"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Kurtlarla yeni bir dans

Kariyerindeki ‘Ayı’ (‘L’ours’) ve ‘İki Kardeş’ (‘Deux freres’) gibi yapıtlarla daha önce hayvanlar âlemine dalan, ‘Sevgili’ (‘L’amant’) ve ‘Tibet’te Yedi Yıl’la (‘Seven Years in Tibet’) da Uzakdoğu’ya yollanan Jean-Jacques Annaud, son filmi ‘Kurdun Uyanışı’yla (‘Le dernier loup’) sanki sanatsal serüvenindeki bu iki ayrı durağı birleştirmiş gibi.

Çünkü Jiang Rong imzalı otobiyografik özellikler içeren bir romandan uyarlanan son adım, Uzakdoğu’da yine vahşi hayat denklemi içinde geçiyor.

 

Kısaca özet dersek: Malum Çin’de, ‘Kültür Devrimi dönemi’, genç üniversite öğrencileri kırsala gönderilip halkı bilinçlendirirken kendileri de hayat pratiği kazanmış oluyorlardı.

 

Yıl 1967. Pekinli öğrenci Chen Zhen, tercihini Moğolistan’da kullanırken arkadaşı Yang Ke’yle birlikte steplerdeki zorlu doğa koşullarında bambaşka bir hayat biçiminin kapısını aralar. Yöredeki ritüel onlara, her şeyin kendi içinde muhteşem bir ahenge sahip olduğunu hatırlatır. Bu zincir içinde önemli unsurlardan biri vahşi kurtlardır. Ne var ki partinin yerel yöneticileri yaptıkları hamlelerde dengeyi bozarlar. Chen Zhen ise yuvasından kopardığı minik bir kurt yavrusunu büyütmekte kararlıdır.

 

EKOLOJİK MESAJLAR...

 

‘Kurdun Uyanışı’ klasik ve güçlü bir anlatıma sahip. Annaud, alametifarikası olan sahnelere her zaman olduğu gibi hâkim. Ekolojik mesajlarla dolu öykü ise bu gezegenin en tehlikeli üyesinin ‘insan’ olduğunu bize bir kez daha hatırlatıyor. Bir nevi minik kurtla birlikte sahibinin de büyümesi şeklinde tanımlanacak film, ayrıca Moğolistan tarihine (özellikle de Cengiz Han’a) de referanslarda bulunuyor. Kimi Amerikalı eleştirmenlerin de vurguladığı gibi bir tür ‘Kurtlarla Dans’ esintisi sunan yapım, eşsiz kadrajlarıyla (görüntü yönetmeni Jean-Marie Dreuiou) görsel açıdan da çok zengin.

 

Ayrıca filmin müziklerine de ‘rahmetli’ James Horner (ki bu son çalışması olmuş) imza atmış. Bu arada filmdeki kurtları eğiten Andrew Simpson’ın katkılarından da bahsetmek gerek. ‘Wolves Unleashed’ adlı bir belgeseli de bulunan İskoç kurt eğitmeni, bu film için yaklaşık iki yıl çalışmış, çekimlerin sonunda da kurtları Kanada’daki merkezine götürmüş.

 

Sonuçta ayılar ve kaplanlardan sonra bu kez de kurtların dünyasına kamerasını uzatan Annaud’nun bu meşakkatli çabasını kaçırmayın.

 

 

GÜN ‘ÖZEL’ DE FİLM DEĞİL...

 

 

Başyapıtını ‘Özel Bir Kadın’da (‘Pretty Woman’) veren ve Julia Roberts’ı popüler kültürle tanıştıran Garry Marshall, sonrasında benzer başarılar için attığı her adımda eksik kaldı. ‘Frankie and Johnny’ nispeten iyi bir filmdi ama ‘Kaçak Gelin’, ‘Acemi Prenses’, ‘Sevgililer Günü’, ‘Yılbaşı Gecesi’ derken aradan geçen onca zaman içinde kayda değer bir yapıma imza atamadı. Bu hafta salonlarımıza uğrayan ‘Özel Bir Gün’de (ki orijinal ismi ‘Mother’s Day’ yani ‘Anneler Günü’) benzer bir duruma daha şahit oluyoruz.

 

Kadroda bulunan Jennifer Aniston, Julia Roberts, Kate Hudson, Jason Sudeikis gibi isimlere rağmen ortada klişeleri pek aşamamış bir film var. Marshall’ın birbirine geçmiş olay örgüleri ve karakterlerle ‘Anneler Günü’ esprisi etrafında gelişen bu son çalışması aslında yeni bir ‘Umutsuz Ev Kadınları’ hamlesi gibi görünüyor. Julia Roberts bir anlamda kendisini yaratan isme vefa borcunu ödemiş gibi kadroda yer alırken zaman zaman kimi iyi espriler perdeye yansıyor. Bazı sahneler de gözyaşlarına yönelik ama genel olarak Türkçe çevirisindeki ‘Özel’ tanımının hakkını veren bir film yok ortada.    

 

‘İRLANDALI KIZ’ BROOKLYN’DE

 

Son Oscar’larda ‘En İyi Film’, ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ve ‘En İyi Uyarlama Senaryo’ dallarında aday gösterilen ‘Brooklyn’, nihayetinde bu hafta salonlarımıza uğruyor. 1950’lerde, geleceğini Amerika’da arayan İrlandalı bir kızın öyküsüne odaklanan yapım çıkışsızlık, umut ve kararsızlık üzerine kayda değer bir öykü anlatıyor. Filmin en büyük sorunu şu: Saoirse Ronan’ın canlandırdığı ana karakteri Eilis Lacey, Brooklyn’deki hayatına ara vermek zorunda kalıp memleketine tekrar döndüğünde yaşadığı kafa karışıklığı seyirci olarak sizi pek de ikna edemiyor.

 

Yönetmenliğini John Crowley’nin üstlendiği yapımda Ronan’ın yanı sıra Domhnall Gleeson, Emory Cohen, Julie Walters, Hugh Gormley ve Jim Broadbent gibi isimler rol alıyor. Colm Toibin’in romanından uyarlanan senaryoyu ünlü İngiliz yazar Nick Horby kaleme almış. 

 

ANKARA’NIN FESTİVALİNE BAK…

 

İstanbul’dan sonra başkentte de festival rüzgârı esiyor. Açılışı perşembe akşamı gerçekleştirilen etkinliğin 27. yılında sinemaseverler yine zengin bir programla karşılaşacak. Organizasyonun bu yılki teması ‘Bakış ve Ses’. Festivalin mekânları ise Büyülü Fener, Goethe Enstitüsü ve Tilki Sanat Galerisi olacak. Gösterilecek filmlerin ilk seansları öğrenciler için 8 lira, öğretmen, 65 yaş üstü için 12 lira, tam bilet olarak 14 lira belirlendi.
‘En İyi Film’, ‘Mahmut Tali Öngören Özel Ödülü’, ‘Onat Kutlar En İyi Senaryo Ödülü’ gibi birçok ödül için yarışacak 10 uzun film ise şunlar: ‘Ana Yurdu’ (Yön: Senem Tüzen), ‘Çırak’ (Yön: Emre Konuk), ‘Kalandar Soğuğu’ (Yön: Mustafa Kara), ‘Melekleri Taşıyan Adam’ (Yön: Cansel Elçin), ‘Memleket’ (Yön: Murat Saraçoğlu), ‘Misafir’ (Yön: Mehmet Eryılmaz), ‘Rüzgârın Hatıraları’ (Yön: Özcan Alper), ‘Saklı’ (Yön: Selim Evci), ‘Sarmaşık’ (Yön: Tolga Karaçelik) ve ‘Toz Bezi’ (Yön: Ahu Öztürk).

 

Festivalde, ‘Çocukların Festivali: Büyüklere Yer Yok’ başlıklı bir bölüm düzenlendi. Söz konusu bölümde yer alan filmler, Çin Uluslararası Çocuk Filmleri Festivali’nin işbirliği ve desteğiyle seçildi. Bir animasyon, iki kurmaca film, 7-12 yaş arası çocuklar tarafından izlenebilecek. Bu arada festival, Ankara’da yaşayan mülteci çocukları da unutmadı. Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği’nin işbirliği ile mülteci çocuklara yönelik, hayal güçleri ve yaratıcılıklarına da katkıda bulunacak bir çalışma yapılacak. Canlandırma sinemasının teknikleri üzerine düzenlenecek ‘Stop Motion Atölyesi’nde, heykel sanatçısı Aykut Öz, çocukların basit tekniklerle kendi çizgi filmlerini yapabilmelerine yardımcı olacak. Son olarak festival 8 Mayıs’a kadar sürecek...

 

ZAMANIMIZIN TANRI’SI...

 

Tanrı’nın kızı babasına kızar ve insanların cep telefonlarına ölüm tarihlerini atarsa neler olur? Belçikalı yönetmen Jaco Van Dormael’ın imzasını taşıyan ‘Yeni Ahit’, felsefi göndermelerle dolu sürreal bir komedi...

 

Günümüzün Tanrı’sı, ne olacak? Brüksel’de, bir apartman dairesinde oturuyor, kendine tahsis edilen büyük bir odada, vaktini sürekli bilgisayar başında insanlara ilişkin kanunlar yazmakla geçiriyor. Televizyonda ise spor programlarından başka bir şey seyretmiyor. Huysuz karısı ona pek karışmıyor, en büyük ilgi alanı olan beyzbolle hayır neşir olmayı tercih ediyor. Evin isyankâr bireyi ise kızı. 10 yaşındaki Ea nihayetinde, kendisine kötü davranan babasına başkaldırıyor; önce bütün insanlara ölüm tarihlerini SMS yoluyla cep telefonlarına yolluyor, sonra da evden kaçıp yeni havariler bularak onların öykülerinden yeni bir ahit yazmaya karar veriyor...

 

‘Toto le heros’, ‘Sekizinci Gün’, ‘Mr. Nobody’ gibi filmleriyle tanınan Joca Van Dormael, son çalışması ‘Yeni Ahit’le (‘Le tout nouveau testament’) seyirciyi yine o kendine özgü uçuk kaçık, sürreal dünyası içine çekiyor. Lakin bu kez sınırları çok aşmış, iyi ki de aşmış! Hikâye minik Ea’nın bulduğu yeni havarilerin öyküleri eşliğinde ilerlerken uğranılan her limanda farklı bir tatla buluşuyoruz. Çocuğu ve karısıyla mutsuz bir evliliği sürdüren ‘nişancı’ François, aradığı sevgi ve şefkati jigololarda bulmaya çalışan ve nihayetinde bir gorile âşık olan Martine, küçükken plajda gördüğü Alman kızına olan aşkı hiç sönmeyen Victor vs. derken Dormael, öyküsünü Thomas Gunzig’le birlikte kaleme aldığı filmini birbirinden ilginç karakterler ve detaylarla donatmış.
Gorile âşık olan Deneuve

 

Eski yapıtları içinde sadece ‘Sekizinci Gün’ü konvansiyonel sinemaya ait duran Belçikalı sinemacı, özellikle ‘Yeni Ahit’ penceresinden bakıldığında üslup ve yaklaşım olarak Monty Pyton geleneğine (ve bu gelenekten özellikle Terry Gilliam’a), Jean-Pierre Jeunet’ye ve de Michel Gondry’ye yakın bir çizgi tutturmuşa benziyor. Ama bütün isimleri çağrışım olarak hatırlıyoruz, yoksa hem Van Dormael hem de filmi son derece orijinal ve kendine özgü güzelliklerle donatılmış.

 

Oyunculuklara gelince: Nefret edilesi bir portre çizen Tanrı’da daha çok Fransız filmlerinde karşımıza gelen Belçikalı aktör Benoit Poelvoorde, eşinde Yolande Moreau, Ea’da (Dardenne Kardeşler’in ‘İki Gün Bir Gece’sinde de Marion Cotillard’ın kızını canlandıran) Pili Groyne, ‘tetikçi’ François’da François Damiens, Victor’da Marco Lorenzini ve Martine’de Fransız sinemasının efsanevi yıldızı Catherine Deneuve rol alıyor. Her biri, bu izlenmesi son derece zevkli felsefi metni ete kemiğe büründürüyorlar. Sonuç? Zekice kaleme alınmış, göndermeleri yerli yerine oturan, müzikleri de gönülçelen bu son derece sürreal film, haftanın en iyisi...

 

IDRİS ELBA’DAN ‘BOND İDMANI’

 

“Yeni Bond siyahi olacak, en büyük aday da Idris Elba” iddiası ne derece doğru bilinmez ama İngiliz oyuncu son filmi ‘Baskın Günü’nde (‘Bastille Day’) sanki bir nevi ‘hazırlık maçı’na çıkmış gibi. James Watkins imzasını taşıyan yapım, genel görüntüsü itibariyle ‘orta ölçekli bir Bond filmi’ türünden olay örgüsüne ve sahnelere sahip. Bu haftanın aksiyonu niteliğindeki ‘Baskın Günü’, Amerikalı bir yankesiciyle (Michael Mason) yolu kesişen bir CIA ajanının (Sean Briar) süreç içinde birlikte hareket ederek Paris’i kaosa sürükleyen bir çeteye karşı verdikleri mücadeleyi anlatıyor.

 

Andrew Baldwin’in kaleme aldığı senaryo sırtını aslında bildik bir temaya (ki en son birkaç hafta önce vizyona giren ‘Kod 999’da da dertler aynıydı) dayıyor: ‘Görevini kötüye kullanan polisler...’ Fransız Özel Timcileri ortalığı karıştırırken suçu Müslümanlara yıkmaya çalışıyor. Sevimli hırsız Michael’ın genç bir kızdan çaldığı çantayla başlayan kargaşa da bir halk hareketine dönüşüyor. Bu hareketin ‘Fransız Devrimi’ne giden ünlü Bastille İsyanı’nı anma gününe doğru gelişmesi bir metafor olarak öyküye yedirilirken söz konusu yıldönümü de filmin ismine ilham kaynağı olmuş.

 

‘Baskın Günü’nde aksiyon sahneleri belli ölçülerde başarı sağlasa da senaryo klişe ve bazı bölümlerde inandırıcılıktan uzak. Öte yandan CIA ajanı Briar rolündeki Idris Elba, özellikle Paris’in çatılarında suçlu kovalarken film Daniel Craig’in ‘Skyfall’da Kapalıçarşı’nın çatısındaki koşuşturmalarına benzer kadrajları önümüze atıyor. Michael Madsen karakterinde Richard Madden’ın Elba’yla başarılı bir ikiliye hayat verdiği yapımın öne çıkan diğer oyuncuları ise Kelly Relly ve Jose Garcia. Sonuç? ‘Baskın Günü’ için biz de klişe bir yargıya sığınalım: ‘Orta karar bir seyirlik...’

 

DİĞER SEÇENEKLER

 

10 filmlik bu haftanın mönüsündeki diğer yapımlar şöyle: ‘Bay Doğru’ (Yön: Paco Cabezas), ‘Kadere Tutsak’ (Yön: Erdoğan Koç), ‘Ratchet ve Clank’ (Yön: Kevin Munroe), ‘Emicem Hospital’ (İsmet Eraydın) ve ‘Magi’ (Yön: Hasan Karacadağ).

 

 

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI