"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Krall’a karşı omuz omuza...

Yeni nesil ‘Star Trek’ serisinin üçüncü adımı ‘Sonsuzluk’ta Kaptan Kirk ve Atılgan ekibi, gücün karanlık tarafını seçen ‘Krall’ adlı bir yaratığa karşı mücadele ediyor. Film, aralara serpiştirilmiş espriler ve felsefi dokunuşların yanı sıra aksiyon sahneleriyle dikkat çekiyor...

Önce hatıralarda çok küçük bir tur: Türkiye’de TV’nin emekleme döneminde, TRT’de ‘Uzay Yolu’ adıyla gösterilen ‘Star Trek’, kuşkusuz bizim kuşağın en unutulmaz dizilerinden biriydi (ki benim için ilk sıradaydı). Bugünden bakıldığında sıradan, bilindik, çok aşılmış gözükecektir elbet ama bizim için bu dizi, uzayın sonsuzluğuna doğru açılan ilk kapıydı ve gösterildiği gecelerde hayat adeta dururdu. Şimdiki zamanın, hatıralara en çok sahip çıkan yönetmeni konumundaki JJ Abrams, 2009’da işte bu efsanevi dizinin sinemadaki ‘şimdiki zaman’ versiyonunu sahaya sürdü. Hoş, Abrams filme ilişkin söyleşilerinden birinde ‘Star Trek’ hayranı olmadığını, çünkü diziyi fazla geveze, durağan, teorik ve felsefi bulduğunu, asıl olarak ‘Star Wars’ hayranı olduğunu belirtmişti. Ama profesyonellik başka bir şey tabii (!), 2013’te yeni serinin ikinci filmi ‘Star Trek Into Darkness’ı da çekti, daha sonra asıl tutkusu için kamera arkasına geçti ve hatırlanacağı gibi geçen yıl, ‘Star Wars: The Force Awakens’i yönetti. Abrams, bu haftadan itibaren salonlarımıza uğrayan Star Trek serisinin üçüncü halkası ‘Sonsuzluk’ta (‘Star Trek Beyond’) yapımcılığı üstlenmiş, yönetmen koltuğuna ise Justin Lin oturmuş.

 


Leonard Nimoy’a vefa...

 

Önce filmin kısa bir özetini geçelim: Kaptan Kirk öncülüğündeki Atılgan, Federasyon’a yönelik bir tehlikeyi bertaraf etmek üzere gittiği gezegende, Krall adlı gücün karanlık tarafını seçen bir lidere karşı mücadele etmek zorunda kalır.

 

Şu ana kadar yedi filme ulaşan ‘Hızlı ve Öfkeli’ serisinin dört bölümüne imza atan Justin Lin, aksiyona olan hâkimiyetini reji bağlamında ‘Star Trek Sonsuzluk’ta da gösterirken Simon Pegg ve Doug Jung ortaklığını taşıyan senaryo, altı çok çizili olmasa da kimi felsefi dokunuşlarla süslenmiş. Bu dokunuşların başında özellikle Kaptan Kirk üzerinden sorgulanan varoluşsal problemler, uzayın sonsuzluğunda bile asıl meselenin insan denen varlığın kendisi olması gibi ara metinler dikkati çekiyor. Tabii kötülüğün halleri ve de kökenleri de filmin kulak kabarttığı bir başka konu başlığı. Pegg-Jung ikilisi metinde zaman zaman esprilere, zaman zaman da ‘gerçek hayat’ın yansımalarına (mesela orijinal ‘Mr. Spock’ karakterini canlandıran Leonard Nimoy’un geçen yılki vefatının öyküye yedirilmesi gibi) zarifçe hatırlatmalar yoluyla yer vermiş.

 


JJ Abrams imzalı ‘Star Trek’ gayet tatminkâr bir geri dönüştü, ‘Into Darkness’ ise “İdare eder” kabilindendi. ‘Sonsuzluk’a gelince; iki filmin ortasında duruyor sanki. Yani ‘Vasatın biraz üstü’ gibi...


Trump’a benzetmişler


Kirk, Spock, Sulu, Uhura, Dr. McCoy, Chekov (ki bu rolde yakın bir zaman önce bir trafik kazasında, 27 yaşında aramızdan ayrılan Anton Yelchin’i izliyoruz), Scotty gibi ana karakterlerde yine aynı oyuncuları izlerken yeni tiplemelerden Krall’ı Idris Elsa, Jaylah’ı Sofia Boutella, Manas’ı Joe Taslim, Amiral Paris’i de Shohreh Aghdashloo canlandırıyor.


Filmde Federasyon’un gözbebeği konumundaki Yorktown, Neill Blomkamp’ın ‘Elysium’undaki zenginlerin yaşadığı uydukenti andırıyor. Ayrıca Krall’ın eski tip bilimkurgulardaki uzaylı yaratıkları hatırlatan görüntüsü de bence ‘retro’ tatlar katmış, ki bazı Batılı eleştirmenler de onu fiziksel olarak Donald Trump’a benzetmişler. Kötülüğün kaynağını ‘Interstellar’dakine benzer bir argümanla sunması ve müziğin uzay hayatındaki yerini tıpkı ‘Mars Attacks!’ gibi ‘yok edici’ yanıyla tanımlaması da (Bu konudaki mesajı ben şöyle okudum: “Tamam, Beastie Boys’un ‘Sabotage’ına insanlık bir şey demedi ama uzaylılar dayanamazdı!”) filmin diğer hoşluklarındandı...

 

10 maddede ‘Star Trek’ evreni

 

YOLU ‘UZAY YOLU’NDAN GEÇEN HERKESE

 

Bizde ‘Uzay Yolu’ adıyla bilinen ‘Star Trek’ dizisi, Amerikan televizyonlarında ilk kez 8 Eylül 1966’da gösterilmişti. Yani Kaptan Kirk ve mürettebatının hayatımıza girişinin 50. yılındayız. Hem bu yıldönümü hem de serinin sinema sahnesindeki 13. filmi ‘Star Trek Sonsuzluk’un salonlarımıza uğraması vesilesiyle dizinin evrenine ilişkin 10 maddelik bir yolculuğa çıkalım dedik... 

1- Roddenberry’nin çocukları...
Gene Roddenberry, Amerikan Hava Kuvvetleri’nden ayrılıp LA Polis Departmanı’nda çalışmış ve başından iki önemli uçak kazası geçirmişti. 1950’lerde “Yeter artık” dedi ve ‘kamu görevlisi’ olarak çalışmaktan vazgeçip senarist kimliğiyle televizyon âlemine daldı. Çeşitli çabaların ardından gerçek anlamda ismini, CBS Televizyonu için hazırladığı ‘Star Trek’ dizisiyle duyurdu. İlk bölümü 1966’da yayımlanan ve konusu 23. yüzyılda geçen ‘Star Trek’, toplam 79 bölüm çekildi ve 1969’a kadar sürdü. Ardından 1973’te çizgi film oldu, tabii sinema versiyonları da geldi. Ayrıca ‘Star Trek: Next Generation’ adıyla başka bir formatı da, dizi olarak üretildi ve 1987-94 yılları arasında yayımlandı.

 

2- İlerici fikirlerin ifadesi
Roddenberry, ‘Star Trek’i zamanına göre oldukça ilerici fikirlerle donatmıştı. Hâlâ bilimsel bir ütopya olarak fikren insanoğlunun merakını cezbeden ‘ışınlanma’ fikrini ortaya atmanın yanı sıra ‘Soğuk Savaş’ döneminde, bizdeki çevirisinde Atılgan olarak bilinen ve orijinal ismi USS Enterprise olan geminin kaptanı Kirk bir Amerikalıydı ama ‘yönetici’ kadrosuna bir Rusu (Chekov), bir siyahı (Uhura), bir Uzakdoğuluyu (Mr. Sulu), bir uzaylıyı (Mr. Spock) yerleştirerek ‘özgürlükçü’ bir tavır takındı.

 

3- En unutulmaz replikler
Bir kere her bölüm ‘Kaptanın seyir defteri, yıldız tarihi bilmem kaç...’ diye başlardı. Fiziksel bir taşınmayı ifade eden ‘Işınlama’ meselesine gelince; bu iş gemi mürettebatından başmühendis Montgomery Scott’ın sorumluluğundaydı ve bir başka mekândan ışınlanma işlemi sırasında “Işınla bizi Scotty” cümlesi kullanılırdı. Bu cümle dizinin adeta simgesiydi. Ayrıca Volkan gezegeni üyesi Mr. Spock da olaylara her daim mantık süzgecinden bakırdı ve onun da alameti farikası, Kaptan Kirk’ün önerilerine karşı çıktığı sırada kullandığı ifadeydi: “Mantıksız Kaptan...” Mr. Spock’ın ‘Volkanlı selamı’ da ünlüydü.

 

4- O muhteşem sesler korosu
Malum, TRT geleneğinde seslendirme çok önemlidir. ‘Uzay Yolu’ ismiyle gösterilen ‘Star Trek’in Türkiye’de çok sevilip hafızalara kazınmasında olağanüstü bir kadronun gayreti vardı. Bu isimler şöyleydi: Oytun Şanal, Erol Amaç, Ferdi Merter, Fikret Ergin, Alev Yamaç, Enis Fosforoğlu, Sezai Aydın, Ali Hürol, Mümtaz Sevinç, Fikret Tartan, Birkan Akay.

 

5- Öncü ekipmanlar...
‘Uzay Yolu’ dizisinde kullanılan kimi ekipmanlar, adeta günümüz teknolojisine ilham kaynağı oldu. Mesela dizinin sanat departmanında çalışan Wah Chang’in tasarladığı açılır kapanır kablosuz haberleşme aygıtı, cep telefonlarının öncüsüydü. Işın tabancaları ve uzaydaki başka canlı türlerine ait dilleri çeviren bilgisayar da ufuk açıcı tasarımlardı. Ayrıca kendine özgü sesleriyle otomatik kapılar bile dönemine göre öncü hamleydi. Ayrıca NASA, 1976’da Amerikan halkının yoğun istekleri doğrultusunda ilk uzay mekiğine ‘Atılgan’ın orijinal ismi olan ‘Enterprise’ adını vermiştir.

 

6- Dizilerde oynayan ünlü simalar
‘Star Trek’ dizisinde yer alan ilk ünlü sima Joan Collins’ti. 70’lerin ünlü oyuncusu, 1967’de ‘The City on the Edge of Forever’ adlı bölümde hemşire Edith Keeler’ı canlandırmıştı. Famke Jannsen, ‘Star Trek: The Next Generation’ın ‘The Perfect Male’ adlı 1992 tarihli bölümünde Kamala adlı bir karaktere hayat vermişti. Keza Ashley Judd da yine ‘The Next Generation’ın iki bölümünde Ensign Robin Lefler adlı karakteri canlandırmıştı. Ünlü astro-fizikçi Stephen Hawking de ‘The Next Generation’ın 1993 tarihli bir bölümünde gerçek kişiliğiyle boy göstermişti.

 

7- Sinemada ‘Star Trek’
13 filmden oluşan liste şöyle:
◊ Star Trek: The Motion Picture (1979) Yön: Robert Wise
◊ Star Trek II: The Wrath of Khan (1982) Yön: Nicholas Meyer
◊ Star Trek III: The Search for Spock (1984) Yön: Leonard Nimoy
◊ Star Trek IV: The Voyage Home (1986) Yön: Leonard Nimoy
◊ Star Trek V: The Final Frontier (1989) Yön: William Shatner
◊ Star Trek VI: The Undiscovered Country (1991) Yön: Nicholas Meyer
◊ Star Trek: Generations (1994) Yön: David Carson
◊ Star Trek: First Contact (1996) Yön: Jonathan Frakes
◊ Star Trek: Insurrection (1998) Yön: Jonathan Frakes
◊ Star Trek: Nemesis (2002) Yön: Stuart Baird
◊ Star Trek (2009) Yön: JJ Abrams
◊ Star Trek: Into Darkness (2013) Yön: JJ Abrams
◊ Star Trek Beyond (2016) Yön: Justin Lin

 

8-‘Turist Ömer Uzay Yolunda’
‘Uzay Yolu’nun ilk sinema versiyonunun tarihi 1979 olduğu düşünülürse, 1973’te çekilen ve başrolünde Sadri Alışık’ın oynadığı ‘Turist Ömer Uzay Yolunda’ bir ilktir. Senaryosunu, dizide Dr. McCoy’u seslendiren Ferdi Merter’in yazdığı ve yönetmenliğini Hulki Saner’in üstlendiği yapım, son derece gırgır bir filmdir. Turist Ömer’in  özellikle Mr. Spock’la atışmaları ve ti’ye alması meşhurdur.

 

9- İlk gösterim tarihleri
‘Star Trek’in ilk bölümü Amerika’da ilk kez 8 Eylül 1966’da yayımlandı. Türkiye’de, TRT Televizyonu’nda gösterim tarihi ise 16 Ekim 1972...

 

10- Hangi karakterleri kim canlandırdı?
Kaptan James T. Kirk William Shatner
Mr. Spock Leonard Nimoy
Dr. McCoy DeForest Kelly
Montgomery Scott James Doohan
Yüzbaşı Uhura Nichelle Nichols
Mr. Sulu George Takei
Pavel Chekov Walter Koenig


------------------------------------------------------------------------------

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ

VİCDANLARA TUTULAN AYNA
Bizde özellikle ‘Tarafsız Bölge’ ve ‘Bir Hurdacının Hayatı’ gibi iki muhteşem filmle tanınan Bosnalı yönetmen Danis Tanovic, son çalışması ‘Saraybosna’da Ölüm’de (‘Smrt u Sarajevu’) yine yaşadığı coğrafyanın şimdiki zaman dertlerine, geçmişin kanlı izlerinden, bitmeyen hesaplaşmalarından ve tarihsel kafa karışıklıklarından bakıyor.

Krall’a karşı omuz omuza...
Saraybosna'da ölüm / Yönetmen: Danis Tanovic

Film, Bosna Hersek Cumhuriyeti’nin başkentindeki en önemli otelinde (ki geçmişte Bill Clinton, Angelina Jolie, Bono ve Recep Tayyip Erdoğan gibi şahsiyetler burada kalmıştır) yaşanan kimi gelişmelerden hareketle tarihsel bir perspektifin peşine düşüyor. Otelin çatı katındaki canlı yayında gazeteci Vedrana, 1914’te Arşidük Ferdinand’ın Sırp milliyetçisi Gavrilo Pricip tarafından öldürülmesiyle hem Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması meselesini hem de söz konusu suikastçının kimliği üzerinden artık bölünmüş durumda olan ‘Yugoslavya mozaiği’nin gerçekçi resmini tarihçilere soruyor. Altta ise otelin menajeri Ömer, iki aydır maaşlarını ödemediği için grev kararı alan personelini durdurmaya, daha doğrusu ve eylemi ertelemeye çabalıyor. Gerekçesini ise şöyle sunuyor: Sahneye konacak bir oyun için Avrupa’nın önde gelen diplomatları ve ülkenin önde gelen simaları, otelde kalacak ve gelen parayla maaşlar ödenecek. Ömer’in sağ kolu konumundaki Lamia ise işlerin aksamadan yürümesi için çabalarken annesi Hatice’nin grevdeki direnişçilerin başına geçtiğini öğreniyor. Polis memuru Edo ise oteldeki Fransız konuğu korurken bir yandan da eve yeni bir koltuk almalarını isteyen karısının telefon üzerinden yaptığı hatırlatmalarla (!) cebelleşiyor.


Bu yıl Berlin’de
‘Gümüş Ayı’ almıştı
Danis Tanovic, Bernard-Henri Lévy’nin ‘Hotel Europa’ adlı tiyatro oyunundan uyarladığı filminde, görüntü yönetmeni Erol Zubcevic’in kamerasının yardımıyla da kuşkusuz dinamik bir anlatım yakalamış. ‘Saraybosna’da Ölüm’, 85 dakikalık süresi boyunca otelin çatı dahil neredeyse bütün mekânlarında dolaşırken ortaya, günümüzden geçmişe doğru perspektiften bakmayı başarabilen, tarihsel duraklara da vicdanlı bir biçimde uğrayan sağlam bir film çıkmış. Öykünün, Müslüman ve Sırp taraflarının yüzleşmesi noktasında, Gavrilo Princip’in aynı adlı torunuyla gazeteci Vedrana’nın diyalogları en etkileyici ve doyurucu bölümler olarak dikkati çekiyor. Oyunu sahneye koyan Fransız Jacques ise ‘Avrupa’nın vicdanı’ gibi hareket ediyor ve otel odasında, ayna karşısında yaptığı provalar üzerinden adeta herkesin gözü önünde gerçekleşen ‘Srebrenitsa katliamı’nı hatırlatıyor.

Bu yıl Berlin Film Festivali’nde ‘Jüri Büyük Ödülü’nün (‘Gümüş Ayı’) yanı sıra ‘FIBRESCI (Uluslararası Sinema Yazarları Federasyonu) Jüri Ödülü’nü de kazanan ‘Saraybosna’da Ölüm’, haftanın en önemli sinemasal seçeneği; kesinlikle
kaçırmayın...


Krall’a karşı omuz omuza...
Nefesini tut / Yönetmen: Fede Alvarez

ŞİDDETİN 'GEREKSİZ' ESTETİĞİ
Güvenlik şifrelerini kırarak evlere giren ve küçük çaptaki soygunlar düzenleyen üç kişilik çetenin şefi konumundaki Money, arkadaşlarına ‘kolay bir av’dan söz eder; terk edilmiş bir yerde yaşayan ve yakın bir zaman önce yüklüce bir tazminat kazanmış yaşlı bir kör adam... Ekibin şifre kırıcısı genç Alex bu soyguna karşı çıksa da ekibin kadın üyesi Rocky’nin “Bu paraya ihtiyacım var, son bir kez yapalım” ısrarıyla harekete geçerler. Lakin karşılarında son derece çetin bir ceviz bulacaklardır.

Korkutucu kısa filmlerden sonra ‘Evil Dead’ın yeniden çevrimiyle uzun metrajda da kanlı stiliyle dikkat çeken Uruguay kökenli Fede Alvarez, senaryosunu Rodo Sayagues’le birlikte kaleme aldığı ‘Nefesini Tut’ta (‘Don’t Breathe’) dar alanda gerilim yaratmayı başarıyor.

Ana soygun hamlesiyle birlikte bir evin sınırları dahilinde gelişen öyküyle birlikte, Alvarez görsel açıdan akıp giden bir filme imza atmış. Ama senaryo fazla boşluk ve geçersiz top çevirmelerle dolu ve kendi içinde inandırıcılığı kimi yerlerde fazlasıyla kaybediyor. Üstelik öykü bir noktadan sonra başka bir kulvara sapıyor ve yakın zaman önce izlediğimiz ‘Gizli Dünya’nın (‘Room’) sınırlarına dahil oluyor. Ayrıca film fazlasıyla kanlı, ben kendi adıma şova yönelik bu türden şiddet sahnelerine pek de sıcak bakamıyorum (Kim bilir, bunun nedeni ‘Şiddetin estetiği’ni Sam Peckinpah özelinde öğrendiğimiz içindir!). Emektar Stephen Lang’ın ‘kör adam’ karakterinde ustalığını konuşturduğunu söyleyelim. Salonda kan banyosu görmeye meraklı seyirciyle birlikte içerikten çok üslubu ön planda tutan sinemaseverlere tavsiye
ederiz...


DİĞER SEÇENEKLER
Haftanın diğer yapımları şöyle: ‘Suikast’ı (‘Mechanic: Resurrection’) Dennis Gansel yönetmiş, kadroda Jason Statham, Jessica Alba ve Tommy Lee Jones var. Ariel Schulman ile Henry Joost’un yönettiği ‘Oyun’da (‘Nerve’) Emma Roberts, Dave Franco ve Juliette Lewis oynuyor. Haftanın animasyonu ‘Sevimli Kedi İş Başında 2’yi Andres Couturier yönetmiş.

Krall’a karşı omuz omuza...
Sevimli kedi iş başında 2

 

 

 

X