"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

‘Kıyamet’ bir kez daha koparken...

‘Maymunlar Cehennemi’ serisinin son hamlesi ‘Savaş’, maymunların lideri Caesar’ın intikam alma mücadelesine odaklanıyor. Önceki adımda olduğu gibi western tadı taşıyan yapım ‘Toplama kampı filmleri’ türünün yanı sıra Francis F. Coppola’nın ‘Kıyamet’ine de selam gönderiyor.

Fransız yazar Pierre Boulle’nin çok tutmuş romanı ‘La planete des singes’den yapılan 1968 tarihli uyarlama, sinema tarihinin en ilginç yapımlarından biri olarak hafızalarda yer ediyordu. Bizde ‘Maymunlar Cehennemi’ olarak bilinen ‘Planet of the Apes’, yaşlı Dünya’daki güç dengelerinin, ‘Evrim Teorisi’ açısından ‘atalarımız’ kabul edilen grubun lehine değiştiğine dair distopik bir filmdi. Sonradan devamları çekilse de ilkinin yerini tutmadı; Franklin J. Schaffner’ın söz konusu yapıtı, çok uzun bir süredir ‘klasik’ statüsünde.

‘Kıyamet’ bir kez daha koparken...

MAYMUNLAR CEHENNEMİ: SAVAŞ

Yönetmen: Matt Reeves

Oyuncular: Andy Sarkis, Woody Harrelson, Steve Zahn, Karin Konoval, Amiah Miller, Judy Greer, Toby Kebbell, Terry Notary

ABD yapımı

Lakin sinema hem dinamik hem de çaresiz bir sanat. Ya dön dolaş aynı şeyleri anlatıyor ya da hikâyelerin en başına giderek farklı mecralara açılırmış gibi yaparken aslında aynı suda defalarca yıkanmanın değişik formüllerini üretiyor. Bu furyadan ‘Maymunlar Cehennemi’nin de nasibini almaması düşünülemezdi; nitekim 2011’de hikâye başa sarıldı ve 1968’deki noktaya nasıl gelindiğine dair yeni bir serinin peşine takıldık. Önce ‘Başlangıç’la (‘Rise of the Planet of the Apes’), “Atalarımız nasıl oldu da dillendi?”nin cevabını öğrendik. Sonrasında 2014’teki ‘Şafak Vakti’nde (‘Dawn of the Planet of the Apes’) yol ayrımına nasıl gidildiğini, ‘kutuplaşma’nın nerede başladığını ve hangi noktalara taşındığını izledik. Bu haftadan itibaren salonlarımıza uğrayan ‘Maymunlar Cehennemi: Savaş’la (‘War for the Planet of the Apes’) da artık ‘Dönülmez akşamın ufkunda’ dolaşıyoruz...

Yeni serinin ilkini Rupert Wyatt çekmişti. ‘Savaş’ ise tıpkı ‘Şafak Vakti’ gibi Matt Reeves imzasını taşıyor. ‘Başlangıç’ dört başı mamur bir çalışmaydı, daha önce de yazdığım gibi ‘Maymunlar Cehennemi’ mitosunu başarıyla restore ediyordu. ‘Şafak Vakti’ ise heyecan verici bir girişin ardından kartları bildik şekilde dağıtıyor, bir noktadan sonra ‘Western tadı’na ulaşıyor ve öykü düzleminde insanlar ve maymunlar arasındaki ‘Barış süreci’nin iki tarafa mensup, birtakım öfkeli ve öngörüsüz karakterler tarafından bozulduğuna vurgu yapıyordu. Filme ilişkin bir küçük not da maymunlar cephesinin lideri Caesar’a ihanet eden birden çok Brutus olduğuydu.

‘Kıyamet’ bir kez daha koparken...

‘Maymunlar Cehennemi’ serisinde, ‘Hareket yakalama tekniği’nden bolca yararlanıldı.

YANLIŞ ÇEVİRİ!

‘Savaş’ta ise insanlık kanadında, karşı tarafa soykırım uygulayan Albay McCullough dikkat çekiyor ve hamleleriyle Caesar’ı makul çizgisinden uzaklaştırıyor. Serinin aynı zamanda üçüncü (hem de yeni bir serinin ikinci) adımı niteliğindeki yapım, temel olarak Caesar’ın, Albay’a karşı beslediği intikam duygusu üzerine bir temaya sahip. Öte yandan Reeves, anlatımı yine western tadıyla süslemiş ama bir noktadan sonra ‘Toplama kampı filmleri’ türüne de göz kırpmış, yetmemiş, tıpkı yakın zaman önce izlediğimiz ‘Kong: Skull Island’da olduğu gibi ‘Albay Kurtz’u andıran ‘psikopat Albay McCullough’ karakteri üzerinden Coppola’nın ‘Kıyamet’ine göndermede bulunmuş.

Bu eklektik yapıyı Reeves’in anlatımı toparlamayı başarmış ama ben yine de daha çarpıcı bir film bekliyordum doğrusu. (En beğendiğim yanı ise orijinal filme göndermelerde bulunan, Caesar ve ekibinin sahilde atla takibe yöneldikleri sahneler oldu.) Buna, yer yer senaryonun kimi noktalardaki inandırıcılıktan uzak hamlelerin (mesela kamptaki nöbetçiye ‘çamur atma’) yanı sıra işin felsefesi konusundaki, “Biraz daha derine inersek, seyirciyi sıkarız” tavrı da neden oluyor sanırım.  

Oyunculuklara gelince: Caesar’da Andy Sarkis, ‘hareket yakalama tekniği’ eşliğinde yine harikalar yaratıyor. Woody Harrelson ‘Albay McCullough’ta her zamanki gibi ‘psikopat’lığın üstesinden gelmeyi biliyor. Steve Zahn, ‘Yaramaz Maymun’da filmin en esprili karakterine imza atıyor. Caesar’ın arkadaşları Maurice, Rocket ve Luca’yla birlikte atıldıkları serüvenin ‘sessiz’ tanığı Nova’da da minik oyuncu Amiah Miller’ın, gayet iyi bir performans sergilediğini belirtelim.

Nihayetinde Caesar’ın oğlu Cornelius’un ön planda olduğu yeni bir film izleyecek miyiz bilmiyorum ama “1968’deki klasiğin öncesinde neler oluyordu”yu merak edenler için, ‘Savaş’la birlikte parantez kapanıyor. Peki seri boyunca kimi tuttuk? Hem kendi cinsine hem gezegenin diğer türlerine hem de doğaya yapmadığını bırakmayan insanları değil elbet! Dolayısıyla vakti zamanında filme verilen Türkçe ‘Maymunlar Cehennemi’ isminin ne kadar yanlış olduğu o kadar açık ki. Çünkü yeryüzünü cehenneme çevirenlerin kimler olduğu malum...  

‘Kıyamet’ bir kez daha koparken...

İSTİSNA

Yönetmen: David Leveaux

Oyuncular: Jai Courtney, Lily James, Christopher Plummer, Janet McTeer, Ben Daniels, Anton Lesser

İngiltere-ABD ortak yapımı

İYİNİN VE KÖTÜNÜN ÖTESİNDE...

Yıl 1940... Kaiser Wilhelm II, Hollanda’daki sürgün hayatını sürdürmektedir. Führer, onu Berlin’e getirme düşüncesindedir. Teklifi yapacak kişi ise Himmler’dir. Öncesinde genç Yüzbaşı Stefan Brandt, olası bir suikasta karşı Hollanda’ya gider ve Kaiser’i malikânesinde korumaya başlar. Yöredeki Gestapo şefi ise sürekli Londra’yla mesaj yollayan bir İngiliz ajanın peşindedir. Yüzbaşı, gelir gelmez malikânenin çalışanlarından Mieke’yle ilişkiye gider; zaman ilerledikçe ilişkinin seyriyle birlikte kişilerin denklemdeki yerleri de değişir...

Haftanın yenilerinden ‘İstisna’ (‘The Exception’), Alan Judd’un 2006 tarihli romanı ‘The Kaiser’s Last Kiss’ten sinemaya uyarlanmış. Yapım, İngiliz David Leveaux imzasını taşıyor. Film, iki ana eksende ilerliyor: Bir kolda artık anılarıyla yaşayan düşmüş bir ‘İmparator eskisi’ ve Führer’in onlara geçmişteki ihtişamlarını tekrar vereceğini düşünen hırslı karısı Prenses Hermine var. Diğer cephede ise sadece seks isteğiyle başlayıp sonrasında tutkulu bir sevdaya dönüşen ilişkinin iki ayağındaki Yüzbaşı Brandt’la, ‘Yahudi’ olduğunu ‘itiraf’ eden ve yakın geçmişin kendi adına acı hesaplarını kapatmaya niyetli Mieke de Jong... ‘İstisna’, çürümüş bir aristokrasinin acınası mirasıyla, yükselen faşizmin bu mirası kullanma çabasının izlerini sürerken ‘casus filmleri’ sularına da ayaklarını değdiriyor.

MUHTEŞEM CHRISTOPHER PLUMMER

Çok tanınmış bir tiyatro yönetmeni olan Leveaux, gayet akıcı bir anlatımla izlenmeye değer bir filme imza atarken ‘İstisna’yı asıl olarak performanslar ayakta tutuyor. En son yine, ‘şimdiki zamanlar’da gezinen bir Nazi filminde (Egoyan’ın ‘Remember’ı) karşımıza gelen 88 yaşındaki ‘büyük usta’ Christopher Plummer, muhteşem bir ‘Kaiser Wilhelm’ portresi çiziyor. Avustralyalı Jai Courtney, Yüzbaşı Brandt’ta gayet başarılı oynarken Mieke’de Lily James, bana kalırsa iki hafta önce gösterime giren ‘Tam Gaz’daki rolünden daha etkili bir performans ortaya koyuyor. Prenses Hermine’de Janet McTeer da kalitesini hissettirirken Himmler’de Eddie Marsan dikkat çekici ama karikatürize bir portre çiziyor.

Sonuçta ‘İstisna’, önümüze getirdiği kimi özel karakterler ve dönemin genel tasvirini doğru konturlarla çizmesi bakımından ilgiye değer bir film.    

‘Kıyamet’ bir kez daha koparken...

PLANETARIUM

Yönetmen: Rebecca Zlotowski

Oyuncular: Natalie Portman, Lily-Rose Depp, Emmanuel Salinger, Amira Casar, Louis Garrel, Pierre Salvadori, David Bennett

Fransa-Belçika ortak yapımı

NAZİZM ÖNCESİ SON ÇIKIŞTA...

Bu hafta ‘İstisna’ bizi İkinci Dünya Savaşı’nın içine atarken bir diğer seçenek ‘Planetarium’ da yaklaşan savaşın, Yahudi karşıtlığının ve yükselen faşizmin ayak sesleri arasında dolaşıyor. Filmin ana karakterleri Laura ve Kate Barlow adlı iki kız kardeş. Bir tür medyum olarak çalışan ikili, kamuya açık alanlarda (ki çoğu ‘Kabare’ salonları) ruhlarla iletişime geçmektedirler. Katıldığı seansta izlediklerinden fazlasıyla etkilenen dönemin ünlü yapımcısı André Korben, kız kardeşlere bir tür kol kanat gerer ve önce evine alır, sonra da onlara ilginç bir filmde rol verir...

Polonya kökenli Fransız yönetmen Rebecca Zlotowski’nin imzasını taşıyan ‘Planetarium’, belki basit bir konuyu fazla dallandırıp budaklandırarak anlatma yolunu seçmiş ama yine de derdini aktarmanın üstesinden gelmiş. Filmde dönemin sosyolojik arka planı üzerine oturtulmuş öyküde hem mistisizmin sularında hem de sinemanın en az önü kadar sihirli olan perde gerisi cephesinde de dolaşıyoruz. Barlow’lar arasındaki dengede ise abla Laura mantığı, aklı ve liderliği, kız kardeşi Kate ise duygusallığı ve kırılganlığı temsil ediyor. Ayrıca sinemanın ışıltısı adeta ablanın içindeki hırsı da ortaya çıkarıyor.

GARBO VE CRAWFORD HAVASI

Oyunculuklara gelince: Neredeyse ‘Siyah Kuğu’dan beri etkileyici kompozisyonlardan uzak rollerle karşımıza gelen Natalie Portman, Oscar’a aday gösterildiği ‘Jackie’nin ardından ‘Planetarium’da da (Laura rolünde) son derece dikkat çekici bir performans ortaya koymuş. Ayrıca Korben’in yapımcılığını üstlendiği film sırasında, yabancı bir eleştirmenin de altını çizdiği gibi Greta Garbo ya da Joan  Crawford’u çağrıştıran kadrajlarda karşımıza geliyor. Kate’te izlediğimiz Vanessa Paradis’yle Johnny Depp’in kızı Lily-Rose Depp, karakterinin ruhsal gelgitlerini tüm masumiyetiyle birlikte yansıtmada gayet başarılı. Keza Corben’deki Emmanuel Salinger de  gayet iyi.

Toparlarsak yakın bir dönem önce vizyona giren Kristen Stewart’lı ‘Hayalet Hikâyesi’yle ‘uzak akraba’ (!) görünen ‘Planetarium’, haftanın orta karar seçeneklerinden...

‘Kıyamet’ bir kez daha koparken...

‘Durak’

DİĞER SEÇENEKLER

Dört kadın yönetmenin; Roxanne Benjamin, Annie Clark, Karyn Kusama ile Jovanka Vuckovic imzalarını taşıyan ‘Korku Tüneli’nde (‘XX’) başrolleri Melanie Lynskey, Sheila Vand, Natalie Brown, Jonathan Watton, Peter DaCunha, Peyton Kennedy, Ron Lea, Michael Dyson ve Seth Duhame gibi isimler paylaşıyor. Oyuncu kadrosunda Firdaus Rahman, Wan Hanafi Su, Mastura Ahmad ve Boon Pin Koh gibi isimlerin yer aldığı ‘Çırak’ı (‘Apprentice’) ise Boo Junfeng yönetmiş. Yerli yapım ‘Durak’ın yönetmen koltuğunda iki isim var: Serdar Gözelekli ve Muammer Koçak, oyuncular Emre Altuğ, Görkem Yeltan, Deniz Hamzaoğlu ve Tunç Okan. Haftanın animasyonu ‘Ayı Kardeşler: Sirkte Curcuna’yı (‘Boonie Bears: The Big Top Secret’), Din Liang yönetmiş. Miniklere seslenen bir diğer yapım ‘Fırıldak Kedi Findus’ (‘Pettersson und Findus – Kleiner Qualgeist, Grobe Freundschaft’) yönetmen olarak Ali Samadi Abadi imzasını taşıyor. Çağdaş Çağrı’nın yönettiği ‘Geçmiş’te ise Bülent Emin Yarar, Lila Gürmen, Gözde Kansu ve Volga Sorgu gibi isimler rol alıyor.

 

X