘E.T.’

Sistemleri aşan bir aşk
Yıl 1949... Savaş sonrası Polonya’sında folklorik bir refleksle halk türkülerini kaydeden ve merkezden uzakta, taşradaki (ya da kırsaldaki) yetenekleri keşfetmeye çalışan grubun içinde yer alan Wiktor, tuhaf bir çekiciliğe sahip olan Zula’yı oluşturdukları koroya katar. Deneyimli müzisyenle köylü kızı arasında başlayan ilişki, yıllara ve siyasal sistemlerin ayırdığı coğrafyalara yayılır. Tutku, arzu, sadakat, ihanet, hesaplaşma, ayrılık, yeniden bir araya gelme, kıskançlık gibi başlıklar eşliğinde ilerleyen ve araya başka insanlar, figürler girmesine karşın heyecanını asla yitirmeyen bu birliktelik, dönemin ruhuna paralel biçimde gelişen bir ‘Soğuk Savaş’ın da ifadesidir.

‘Yaz Aşkım’ (‘My Summer of Love’), ‘Gizemli Kadın’ (‘La femme du Veme’) ve ‘Ida’ gibi yapıtlarıyla öne çıkan, ülkesi Polonya’da olduğu kadar Batı’da da çektiği filmlerle tanınan Pawel Pawlikowski’nin son çalışması ‘Soğuk Savaş’ (‘Cold War’), zaman zaman yakıcı yanları ön plana çıkan bir aşk hikâyesi anlatıyor: Önde iki ana karakterin gelgitlerle dolu ilişkisi, arka planda ise dönemin siyasi panoraması... Öykü, kahramanlarıyla birlikte Polonya’da olduğu kadar Berlin, Belgrad, Paris gibi merkezlerde de dolaşıyor. Önce Batı’ya Wiktor kapağı atıyor, sonrasında onu hayal kırıklığına uğratan Zula’nın teşrifi, birlikte Paris’in bohem ortamında mutsuzluğa uzanışları, bastıran vatan özlemiyle ülkelerine geri dönüşleri, sistem tarafından cezalandırılma faslı vs. derken aralarındaki bağ, giderek daha da sıkılaşıyor.

Avrupa’nın en iyisi...

Pawlikowski anne ve babasının hikâyesinden yola çıkarak kurguladığı bu filminde, özellikle siyah-beyaz anlatımın imkânlarından ve çekiciliğinden fazlasıyla yararlanıyor. Bu ilgiye değer hikâye belli bir aşamadan sonra tekrarlara düşse de geride seyir zevki üst düzey bir film kalıyor.

Wiktor’da Tomasz Kot’un, Zula’da da Joanna Kulig’in etkileyici performanslarıyla dikkat çektiği ‘Soğuk Savaş’, geçen cumartesi dağıtılan ‘Avrupa Film Ödülleri’nde (‘European Film Awards’) ‘En İyi Film’, ‘En İyi Yönetmen’, ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ve ‘En İyi Senaryo’ ödüllerinin sahibi olarak bu yıla damgasına vurdu.

Bu, siyasi fon önünde biçimlenen aşkın perdeye siyah-beyaz görüntüler eşliğinde yansıyan öyküsünü kaçırmayın derim... 

‘Metal’ist ‘E.T.’
Diğer seçenekler
‘Aşkın Algoritması’nı (‘Zoe’) Drake Doremus yönetmiş, oyuncular Ewan McGregor, Lea Seydoux, Theo James ve Christina Aguilera. Romantik bir hikâyeye sahip olan ‘Yanımda Kal’, M. Uğur Yağcıoğlu imzasını taşıyor, kadroda Çağlar Ertuğrul, Meriç Aral, Murat Aygen ve Nilay Duru gibi isimler var. Haftanın animasyon seçeneklerinden ‘Troller ve Dinozorlar’ı (‘Trolled’) Alex Sebastian yönetmiş. Yerli gerilim ‘Zerk’te Ahu Sungur, Ergün Demir, Açelya Elmas ve Ali Ertem rol alıyor, yönetmen Battal Karslıoğlu. Haftanın bir diğer animasyonu ‘Ayı Kardeşler: Eyvah Ayılar Küçüldü’yü (‘Boonie Bears: The Big Shrink’) ise Leon Ding yönetmiş. ‘Garantili Ölüm’ (Yoksa Paran İade)’ (‘Dead in a Week: Or Your Money Back’) Tom Edmunds imzasını taşıyor, oyuncular Aneurin Barnard, Tom Wilkinson, Freya Mavor ve Christopher Eccleston. ‘Sükut Evi’ni Cafer Özgül yönetmiş, kadroda yer alan isimlerse şöyle: Melih Selçuk, Ece Özdikici, Mehmet Özgür ve Emel Çetin. ‘Görülmüştür’ ise Serhat Karaaslan imzasını taşıyor, oyuncular Berkay Ateş, Saadet Işıl Aksoy, İpek Türktan Kaynak, Füsun Demirel, Müfit Kayacan. Yönetmenliğini M. Bilgehan Karaca’nın üstlendiği ‘Kurtlar ve Çakallar’ın başrollerinde ise Tayfun Sav, Özcan Varaylı, Ali Buhara Mete ve Can Beslen gibi isimler yer alıyor.
‘Metal’ist ‘E.T.’

 

 

 

 

 

 

 

 

X