"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

‘Koruma kurulu’ yine işbaşında

‘Marvel ailesi’nin az bilinen üyeleri ‘Galaksinin Koruyucuları’, sinemaseverlere üç yıl önce ‘Merhaba’ demişti. Ekibin ikinci macerasında Freudyen okumalar ve ‘aile bağları’ var. İlki kadar ışıltılı olmasa da 80’ler göndermeleri, enfes sountrack ve minik Groot’un varlığı ikinci filmi de izlenmeye değer kılıyor.

Ah şu galaksi... Kurtarmayan kaldı mı? Hele de ‘Marvel evreni’nin üyeleri... Defalarca hem Dünya’yı hem de galaksiyi kurtardılar, var olan düzenin sürmesini sağladılar. ‘Beş benzemez’den oluşan ve kendilerine ‘Galaksinin Koruyucuları’ (‘Guardians of the Galaxy’) adını veren ‘Marvel ailesi’nin az bilinen grubu ise, Ağustos 2014’te beyazperdeye gölgesini aksettirdiğinde farklı bir esintinin de tarifine soyunmuşlardı. ‘Star-Lord’ namıyla sahaya çıkan Quill’le aralarında ‘resmiyet’e dökülmemiş bir gönül ilişkisi olduğu belli ‘Gamora’, rakun ‘Rocket’, ağacımsı ‘Groot’ ve ‘Yokedici’ Drax’ten oluşan ekibin oluşma sürecini ve evrenin kötülerinden Ronan’a karşı verdikleri mücadeleyi anlatan film, türünün kayda değer örneklerinden biri olarak hatıralarımızdaki yerini almıştı. ‘Galaksinin Koruyucuları’, genellikle vasat çalışmalara imza atmış olan yazar-yönetmen James Gunn’ın kariyerindeki en iyi işti ve göndermeleri, zekice esprileri, hınzırca yazılmış diyalogları, ‘walkman sevgisi’ ve sountrack’indeki şarkılarla 80’lere selam gönderen tavrıyla gönlümüzü kazanıyordu.

‘Koruma kurulu’ yine işbaşında

GALAKSİNİN KORUYUCULARI 2

Yönetmen: James Gunn

Oyuncular: Chris Pratt, Zoe Saldana, Kurt Russell, Dave Bautista, Bradley Cooper (‘Rocket’ın sesi), Vin Diesel (minik Groot’un sesi), Michael Rooker, Karen Gillan, Pom Klementieff, Elizabeth Debicki, Sylvester Stallone ABD yapımı

Malum, ‘Seriler çağı’ndayız. Sinemadaki her bir adımın neredeyse devamının gelme olasılığı yüksek. Ki ‘Galaksinin Koruyucuları’ zaten daha ilk filmde elini belli etmiş ve “Devamı gelecek” mesajını vermişti. Bu hafta itibariyle vizyona giren ikinci hamlede (yönetmen yine James Gunn) Quill, kim olduğunu merak ettiği babasını nihayet buluyor (daha doğrusu babası Ego, oğlunu buluyor). Gamora kız kardeşi Nebula’yla didişiyor; Drax, Ego’nun asistanı Mantis’e ilgi duyuyor. Yani bir nevi özel hayatlar ön planda (ve de bu bağlamda Freudyen okumalar)... Ekibin ‘aile’ olma isteği, birbirlerine kenetlenme çabaları ve dayanışma ruhu da öne çıkan diğer temalardan.

‘Koruma kurulu’ yine işbaşında

Filmin yıldızı babasının aziz hatırasını yaşatan minik Groot.

Altın kaplamalı kraliçe Ayesha’nın ‘Koruyucular’ı yok etme yönündeki hamleleri, Quill’i büyüten Yondu’nun ekibindeki isyan, Ego’nun adına layık kibri ve narsizmi derken ilkine benzer şekilde yine eğlenceli bir uzay aksiyonu sunuyor ‘Galaksinin Koruyucuları 2’. Ama bu kez ışıltı daha az, espriler daha sıradan, aile üzerinden muhabbetler gereksiz ciddi ve yer yer sıkıcı. Öykünün yıldızı ise babasının aziz hatırasını yaşatan minik Groot. Bu küçük ağaç yavrusu, filmin belki de en heyecan verici unsuru.

‘TANGO & CASH’ DE KADRODA

Oyunculara gelince: Han Solo tadında takılan Quill’de Chris Pratt, Gamora’da Zoe Saldana, Drax’te eski güreş şampiyonlarından Dave Bautista, Groot’un sesinde Vin Diesel, Rocket’ınkinde Bradley Cooper ve Yondu’da Mic-
hael Rooker
ikinci filmde de yerlerini koruyan isimler. Yıllar öncesinin klasiği ‘Tango & Cash’in yıldızlarından Kurt Russell baba Ego’da karşımıza gelirken Sylvester Stallone de galaksinin saygın haydutlarından Stakar’da, ‘Ustalara saygı’ kabilinden yüzünü gösteriyor. Kraliçe Ayesha’da Elizabeth Debicki, Nebula’da Karen Gillan, Mantis’te de Pom Klementieff’i izliyoruz.

Sonuç? İlki kadar çarpıcı olmasa da minik Groot’un varlığı, 80’lere vurgu yapan ‘retro’ tattaki ısrar, David Hasselhoff üzerinden geliştirilen ‘Kara Şimşek’ (‘Knight Rider’) muhabbeti, sountrack’te yer alan Looking Glass’ın ‘Brandy’ (You’re a Fine Girl) adlı şarkısı ve Cat Stevens’ın muhteşem ‘Father and Son’ı... Bütün bunlar salonun yolunu tutmak için yeterli sanıyorum.

‘Koruma kurulu’ yine işbaşında

3 Mayıs 1987’de aramızdan ayrılan Dalida, Türkiye’de de çok seviliyordu.

DALİDA

Yönetmen: Lisa Azuelos

Oyuncular: Sveva Alviti, Riccardo Scamarcio, Jean-Paul Rouve, Nicolas Duvauchelle, Alessandro Borghi, Valentina Carli, Vincent Perez, Niels Schneider Fransa yapımı

YARALI BİR RUH...

Bazı filmlerin ruhunuzda ve zihninizde bıraktığı izler, sinematografik değerlerinden çok daha derin ve çarpıcı olur. Bu türden etkilere, genellikle bize kişisel ya da toplumsal geçmişimizi hatırlatan yapımlarda veyahut öykülerde rastlarız. Naçizane bu haftanın yenilerinden ‘Dalida’ da benim için böylesi bir buluşmanın ifadesi oldu.

Filmin ana karakteri ‘Başka Tanrının çocukları’ olduğumuz dönemlerin en popüler figürlerindendi. O zamanlar dünyaya da Türkiye’ye de farklı değerler ve ortak parantezler hâkimdi. Baskın olan sadece Amerikan kültürü değildi; sinemasıyla, müziğiyle, edebiyatıyla başka filizler de alabildiğine boy veriyordu. Mısır doğumlu İtalyan kökenli, sonradan Fransız vatandaşı Iolanda Cristina Gigliotti ya da sahne adıyla ‘Dalida’ da bu ‘çokkültürlü’ evrenin Kıta Avrupa’sındaki uzantılarından biriydi. Kendine özgü sesi, şarkıları, hayatındaki gelgitleri, trajedisi ve öyküsüne intihar ederek kendi koyduğu noktayla gerçek bir ‘yıldız’ gibi yaşadı ve o ellerimizden kayıp gitti...

Bu topraklardaki yansıması ya da çocukluğumuza, gençliğimize değdiği nokta ise ‘Türkçe sözlü hafif müzik’ denen türe yaptığı katkıydı (!) bir bakıma. Onun, o çok popüler şarkıları dilimize çevrilip bu yakadaki meslektaşları üzerinden seslendirilirken hayatımıza bazen neşe bazen keder katan unsurların başında geliyordu. Örneğin Alain Delon’la seslendirdiği ‘Paroles, paroles’si, Ajda Pekkan yorumuyla ‘Palavra Palavra’ya, ‘Gigi l’Amoroso’su ‘rahmetli’ Tanju Okan’ın o muhteşem sesinde ‘Aşkı Bulacaksın’a dönüşüyordu. Bitmedi, bu topraklarda bir ilginç izi daha vardı Dalida’nın; Beşiktaş’ın 75. yılı dolayısıyla Fenerbahçe’yle İnönü’de oynanan maçta başlama vuruşunu yapmıştı.

Bu, enikonu konturlarını çizdiğimiz öykü ve kahramanı, yönetmen Lisa Azuelos’un hayatına da derinden değmiş olmalı ki son derece içten, doğru noktalar ve limanlarda dolaşan bir filmle perdeye taşınmış. ‘Dalida’, zaman zaman ünlü şarkıcının hayat hikâyesinin Mısır’daki başlangıç bölümüne geri dönüşlerle uğrarken asıl ritmini Fransa’ya adım atmasından sonra buluyor. Ona şöhretin kapılarını açan, bir süre evli kaldığı Lucien Morisse’yle olan ilişkisi, Amerikalı aktör Jean Sobieski’yle birlikteliği, hayatındaki en derin izlerden biri olan ve intihar ederek belki de ona bir kaçış koridorunun varlığını hatırlatan İtalyan şarkıcı Luigi Tenco’yla yıpratıcı aşkı, giderek onun için bir ayak bağına dönüşen Saint Germain Kontu Richard Chanfray; yanı sıra bir tür menajeri olan erkek kardeşi Orlando, kız kardeşi Rosy vs...

SEVDİK SENİ BİR KERE...

Liza Azuelos, Dalida’yı anlatırken yakın çevresine, aşk trafiğine, sanat hayatındaki adımlara da göz atıyor ama temel olarak mutsuz, yalnız ve sürekli sığınılacak bir liman arayan yaralı bir ruhun izlerini sürüyor. Öyle yaralı bir ruh ki bu, psikiyatrının “İnsanlara umut veriyorsun” ifadesine karşı kurduğu “Peki ama bana kim umut versin?” cümlesiyle durumunu özetliyor.

Fizik olarak şarkıcıyı fazlasıyla andıran Sveva Alviti’nin özel bir ruh ve gayretle Dalida’yı canlandırdığı filmde son dönemde uluslararası bir aktör kimliğini üzerine geçiren Riccardo Scamarcio’nun yanı sıra Jean-Paul Rouve, Nicolas Duvauchelle, Alessandro Borghi, Valentina Carli gibi isimler yan karakterlere hayat veriyor.

Sonuç? Lisa Azuelos, dengeli anlatımını sanatçının unutulmaz şarkılarıyla süslerken daha çok Dalida’yı zamanında tanımış, sevmiş, müziğine aşina olmuş bir kuşağın hissiyatına seslenen bir film yapmış. Özellikle söz konusu kuşağın üyeleri kesinlikle kaçırmasın, ayrıca o yıllara yetişememiş ama iyi çekilmiş trajik hikâyelere ilgi duyan sinemaseverlere de tavsiye ederiz.   

‘Koruma kurulu’ yine işbaşında

THE CIRCLE

Yönetmen: James Ponsoldt

Oyuncular: Emma Watson, Tom Hanks, John Boyega, Karen Gilan, Glenne Headly, Patton Oswalt, Ellar Coltrane, Bill Paxton ABD yapımı

BÜTÜN YOLLAR ‘1984’E ÇIKIYOR!

Şeffaf yaşamlar... Açılımı ise yediğini içtiğini, attığı her adımı sosyal medya üzerinden paylaşan kitleler... Ve herkesin hayatı artık bir ‘yıldız’ statüsünde; herkes önemli, herkes narsist, herkes egolu...

Sistemin isteği ise biraz daha farklı: Bireylerin dünden razı olduğu bu hayat biçimini gözetleme ve müdahil olma yönünde kullanma sevdasında. Her şey, her söz, her yazı, her not kayıt altında olsun ve ayrıkotu gibi duranlar hemen tarladan temizlensin... Dave Eggers’ın 2013 tarihli çok satan romanı ‘The Circle’, bu dertlerle örülüydü. Söz konusu kitabın sinema uyarlaması aynı adla huzurlarımızda.

Önce kısaca konu diyelim: Bir çağrı merkezinde geçici olarak çalışan Mae Holland, eski arkadaşı Annie vasıtasıyla ‘Circle’ adlı büyük bir şirkette yeni bir iş bulur. Şirketin sahibi konumundaki Eamon Bailey’nin amacı şeffaflığın hâkim olduğu, mahremiyetin geçersiz kılındığı bir dünyanın temellerini atmaktır. Mae, bir ‘çaylak’ olmasına karşın kimi tesadüfler sonucu çok kısa zamanda ön plana çıkar ve şirketin vitrin yüzü olur. Lakin bu durumun ağır bedelleri vardır...

Yönetmenliği James Ponsoldt’un üstlendiği ‘The Circle’, ‘1984’vari bir dünyayı bir şirket ölçeği üzerinden anlatıyor. Orwell’vari bu karamsar tasvir çok geçmeden Snowden çizgisine yakın bir noktaya evriliyor. Emma Watson’ın üzerine düşeni yerine getirdiği yapımda Tom Hanks, Steve Jobs’vari bir karakterin masum yüzlü ‘Darth Vader’ versiyonunu canlandırıyor.  

‘Dijital dünyaya ilişkin uyarılar’ olarak nitelendirilebilecek ‘The Circle’da fena gözükmeyen metin, heyecan verici bir filme dönüşememiş. Doğru noktalar, doğru uyarılar keşke daha etkileyici bir rejiyle tamamlansaymış diyor insan...

‘Koruma kurulu’ yine işbaşında

 ‘Umut’

YETER Kİ ‘UMUT’SUZ OLMASIN SİNEMA...

Hürriyet Pazar’da bir süre önce yayımladığımız ‘Türk sinemasının en iyi 100 filmi’ soruşturmasında hatırlanacağı gibi ilk sırayı ‘Umut’ almıştı. Yılmaz Güney’in 1970 tarihli bu klasiği önümüzdeki çarşamba gecesi salonlara uğruyor. Başka Sinema, 100 kişilik jürinin katıldığı soruşturmamızdan yola çıkarak ‘Umut’u hem zamanında izleyip unutanlara
hatırlatıyor hem de filmi henüz izleme şansına erişememiş genç kuşaklara fırsat sunuyor. 

GÖSTERİM YAPILACAK SİNEMALAR VE SEANS SAATLERİ

◊ Altunizade Capitol Spectrum / 21.00
◊ Beyoğlu Beyoğlu Sineması / 21.00
◊ Boğaziçi Üniversitesi SineBU / 19.00
◊ Etiler Akmerkez Cinema Pink / 21:45
◊ Kadıköy Rexx / 21.00
◊ Ankara Kızılay Büyülü Fener / 21.15
◊ İzmir Karaca Sineması / 19.15

DİĞER SEÇENEKLER

‘Koruma kurulu’ yine işbaşında

‘Gelecek Günler’

Mia Hansen Love’un yönettiği ‘Gelecek Günler’de (‘L’Avenia’) başrolleri Isabelle Huppert, Andre Marcon ve Roman Kolinka paylaşıyor. ‘Çatışma’ (‘Eshtebak’), Mohammed Diab’ın imzasını taşıyor, oyuncular Nelly Karim, Hany Adel ve Tarek Abdel Aziz. Yerli gerilim ‘Lanet: Ervah Cinleri’nde Zahid Çetinkaya, Sevcan Sini, Ufuk Özkaya ve Ceren Yasemen Güneysu rol alıyor, yönetmen Teoman Gündüz. Volkan Dönmez’in yönettiği ‘Nereden Nereye’nin kadrosunda şu oyuncular var: Sarp Levendoğlu, İnan Ulaş Torun, Yosi Mizrahi ve Aslı Mavitan Balkaş. Mertkan Arat, Altan Akışık ve Behice Maurer’un oynadığı ‘Bir Annenin Feryadı’nı Atilla Gökbörü yönetmiş. D. J. Viola imzalı ‘Ölümcül Deney: Dejavu’da (‘Tell me How I Die’) Nathan Kress, Virginia Gardner ve William Mapother başrolleri paylaşıyor. ‘Aç Kapıyı Çok Fenayım’ı Kenan Öztürk yönetmiş, oyuncular Oğuzhan Yıldız ve Gözde Mukavelat.

 

X